Hüküm giymeden tutuklanmazmış, vaay!

Haberin Devamı

Nasıl olduysa bunu şimdi hatırlayıverdi bazı “hukuk” adamları... Yasalara suçluya göre takla attırılan bir ülkenin hukukuna hukuk mu, guguk mu denir orası belli değil.

TBMM İnsan Hakları Komisyonu da söyledi bu “hüküm giymeden tutuklanma”nın yanlış olduğunu. O zaman başta “opera sapığı” olmak üzere hemen diğer çocuk tecavüzcülerini de salıversinler.

Dün “mahallesinde 7, 5 ve 4 yaşındaki 3 küçük çocuğa cinsel tacizde bulunan emekli imam” haberi vardı, tutuklamışlar. Neden? Onu da salsınlar. Bütün sapıkları halkın arasına göndersinler ki çirkin eylemleri durmasın. Bu ülkede önemli olan toplumu, mağdurları değil suçluyu, sapığı koruma olduğuna göre (çıkan sonuç bu) neden onları tutukluyorlar? Bu çifte standart değil mi, ayrımcılık, haksızlık değil mi?

Burası “suçlular, sapıklar cenneti olacak” desinler, millet de bilsin.

Tabii bu arada “derin devleti, çeteleri ortaya çıkaracağız” diye telefon konuşmalarını, yazıları “suç unsuru” gösterip, hüküm giymemiş, suçu anlaşılmamış, ne olduğunu onların bile bilmediği insanları senelerce cezaevinde tutmalarına da sağlam bir açıklama getirmeleri beklenir. (Burada tekrarlayalım gizli çetelerin tamamı ortaya çıkarılsın ama suçunu itiraf eden çocuk tecavüzcüleri tutuksuz yargılanırken böyle hoşlanmadıkları, birilerinin ideolojisine uymayanları “gözünün üstünde kaşın var” mazeretiyle içeri tıkmalarına da kayıtsız kalınamaz. “Örnek Paşa’nın günlüğünden başlayan” bir davada Örnek Paşa’nın adının hiç geçmemesi anlaşılamaz.)

ALMAN BASININI SUSTURSANIZA!

Şimdi tabii biz bunlara sessiz kalıyoruz da elin Avrupalısı kalmıyor ve çifte standardın hesabını soruyor. Alman basını geçen yıl Antalya’da “14 yaşında bir İngiliz kıza tacizde bulunduğu” için Marco isimli 18 yaşındaki Alman’ı 8 ay cezaevinde tutan Türk yargısının, 76 yaşındaki çocuk tecavüzcüsünü, “üstelik suçunu itiraf etmişken” neden serbest bıraktığını soruyor.

Sorarken Adli Tıp’ın bir tıp harikası (!) olan “tecavüze uğrayan kız çocuk ruhsal açıdan etkilenmemiştir” raporunu da soruyor.

Neyse ki bütün bu rezalet içinde “Bu kararın ve olayın Türk toplumunda ahlaki tartışmaya neden olduğunu” belirtmeyi unutmamışlar. Yargı bu “kişiye göre karar”ın, çifte standardın açıklamasını yapmak zorundadır.

Dünyaya rezil olmakla kalmıyoruz, her gün duyduğumuz çocuk tecavüzlerinde sefil yaratıkların el uzattığı çocuk yaşı “3”e indi... Bebek haberlerini mi bekliyorlar?

*****

Eleştirileri susturan demokrat (!) anlayış...

Amerikalı tarihçi Prof. Arnold Ludwig, kısa süre önce 11 kritere göre “Yüzyılın en büyük lideri”ni belirlemiş ve Atatürk toplam 31 puanla birinci sırada yer almış.

Times dergisinin anketinde de aynı sonuç çıkmıştı.

Haydi şimdi diğer ülkelerde bunlar olurken “Bırakın büyütmeyi, o da sıradan biriydi, zaafları vardı, aynen bize benziyordu” masallarını sürdürün veya O’nu yanlış bilgi ve yorumlarla anlattığınız filmler için gelen eleştirilere fena halde kızın...

“Medyatik linç” yapıyorlar, “meslektaşlarımdan gelen tepkilere üzülüyorum, yazdıkları köşe yazılarıyla inşa ettiğim kariyerimi çökertmeye çalışıyorlar” deyin.

Ya da birileri çıkıp “Sıktı artık, Atatürk’ten söz eden yazı veya program istemiyoruz” desin.

İstemiyorsanız kendinize daha eğlenceli başka yazı ve programlar bulacaksınız ki hiç zor değil...

Çünkü “Atatürk belgeseli” adı altında bir film yapılmıştır, bu film yıllarca ortada dolaşacaktır. Onun için de etraflıca tartışılması, konuşulması kaçınılmazdır.

Siyaset yazan, siyasetçileri ve kim gerekiyorsa onu eleştiren bir gazetecinin yaptığı filmi eleştirenlere bu şekilde karşı çıkması, “medyatik linç”ten, “kıskançlık”tan, “kariyer çökertmek”ten söz etmesi hangi demokrat anlayışa sığar?

Yani siz Atatürk’ü yorumlarınızla, seçtiğiniz cümlelerle şekillendirecek, eleştireceksiniz ama kimse sizi eleştirmeyecek mi?

Bence bu mümkün değildir. “Mustafa” filmi daha uzun süre tartışılacaktır.

*****

Teşekkürler

Sevgili okurlarım ve ‘Her Açıdan’ izleyicileri sizlerden o kadar güzel mektuplar geliyor ki (arada birkaç tane “güzel olmayan” da çıkıyor tabii, hepsi kabulümdür) tamamını cevaplamak istiyorum. Ama sayıları bunu imkansız kılacak kadar fazla... Tek tek okunduklarını bir kez daha söyleyerek ilginiz, takdirleriniz için çok teşekkür ediyorum. Sağolun, varolun.

DİĞER YENİ YAZILAR