Bu yıl ve önümüzdeki birkaç yıl Türkiye Cumhuriyeti'nin insan hakları, hukuk, kısacası "demokrasideki çifte standartları ortadan kaldırma" mücadelesi vereceği yıllar olacak. Olmalı!
Önemli bir üniversitedeki gerici akımları, tarikat faaliyetlerini durdurmaya çalıştığı için belli kesimlerin düşman olduğu bir rektör; Yücel Aşkın ve üniversitenin Genel Sekreteri Enver Arpalı türlü çeşitli iddialarla tutuklanıyor.
Henüz iddianame bile ortaya çıkmadan aylarca cezaevinde tutulan Enver Arpalı bunalıma girerek intihar ediyor. Rektör Aşkın'ın sadece ruh sağlığı değil, fiziksel sağlığı da bozuluyor, kalp operasyonu geçiriyor. Bu arada iddialardan bazıları da beraat kararı ile sonuçlanıyor.
Şimdi, kesinleşmemiş suçlamalardan diğerleri de asılsız çıkarsa Arpalı'yı kim geri getirecek? Aşkın'ın ve ailelerinin maddi/manevi zararlarını kim telâfi edecek?
Serpil öğretmeni kaçıran, tecavüz edip annesinin gözleri önünde öldüren ve anneyi de yaralayan katil tecavüzcüler gibi sayısız gerçek suçlu serbest bırakılırken Arpalı ve Aşkın'ın eline iddia üzerine kelepçeleri takan ve hapse atanlar hesabı kime verecek?
Bu ülkede bazı vatandaşlar "yargıya müdahale" ettikleri gerekçesiyle yargı önüne çıkarken birçok olayda yargıya açıktan açığa müdahale eden, Yücel Aşkın'ın tutukluluğunu savunan siyasetçilere hesap sorulmaması hangi demokrasiye uyacak?
Konu kendisi olduğunda "düşünce özgürlüğü"nü dilden düşürmeyen, yargıyı etkilemekten de çekinmeyen ama karikatüristlere bile dava açan Başbakan'ın Mustafa Koç konuşunca onu ihbar eden açıklamalar yapması ve bütün bunlara susulması nereye kadar sürecek?
İşte 'dokunulmazlık'ların kaldırılması bu nedenle işlerine gelmiyor. Demokrasinin iyi yönlerinden, nimetlerinden kendileri yararlanacak, sıkıntısını, "yargıya hesap verme" zorunluluğunu diğer vatandaşlar taşıyacak... Nereye kadar?
Sivil toplum, örgütleriyle ve her ferdiyle bu "çifte standartlı demokrasi ye karşı çıkmak zorunda artık! Bu kez başka bir güce gerek kalmadan, kendi işini kendi görmeli ve buna alışmalı.
Eşitlik istiyoruz!
Önce dokunulmazlıkların kaldırılması hükümet için tercih değil mecburiyet haline gelmeli. Madem ki Başbakan diğer vatandaşların hesap vermesini, ceza görmesini istiyor (ki herkes hesabını versin, buna diyecek yok), kendisi de her vatandaş gibi hukuka saygılı olmalı...
* Dokunulmazlıklar kalktıktan sonra bunca zamandır bile bile yolsuzluk dosyalarının yargıdan kaçırılmasının, onlar için özel af kanunları çıkarılmasının hesabı da sorulmalı.
* "Demokrasiye saygı" gereği "Seçim ve Partiler Yasaları"nın çıkması gerekirken çıkarmamanın; adil olmayan bir sistemi halka demokrasi diye yutturmanın da...
* Gümrüklerde "rüşvetsin kol gezmesinin, hastanelerin "hademeler doktorluk yapacak kadar" başıboş olmasının ve bu nedenle bebeklerin, hastaların can kaybının, ülkede can ve mal güvenliğinin sıfırlanmasının, hak edenler yerine "yetersiz bulunduğu raporlarla ortaya konan" isimlerin bile partili oldukları için devlet kadrolarına doldurulmasının...
* Milletin parasıyla belediyelerin gazetelere tam sayfa "yeni gazete kutlama" ilânları vermesinin, kaldırımların, yolların sebepsiz yere sökülüp yeniden yapılmasının da...
* Koskoca THY uçağı boş giderken ve cumhurbaşkanları bile bu uçaklarla seyahat ederken kendileri ve eşleri için özel uçak kaldırmanın da... Dünyanın öbür ucuna 10 günlük aile boyu seyahatlerin de hesabı sorulmalı.
Siyasetçiler neden sadece "eski" oldukları zaman yargılanabiliyorlar? Suç işleyen hemen hesabını vermeli.
Hele de Anayasayı ellerinde sallayacak kadar saygılı görünenler!
Hükümeti kim yargılayacak?
Bu yıl ve önümüzdeki birkaç yıl Türkiye Cumhuriyeti'nin insan haklan, hukuk, kısacası "demokrasideki çifte standartları ortadan kaldırma" mücadelesi vereceği yıllar olacak. Olmalı
Haberin Devamı

