"Medeniyetler Çatışması ve Yeni Dünya Düzeni" isimli kitabıyla büyük tartışmalar yaratan Amerika'nın en ünlü siyaset bilimcilerinden Samuel Huntington dün az sayıda köşe yazarıyla birlikte öğle yemeğindeydi.
Akbank Kurumsal Bankacılık Grubu'nun davetlisi olarak Türkiye'ye gelen ve bu yemekten sonra Swiss Otel'de "Dünya Politikasının Güncel Dinamikleri" konulu bir konferans veren Huntington bu yemekte beklemediği kadar zor sorularla karşılaştı.
Harvard Üniversitesi Politik Bilimler Akademisi Profesörü, Dış Politika dergisinin kurucusu, bir dönem Amerikan Politik Bilimler Birliği başkanlığı yapmış ve Amerika'nın ulusal ve uluslararası politikalarında rol oynamış bir bilim adamı Huntington.
Normal olarak böyle birinin sorular karşısında köşeye sıkışmamasını ve her soruya cevap verebilmesini beklersiniz değil mi? Ama kitaplarındaki tezleri, özgeçmişini ve daha önceki konuşmalarını çok iyi bildiğinizde Huntington'in bile sorular karşısında bocalayabileceğini gördük dün.
Önce Huntington'in kendisini ünlü Amerikan Protestan teolojisti "Reinhold Neihbuhr'un çocuğu" olarak tarif ettiğini bilmemiz gerekiyor.
Bazı yabancı tarihçi ve yazarlar onu "eski kafalı aşırı milliyetçi bir demokrat, Hıristiyanlığı, özellikle de Amerika'nın Hıristiyan Protestan kimliğini her şeyin üstünde tutan bir tarihçi" olarak tanımlıyorlar.
Her ne kadar kitapları bağımsız, özgün bir tarihçi bakış açısıyla yazılmış duygusu veriyorsa da dikkatle incelendiğinde "Medeniyetler Çatışması" ve özellikle son kitabı "Biz Kimiz? Amerika'nın Ulusal Kimlik Arayışı"nda onun önyargılarını ve yönlendirmelerini ele veren kendi ifadeleri var.
Çelişkiler...
Örneğin son kitabının "yurtsever ve akademisyen kimlikleriyle şekillendiğini, yurtseverlik güdüleri ile akademisyenlik güdülerinin birbiriyle çelişebileceğim" söylüyor. Seçtiği kanıtların ve onları sunuş biçiminin yurtseverliği nedeniyle Amerika'nın olası geleceğine yönelik değer ve anlam arayışından etkileneceğini vurguluyor.
İşte diğer kitaplarını da geniş bir bakış açısıyla okuduğunuzda bu etkilenmenin hepsinde varolduğunu görüyorsunuz.
Asıl dikkat edilmesi gereken nokta Huntington'in tezlerinin, kendisinin "Amerikan milliyetçiliğinden" etkilenmesi kadar bu tezlerle diğer toplumları etkilemeye çalışması bence. Birçok ülkede konferanslar veriyor, görüşleri o ülkelerin medyasında geniş yer buluyor ve toplumlar ister istemez böyle ün yapmış bir tarihçinin teorilerinin üzerinde durulması gerektiğine inanıyor.
Elbette, bu tezlerin bir kısmında doğru öngörülerde bulunuyor olabilir ama önemli bir kısmı da "kendi inançları ve doğruları yönünde yönlendirme" fonksiyonunu fazlasıyla içeriyor.
Amerika'nın Türkiye oyunu!
Huntington daha önceki konuşmalarında açıkça Türkiye'nin kendisine yabancı olan laikliği reddetmesi, bununla da kalmayarak islâm ülkelerinin lideri konumuna gelmek için Atatürk'ün mirasını da reddetmesi gerektiğini söylemişti. Dün verdiği konferansta ve onun öncesindeki yemek sırasında da Türkiye'nin farklı kültürü, Avrupalı olmayışı, özellikle Müslüman bir ülke olması nedeniyle Avrupa'ya dahil edilmek istenmediğini söyledi. Yemek sırasında çok daha açık bir şekilde Türkiye'nin AB'ye giriş ihtimalinin sıfıra yakın olduğunu, AB'nin Türkiye'yi aşağıladığını ve hatta Amerika'nın "Türkiye'nin AB üyeliğini desteklemesinin AB'yi zayıflatmak için bir oyun olduğunu" söyleyerek bu nedenle başka arayışlar içine girmesinin doğru olacağını tekrarladı.
Avrupa'da Fransa, İtalya gibi ülkelerin laikliği öne sürerek Müslümanların dini sembolleri kullanmasını önlediğini, Avrupa'nın Müslüman ülkelerin AB'ye girişine izin verildiği takdirde Avrupa-Arabistan karması haline gelmekten korktuğunu anlattı.
Oysa Türkiye kendi siyasi hataları nedeniyle Avrupa'ya girme fırsatını kaçırdı. Bununla birlikte şu anda müzakere tarihini almış bulunuyor.
Acaba Huntington kendi "dinler, kültürler ayrışması ve çatışması" tezlerini yalanlayacak gelişmeleri önlemeye, Amerika'nın da çıkarları doğrultusunda ülkeleri, bu arada Türkiye'yi yönlendirmeye mi çalışıyor?
Bu soruyu iyi düşünmek ve irdelemek lâzım.
Boğaziçi'ndeki konferansa gerek yok!
Önce gitmeyi ve Ermeniler'in haklılığını savunanların "yeni görüş" olarak neler hazırladıklarını izlemeyi düşündüm. Ama Murat Belge ile Halil Berktay'ın "kendi görüşlerinden farklı olanlara bu konferansta yer verilmediğini" açıkça söylemelerinden sonra gitmeye gerek kalmadı.
Konferansın konusuna "Bilimsel sorumluluk" başlığını koyduktan sonra bilimsellikten tümüyle uzak davrananlara, tarihi bilmediğini açıklamasına rağmen konuşanlara veya bilimselliği sadece kendi görüşü zannedenlere "bilim adamı" denebilir mi önce onu tartışmak gerekir.
Paris'teki Ermeniler bazı Türklere "Ermeni tezlerini başarıyla savundukları için" plaket vererek teşekkür ediyorlar. Ama Türkiye'nin tarihini doğru şekilde anlatmaya çalışan tarihçilere Türkiye'deki konferanslarda yer verilmiyor.
Böyle bir konferans da protestoyu hak ediyor. Ben kendi adıma ve bu düşünceyi paylaşanlar adına hak ettiklerini onlara veriyor ve protesto ediyorum.
Huntington Türkiye'yi yönlendiriyor mu?
"Medeniyetler Çatışması ve Yeni Dünya Düzeni" isimli kitabıyla büyük tartışmalar yaratan Amerika'nın en ünlü siyaset bilimcilerinden Samuel Huntington dün az sayıda köşe yazarıyla birlikte öğle yemeğindeydi
Haberin Devamı

