Türban reklâmı ve tabiî AKP iktidarda olduğu için gizli bir "güçten yana olma hevesi öyle aldı başını gitti ki sonunda olay ibadet reklâmına kadar uzandı. Şaşıracak bir şey yok aslında bunda, beklenen buydu.
İbadetin gizliliği, Allah'la kul arasında olması gerektiği gibi kurallar nasılsa rafa kalkacaktı... Laikliğin ihlâl edilmesi işte tam da bu anlama geliyor.
Dua, inanç, ibadetin her şekli alenen ortaya döküldüğünde, şov malzemesi olmaya başladığında laiklik ilkesi istediği kadar kağıt üzerinde öylece dursun gerçekte çiğnenmiş oluyor. Bunun çiğnendiğini, önce devlet yönetiminde din, inanç, ibadet reklâmına yer olmadığını anlamayan kafalara anlatmak ise ordunun değil, laikliği benimseyen sivillerin görevidir. Hem de sadece bazı sivillerin değil, hepsinin. Tüm medya kuruluşları ve sivil toplum örgütlerinin. Mail ve fakslarıyla vatandaşların. Açıklamalarıyla diğer siyasi partilerin. Ama o korku yok mu; afişe olma korkusu, din konusunda konuşunca inançlı kitlenin tepkisini çekme ya da oyunu kaybetme korkusu, işte o korku herkesi sindiriyor. Memlekette kıyamet kopsa etliye sütlüye karışmadan, kuzu gibi köşelerinde yaşayıp gidiyorlar. Ordu ağzını açınca da tepki hazır;
"Ordu konuşmasın."
Buyrun siz konuşun o zaman. Bırakın çekildiğiniz köşede kumun içine kafanızı gömüp şatolar yapmayı da ortaya çıkın. Son noktaya kadar beklemeyin.
Beklemeyin ve korkmadan konuşun çünkü bu tepkilerin inançlı kitleyle filân ilgisi yok. Herkesin inancı, ibadeti kendine. Reklâmını yapan veya orta yerde namaz kılan, türban takan dindar oluyor da diğerleri olmuyor mu? Kimin ne olduğuna kullar karar verebilir mi?
Resmi programdaki namaz ve Hülya Avşar
Bu hafta Başbakan Tayyip Erdoğan'ın gündeminde, resmi programında Cuma namazı da yer almış. En dindar okurlarıma da soruyorum ne gerek var buna? İstese, o bir saati boş bıraksa gidip bir odada veya camide sessizce namazını kılamaz mı? istese kaza namazı kılamaz mı? Bunlan yapsa, ibadetini gizlese Allah katında daha mı az makbul olacak?
Tabiî ki değil. Kusura bakmasınlar ama şu yaptıklarını gören insanların aklına anında "tabana verilen mesajlar" ve "din üzerinden reklâm" geliyor. Ve tabiî bu tür ucuz reklâma devlet yöneten, başbakanlık yapan insanların başvurmaması gerektiği. Bakanların, milletvekillerinin de aynı şekilde dindarlık, ibadet şovundan vazgeçmeleri gerektiği. Bu ülkede milyonlarca insan ibadetini evinde, köşesinde, ilân etmeden yapıyor.
Ama arada Hülya Avşar gibi ilân edenler de var. Hülya Avşar'ı severim, haklı olduğu konularda sanatçı olarak desteklerim ama bu konuda, ibadeti reklâmla karıştırma konusunda bir eleştiri ve özeleştiriye ihtiyacı olduğu kesin. Çıktığı TV programlarında -ne tesadüftür ki- önce AKP'ye oy verdiğini söylüyor, ardından da "sonuna kadar müslüman olduğunu, kızıyla namaz kıldığını..." Zehranın başı örtülü fotoğrafı bile kullanılıyor, insaf yani.
Bir kere üç-dört yaşında çocuğun başı örtülmez (gerçi bu gidişle doğar doğmaz örtüldüğünü de göreceğiz galiba)... Sonra müslümanlığın başı sonu diye bir şey olmaz. Belki "Cuma günleri namaz kılmana" rağmen hergün 5 vakit kılmadığın için "sonuna kadar müslüman" olamıyorsun, belki de oluyorsun. Takdirini sen ya da başkaları yapabilir mi bunun? Ve tabiî ki şu soru geliyor; Bugüne kadar ibadetini defalarca açıklama gereği duymuyordun da Hülya'çığım şimdi AKP döneminde mi aklına geldi?
Tesettür defilelerinin şimdi birdenbire artması gibi.. Kafasını bir eşarpla, bereyle örten, açık giyinmeyenler zaten tesettürlü demektir. Bunun ayrıca defilesine, şovuna gerek yoktur zira her tayyörle, elbiseyle bunu yapmak mümkündür. Tabiî özellikle Arap kıyafetine ihtiyaç duymayanlar için.
Sizi bilmem ama bu din istisman görüntülerinden, siyasetçi eşlerinin türban destekleyen haberlerinden, detaylarla gündemin meşgul edilerek zaman kaybedilmesinden bana gına geldi artık!
İbadet reklâm olunca!
Türban reklâmı ve tabiî AKP iktidarda olduğu için gizli bir "güçten yana olma hevesi öyle aldı başını gitti ki sonunda olay ibadet reklâmına kadar uzandı
Haberin Devamı

