Hükümetin özgürlüğüne sınır yok!

"Biz yaparız, biz karar veririz, yetki bizde!" İşte son zamanlarda Hükümet kanadından ve özellikle de Başbakan tarafından en çok dile getirilen söz...

Haberin Devamı

"Biz yaparız, biz karar veririz, yetki bizde!" İşte son zamanlarda Hükümet kanadından ve özellikle de Başbakan tarafından en çok dile getirilen söz... Bu söze bakınca ve her konudaki katıksız inat ve israrı görünce Türkiye'nin demokrasi anlayışının da nasıl değişmekte olduğunu görüyorsunuz.

Hiçbir devlet kurumunun anlamı kalmıyor. Hepsi hükümet baskısıyla işlevini kör topal sürdürmeye çalışacak veya yakında iyice "kendi gitti, adı kaldı yadigâr" durumuna gelecek kurumlara dönüşüyor.

Örneğin; yeni üniversiteler açılmasını herkes ister. Çocuklarımızın (ki benimde bir çocuğum sınava girdi, sonucu bekliyor) daha az sıkıntı çekmesi, daha çok fırsata kavuşması hepimizin isteği. Ama "yeni üniversite açma imkânı var mıdır, asıl önemli olan önce üniversite mezunu gençlere iş imkânı yaratmak mıdır, artılarla eksiler ne duruma gelebilir" bunları tartışacakları kurum üniversiteler, yani YÖK... Ama bu kurumda da bir "kökten düşmanlık" yarattıkları için her konuda uzlaşma sağlamak yerine çocuk gibi çekişme ve "güç yansı" içindeler.

"Siz yapmazsanız biz yaparız, güç bizde" diyorlar. Cumhurbaşkanlığı makamı aynı durumda. Meclis'teki (kendileri gibi halkın oylarıyla o Meclis'e girmiş olan) muhalefet partisi aynı durumda.

Diyelim ki Hükümet yüzde 34 oy yerine yüzde 54 oyla Meclis'e girmiş olsun, böyle sınırsız, her kurumu hiçe sayan bir özgürlüğü olabilir mi demokrasilerde? Olamaz.

Ama gelin görün ki Türkiye'de "yok" yok... Her şey olabilir.

Yer sofralarında gecekondu sakinleriyle iftar yaparak oruç açan ve bu görüntüleri basında sergileyen siyasetçiler bir yandan "halkçı" görünmeye çalışırken öte yanda kendi zenginlerini de türetiyorlar. Tabiî bu zenginlerin adını anar anmaz onlar "biz bu dönemde zengin olmadık" diyeceklerdir. Oysa adını daha önce duymadığımız bir takım şirketler, kuruluşlar inanılmaz bir destekle kalkınıveriyorlar.

Sırtını kaşımak!
Atasay Kuyumculuk Tayyip Erdoğan'ın memleketi Rize'de "Başbakan'ın annesinin adını taşıyan" bir hastane açmış. Açılışı da Erdoğan annesi ve eşiyle birlikte yapmış. Neden kendi annelerinin değil de Başbakan'ın annesinin adını veriyorlar hiç düşündünüz mü? Öyle ya, normal şartlarda insan okul, hastane gibi bir hayır kurumu açma imkânına sahipse ya kendi adını veya ailesinden birinin adını vermek ister. Ama bunu yapınca o sokağa veya caddeye de "Atasay" adını vermiyorlar. Şimdi ise bu yapılmış. İngilizler buna "sen benim sırtımı kaşı, ben de senin" diyorlar.

Bu reklâm ve imkân az şey mi "birdenbire pek ünlü olan" firma için... Bir başka firma iktidar tarafından destekleniverince süpermarket raflarında rakiplerini altediveriyor. Ramsey gibi bir başkası Başbakan'ın "üstünde firma ismi yazılı hediye poşetlerini dağıtmasıyla, evinde tatil geçirmesiyle gücünü artırıveriyor.

Halkın bunları görmesinde hayır var belki de... Üniversite mezunları, öğretmenler "açız, iş istiyoruz" diye haykırırken bazıları basamakları yüzer, biner atlayarak yükseliyor. Siyasetçiler 6-7 milyarlık maaşlarla "sıkıntı çektiklerini söylerken" millet vergiler altında eziliyor, açlıktan nefesi kokuyor.

Hiç değilse İran'ın baskıcı yeni Cumhurbaşkanı gibi "fakir edebiyatı" yaparak oy toplayamazlar bu durumda. Tek kozları "din istismarı" olarak kalır...

Bizimkiler çok zengin çünkü, çook!

Devlet diplomaya el koyabilir mi?
Doktor adayları ya panik halinde veya büyük bir öfke içinde... Çok da haklı nedenleri var; söylemeye gerek yok, elbette bir Avrupa ülkesinde görülmeyecek garip bir neden bu...

Devlet diplomalarına el koyuyor... Mecburi hizmet bahanesiyle doktor adaylarının 17 yıllık eğitiminin sonucuna ulaşmasına engel oluyor.

Tabiî burada "ama efendim Türkiye'nin Doğu'su var, Güneydoğu'su var, Avrupa ülkelerinde böyle bir sıkıntı yok" demek mümkün... Evet, biliyoruz bunu, ama yine de kim, hangi nedenle bir üniversite mezununun, bir doktorun diplomasına el koyma hakkına sahiptir ki?

Tıp fakültesi öğrencileri mezuniyet ve diploma hayali kurarken bir yasa çıkarılıyor. Adeta "tehdit" eder gibi "ya mecburi hizmet veya sana diploma yok" deniyor.

Tartışılmadan, kimsenin fikri sorulmadan, üniversitelerden görüş alınmadan (üniversitelerle çekişme içindeki bir hükümetten bunu beklemenin anlamsızlığı açık), aynen medyaya "sessiz ve derinden" getirilen yasa yoluyla sansür gibi tepeden inme bir yasa...

"Çoğunluk bizde, ne istersek yaparız" anlayışının uzantısı... Ve doğal olarak doktor adaylarını çileden çıkaracak bir baskı...

Onlar "yanlış anlaşılmasın, doğu illerimizde görev yapmaya itirazımız yok. Bizim için hizmet götüreceğimiz insanın nerede yaşadığı önemli değil. İtirazımız 'diploma vermem, doktorluk yapamazsın' şeklindeki tehdit-kâr yaptırıma" diyorlar.

"Bir hükümet nasıl bizim diplomamızı verme/vermeme hakkına sahip olabilir" diyorlar.

Olur olur, şu anda Türkiye'nin başındaki hükümet yüzde 34 oyla her istediğini; baskı, inat ve her türlü yöntemle yapabileceğine inanıyor.

Bir yandan din eğitimi alan, din adamı olmak üzere yetiştirilmiş olan, bu tür okulların mezunlarının "doktor da olabilmesini, hakim de olabilmesini" sağlamak üzere baskı yaparken, diğer yanda doktorlara mesleklerini yapamama konusunda baskı uyguluyor.

Bundan daha saçma, daha anlamsız bir çelişki olabilir mi?

Verirsin doktora diplomasını, sonra "Devlet hastanelerinde çalışmak istiyorsanız şu kadar süre mecburi hizmet yapmanız gerekiyor" dersin.

Böyle çağdışı bir yasanın yeryüzünde örneği var mı, gerçekten merak ediyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR