Hürriyet gazetesindeki "AKP konsolosu" dün yine AKP'nin ne kadar güçlü olduğundan söz ediyordu. Gerçi kendisinin, daha önce çalıştığı TV kanalı nedeniyle de bu partinin sözcüsü gibi konuşmasına ahalinin alışkanlığı vardı ama, konuşurken belli olmayan çelişkiler yazıda ortaya çıkıveriyor (yazmak "sanıldığı kadar" kolay değildir, çok dikkatli bir "beyin" gerektirir).
Bir kötü alışkanlık geldi bazı medyacılara bizde, 'kendilerini akıllı, okuyucuyu aptal sanma alışkanlığı' bu. Oysa Türkiye'de bir kısım yazardan daha akıllı ve dikkatli bir okur kitlesi var, bu tür yanılgılardan sakınmak lâzım.
AKP'nin "konsolosu", kendi gazetesinde her gün bu partinin karşıtlığını, -hem de bazıları ideolojik boyutta- yapan yazarlar olduğunu bilmiyor gibi davranarak, aralarında, çalıştığı gazeteye ciddi rakip gördüğü isimler olan başka yazarların "AKP'ye karşı" yaz dıklarını iddia ediyor (ki adı geçenlerin hepsi tamamen objektif olarak, bugüne kadar her iktidarın hatalarını yazdıkları gibi bunu da yaza, aynı zamanda olumlu gelişmeleri de unutmayan çok saygın gazeteciler ve gazetecinin görevinin de partilere yalakalık olmadığını iyi bilirler). Sonra da kendi lkonsolosluğunu'(!) unutup tarafsız görünmeye çalışarak "Onlar böyle yaptıkça AKP daha da güçlenecektir" diyor.
"O zaman rahatsızlığınız nedir beyefendi" diye sorarlar adama. Sizin istediğiniz de bu değil mi zaten; Her ne kadar ilacından, enerjisine, rakısından, arazisine soygun, yolsuzluk boğaza kadar çıkmışsa, milletin can güvenliği sıfıra inmiş, yuva çocuklarına kadar tecavüz, taciz, intihar almış başını gitmişse ve bu korkunç şartlarda Hükümet'in başı eşiyle birlikte dünya gezisindeyse, kendi milletvekilleri, bakanları dahi dayanamayıp istifa ediyorsa bile "AKP daha da güçlensin"!!
Bu durumda, eğer iddianızda haklı olduğunuza inanıyorsanız memnun olmanız ve susarak bu yazarların "gidişini bozmamanız" gerekir değil mi?
Yaptığınız, rasyonellikle çelişki içinde. Aynı zamanda okurun rasyonalitesini de küçümsemekte...
Gazeteciliğe yıllarını vermeden, bir şekilde basamakları 5'er, 10'ar atlayarak yükselenler işte önünü boş bulunca böyle kendi kendileriyle de, mantıkla da ters düşüveriyorlar.
İşin içine bir de "gazete yönetimine yaranmak, rakiplere de çaktırmadan kazık atmak" kurnazlığı girince sonuç bu oluyor işte!
Herkes serbest!
"Nasıl bir adalet, nasıl bir yargıdır bu" sorusu benden değil okurlardan geliyor. Bazı soyguncuların "ölüsünü ya da dirisini getirmekten" söz eden Adalet Bakanı'nın öte yanda binlerce kutu sahte ilaç yapanların serbest bırakılmasına, deli dana hastalıklı etleri ithal edenlerin "zaman aşımı" bahanesiyle yargılanmamasına nasıl sessiz kaldığını, bu kadar ciddi suçlar cezasız kalırsa suçun nasıl önleneceğini soruyor ve yönetimi Türkiye'nin suçlular cenneti haline gelmesinden sorumlu tutuyorlar.
Vatandaş, bırakın serbest kalmalarını; bu insanların fotoğraflarının, görüntülerinin gazete ve TV'lerden teşhir edilmesini, can alıcı suçları işleyenlerin en ağır cezalan görmesini istiyor.
Türkiye gerçekten de bir "kanunsuzlar cenneti" değilse Adalet Bakanı'nın millete açıklama yapmasını bekliyoruz!
Düzeltme!
Sevgili okurlar, dün "Ermenilerin kahramanı" başlığıyla yazdığım yazıda, Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu'nun çağrısına Ermenistan'dan gelen cevap "Soykırımı kabul etmediğimiz için gelmiyoruz" şeklinde çıkmış. Doğrusu "etmediğiniz" olacaktı. Telefonda eklediğim cümlede yapılan dizgi hatasını düzeltiyorum.
Hürriyet yazarlarını unutmuş!
Hürriyet gazetesindeki "AKP konsolosu" dün yine AKP'nin ne kadar güçlü olduğundan söz ediyordu
Haberin Devamı

