İçimiz yanıyor!

3 Haziran Çarşamba. Saat 16:40 suları... "Ercan Arıklı'ya otobüs çarptı, koşun" diye bağırarak içeri daldı şoförümüz Mehmet ...

Haberin Devamı

3 Haziran Çarşamba. Saat 16:40 suları... "Ercan Arıklı'ya otobüs çarptı, koşun" diye bağırarak içeri daldı şoförümüz Mehmet. Masamda oturmuş yazı yetiştirmeye çalışıyordum, erken baskıya gireceğimiz haber verilmişti. Ahmet Vardar ve Güngör Mengi'yle birlikte deliler gibi aşağı koştuk.

Vatan Gazetesi çalışanları kapının önünde birikmiş ağlaşıyor, ne göreceklerini bilmedikleri için çoğu yanına gidip bakmaya bile cesaret edemiyorlardı. Başı kalabalıktı yine de. Zafer Mutlu ve birçok kişi telaş içinde ambulansı beklemekteydi.

Ercan Arıklı, o dergiler imparatoru, o yetenekli, değerli gazeteci, o "yayıncılık duayeni" yerde yüzüstü yatıyordu. Mavi bir trafik canavarının önünde öylece çaresiz, kanlar içinde ecelle pençeleşiyordu. Bu ülkenin en iyi yetişmiş, en değerli insanlarından biri daha sorumsuz ellerin kullandığı koca bir çelik yığınına esir düşmüştü. Bir belediye otobüsüne.

Kalabalığı yararak yanına doğru yaklaştım. İçim kan ağlıyordu, insanın bir arkadaşını, sevdiği, değer verdiği bir meslektaşını böyle görmesi ne acı bir duyguydu YARABBl! Kazayı duyduğumuz anda aradığımız ambulans ulaşana kadar geçen zaman yüzyıllar gibi geldi. Neyse sonunda alıp götürdüler onu... Vatan Gazetesi çalışanlarının yüreğinin bir parçası da onunla birlikte gitti. Allah yardımcısı olsun... Şu andan itiberen dua etmekten başka ne gelir elimizden?

Affedin onları... affedin!!
O acil servise, trafik canavarı kimbilir nereye? Belediye otobüslerini, devlet araçlarını son model spor araba gibi süren, şehir içinde olduğunu, her an önüne yayaların çıkabileceğini düşünmeyen ve sık sık kaza yapan diğerleri nereye gidiyorsa, o da oraya... Üç gün sorgu sual, dördüncü gün serbest.

Trafik canavarlarına ceza yok bu memlekette, insan canı sudan ucuz. O canı almak için istediğin yolu kullanabilirsin; silah, araba, otobüs ne istersen... Türkiye'nin yasaları cinayeti hoşgörüyle karşılıyor. "Cinayete teşebbüs"ten farksız trafik olaylarını mı sorun yapacak? Onlara göre hepsi "kaza". Şehir içinde son sürat giden devlet otobüsü yayaya çarpmışsa o da kaza.

Tesadüfen bir ceza alırsa suçlu, cezası uygulanmadan Meclis "af" çıkarır nasılsa. Yalnız onu değil, korkusuzca suç işleyen onbinlerce kişiyi bir günde bırakır.

İşte bu yüzden AĞLIYORUZ. Bu ülkeyi yönetenler, ceza kanunlarını hazırlayanlar, önüne gelene (yarı körlere bile) ehliyet verenler aklını başına toplamadıkça da ağlamaya devam edeceğiz. Bugün biz, yarın (Allah korusun ama) kimbilir hanginiz?

İNANAMIYORUM!
Şu anda yazacak durumda değilim...

Onu kaybettik. Sevgili meslektaşımız, hayata neşeyle, gülen gözlerle bakan sevgili arkadaşımız bizimle değil artık.

Yukarıdaki yazıyı olayın şoku içinde yazmaya başladığımda o hastane yolundaydı. Sonra da ameliyatta. Yazımı bitirip yetişmeye çalışıyordum. Yetişecek ve iyi haberini alacaktım. Kendimi buna inandırmaya çalışarak nefes almadan yazdım ama olmadı.

Yetişemedim ona. Hiçbirimiz yetişemedik. O canavar, yaya geçidinde durmaya gerek görmeden hız yapmakla ne kazanacağını dahi bilmeyen canavar onu bizden aldı.

Mutlaka ölmesi mi gerekiyordu Ercan Arıklı'nın da? Anlamamız ve adam olmamız için ÖLMELERİ Mİ GEREKİYOR?

Ailesine ve tüm basın camiasına çok değerli kaybımız için baş sağlığı diliyorum.


Üniversiteli okurlarıma
Sevgili arkadaşlar, sevgili genç okurlar her sene sonu geldiğinde ödevlerinizi bize (herhalde yalnız bana değil) gönderiyor ve yardım istiyorsunuz. Bunlar bazen arastana, bazen anket şeklinde ödevler. Bazıları ise sadece araştırmayla bile içinden çıkılacak gibi değil. Edebiyatçılara veya felsefecilere danışmayı, derin görüşler almayı gerektirecek zor sorular içeriyor. Kısacası uzun çalışmalar gerektiriyor. Sadece son birkaç hafta içinde aldığım; 19 Mayıs Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı, Harran Üniversitesi, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ödevleri için saatlerce zaman ayırmak lâzım. Ve ne yazık ki böyle ekstra boş zamanlarım yok. Olsa onları köşe yazılarım dışında röportajlarla değerlendirmeyi arzu ediyorum ama işimiz sıkı bir takip ve aralıksız disiplinli bir çalışma gerektirdiğinden bunu bile istediğim sıklıkta yapamıyorum.

Ödevlerinize yardımcı olamadığımda ise müthiş bir huzursuzluk duyuyorum. Kendi üniversite dönemimdeki yıl sonu ödevlerinin önemini ve zorluğunu gayet iyi hatırladığım için size hak vermiyor da değilim ama dediğim gibi hepinize yardıma olmamız imkânsız.

Lütfen ödevlerle ilgili mail göndermeyin. Hepinize başarılar diliyorum. Sevgilerimle.

DİĞER YENİ YAZILAR