Ankara-Adana karayolunda açılan 6 metrelik çukura düşen arabada 7 kişinin öldüğü olayın haberini, “sürücünün kusurlu bulunması” üzerine Salı günü manşetten verdi Hürriyet gazetesi.
Şöyle diyordu: “Bu cinayettir, katilleri bulun”.
Mehmet Yılmaz ise aynı konuyu işlediği yazısında: “Bu çukuru açıp öylece bırakanlar ‘adam öldürmeye tam teşebbüs’ten yargılanmalılar.”
Bu söylenenlerin hepsi hafif geliyor insana böyle durumlarda... Kazada değil cinayette 4 yaşından 57 yaşına 7 kişi ölmüş. Kurtulan tek kişi komada ve konuşamıyor.
Tutanaklarda ışıklı uyarı levhalarından bahis yok ama Karayolları “vardı” diyor.
Bırakın ışıklı levhayı, aydınlatılmamış, ışıksız bir anayola 6 metre derinliğinde çukur açmak ve gece karanlığında bırakmak, önüne bariyer bile koymamak, ışıksız uyarı levhasını çukurdan yalnızca 300 metre önce koymak ve dahası o levhanın yanında bir de uyarısız emniyet şeridini açık bırakmaktan daha büyük bir suç olabilir mi? İngilizler “Bizde böyle bir kaza (!) mümkün değildir, çünkü kilometrelerce öncesinden ışıklı levhaları koyarız” demişler. Onlar zaten daha baştan anayolda, üstelik gece karanlığında 6 metrelik bir çukur da açmazlardı.
Karayolları ne derse desin, Ankara Trafik Şubesi ne kadar sürücüyü kusurlu çıkarırsa çıkarsın bu olay kesinlikle cinayettir.
Bu da cinayettir, kısa süre önce İstanbul’da yola kum dökerek iki gencin ölümüne sebep olanların yaptığı da...
Hem de insanın idam cezasının kaldırılmasına üzüleceği kadar büyük cinayet.
İdam cezası “hiçbir suç bir insana bir başkasının canını alma hakkını vermediği ve böyle bir uygulamanın da devlet tarafından yapılmaması gerektiği” için kaldırılmıştı.
Peki söyler misiniz, insanları bile bile ölüme gönderen, koca ailelerin kökünü kazıyan ve buna bir de kılıf uyduranlara nasıl bir ceza yeterlidir?
Hele bizdeki gibi polis yapsa polislerin, Karayolları yapsa Trafiğin suçluya arka çıktığı bir ülkede adalet nasıl sağlanır?
“HAFİFLETİCİ NEDEN...”
Ömür boyu ağırlaştırılmış hapis cezasını hak edenlerin bin türlü “hafifletici neden” bulunarak 3-5 yılla kurtulduğu bir ülkede vatandaş adalete nasıl güvenir?
Kısa süre önce bir yakınım, yine şehirlerarası bir yolda arka ışıkları yanmayan bir kamyona arabasıyla arkadan çarparak ölümden döndü. Her an, herkesin hayatı tehlikede bir ülke burası. Öyle ki, evinden çıktın mı sağ salim geriye dönmen mucize sayılıyor artık.
Hürriyet manşeti eksik yazmıştı; “Katilleri bulun ve en ağır cezayı verdiğinizi bize gösterin!” olmalıydı manşet.
Adalet istiyoruz, Türkiye’de hukukun işlediğini görmek istiyoruz, aldatmaca değil. Yeter artık!
“Ö” değil Ü!
Yine tek bir harf hatası. Yine yalnızca taşra baskısında, ama ben de şu anda taşradayım.
Dün Mehmet Barlas’la yaptığımız konuşmayı anlattığım yazıda Sabah Başyazarı Barlas’ın âhı tutmuş ve VATAN başyazarı Güngör Mengi’nin ismi iki kez “ü” yerine “ö” harfi ile yazılmış.
İstanbul dışında olduğum ve yazımı faksla gönderdiğim için dizgideki arkadaşımızın yaptığı bir hata maalesef bazen böyle üzücü sonuç yaratıyor.
Aynen bazı cümlelere editörlerin “uygun görüp eklediği” gereksiz virgüller gibi... Cümlelerin tüm anlamı tek bir virgülle değişiyor. Bu hataların çoğunu hemen farkedip düzeltiyoruz ama bazen ilk baskı çıkmış oluyor. Yakında dönüyorum zaten, bu arada özürlerimi kabul edin.
“İyi mi, akıllı mı” başlıklı yazıma bir çok tepki mesajı geldi. Özellikle erkeklerden gelen ve “hem iyi, hem de akıllı buldukları için yazılarımı ilgiyle okuduklarını bildiren” mesajlar çok hoştu.
Konuşmayı bayağı ciddiye almışlar, teşekkür ederim. Ama Mehmet Barlas’ınki espriydi zaten, onun da aksini düşündüğünü hiç sanmıyorum. Yazan okurlarıma teşekkürlerimi sunuyorum.

