Etkilendiğim şeyleri yazarak anlatmak konuşarak anlatmaktan çok daha kolay geliyor bana... Çünkü yazarken ‘kendi kendime konuşuyormuş gibi’ hissettiğimden su gibi akıyor cümleler; en abartısız, en içten haliyle.
Bazen üzerinden zaman geçiyor ama aklımdan çıkmıyor; ‘bunu yazmam lazımdı’ deyip duruyorum, bir şeyler eksik kalmış, tamamlanmamış duygusu gitmiyor.
İngiltere’de kısa notlar almışım hoşlandığım anlarda... Keşfettiğim küçük, güzel restoranlar, izlediğim filmler ve müzikaller...
En son gece gittiğim Özer... Özer’i benden ve Hıncal Uluç’tan çok dinlemiş olanlarınız vardır. O da vazgeçemez, onun için her gidişimde kulaklarını çınlatırım (yine unutmadım Hıncal!)
Oxford Circus’a çok yakın, 5 Langham Place’de bulunan Özer restoran, inanın bana gidince gurur duyacağınız bir yer. Sahibi Hüseyin Özer sıfırdan (ama gerçek sıfır) başlayarak yarattığı, son derece popüler olan “Sofra” zincirinden sonra başarısını taçlandırmak için açmış Özer’i...
Türk yemeklerinin en güzellerinden oluşan, lezzetini de Türkiye’de az restoranda bulabileceğiniz menüsü ile “En iyi restoranlar” kitaplarının hepsinde yer alan, lobisinde her zaman uzun kuyruklar göreceğiniz Özer bu yıl ünlü Michelin Guide’a giren ilk Türk restoranı olmuş.
Duyunca gözlerimle görmek istedim. Michelin Guide’ın müdüründen gelen mektubu hemen getirdiler. İçine “kapıya asmak üzere” bu başarıyı gösteren bir “sticker” da koymuşlar. Gelen müşteriler kalite belgesini de görsünler diye.
Bayramlarda Londra bir Türk şehrine dönüyor. Aranızda gidecek olanlar varsa Özer’i de iyi bir seçenek olarak not etsinler, ben hak etmeyeni asla övmem... Ve önermem.
NASIL EĞİTİYORLAR BU ÇOCUKLARI?
Gelelim müzikallere (filmlerden Jodie Foster’in Brave One (İçimdeki Yabancı) filmi fena değil, bunun dışında “iyi” denebilecek yeni film yok)... Eskilerin hemen hepsini en az 2 kere gördüğüm için görmediğim az sayıda müzikalden önce “Damdaki Kemancı”yı seçtim.
Cüneyt Gökçer’in de unutulmaz bir oyun çıkardığı Damdaki Kemancı’nın dekoru fakir bir mahallenin derme çatma kulübeleridir. Bu kez kulübe bile denemeyecek şekilde ortada iyice döküntü, tahta damlar var. Yani ‘dekor bile yok’ denebilir. Ama gelin görün ki bir “sütçü Tevye” oynanıyor, ağzınız bir karış açık kalır.
Zaten eğitimini almış ve gerçekten yetenekli olmayan bir ismi çıkarmadıkları için başarı garanti ama bu kez sanatçı çok da deneyimli. Sayısız oyunda başrol oynamış.
Tabii yüzlerce yerli/yabancı izleyicinin doldurduğu o koca salondan alkışı da “ayakta” alıyor.
Bir madencinin oğlu olan ve dansçı olmak isteyen bir çocuğun hikâyesini anlatan Billy Eliot’ı izlerken ise insanı hayretlere düşüren küçücük çocuklar... Yaşları 4-5’ten başlayan minik oyuncular (ki nasıl o yaşta alıp yetiştiriyor ve saatlerce oynatabiliyorlar inanılmaz) bir step dansı yapıyorlar akıl alır gibi değil... Nasıl doğal oynuyorlar anlatılır gibi değil.
Hele Billy Eliot, hele o? Aman Allah’ım, bu ne yetenektir.
Yine finalde bütün salon ayakta.
İçimden “Bu yaşta bu takdiri alan çocuğun ilerde neler yapabileceği” geçiyor. bir de bizim neden çocuklarımıza bu sanat sevgisini ve bu imkanları veremediğimiz...
Giderseniz, Leicester Square’den biletlerinizi alıp iyi müzikaller görmeyi sakın atlamayın.
Kaçırılacak gibi değiller.
(Not: Tabii ‘Fantom’ her şeye rağmen hâlâ birinci sırada...)
Hüseyin Özer ve Billy Eliot
Haberin Devamı

