(Dün yarım kalan, Kemal Kılıçdaroğlu ile telefon konuşmamızla ilgili yazıma devam ediyorum.)
Kısacası AKP’nin ‘Bilim Kurulu’nda yer almış hukukçuları bile telaşa düşüren gelişmeler var ortada ve iktidar partisi seçim sonrasına bıraktığı yeni anayasada nelerin olacağını bütün israrlara rağmen açıklamıyor.
Zaten bu seçimden de ‘kendi çoğunluğuyla ve en teknik konuları yine referanduma sunup kotararak yeni anayasa yapacak güçle çıkarsa “Türkiye’yi eyaletlere bölmekten başkanlık sistemine kadar” her istediğini (elbette, artık liberallere yapıldığı gibi bu hukukçular dahil kimseyi dinlemeden) yapacak güce de sahip olacak. Bütün bunları sorup sorgulamak, dış politikayı ve ekonomiyi nasıl yöneteceğini en net şekilde anlatmak da ‘başta Ana Muhalefet olmak üzere’ muhalefet partilerinin görevidir.
Tabii bunu yapmak için önce “her konuda ve başkanlık sisteminde örnek gösterdiğiniz ABD’de seçim öncesi her partinin başkan adaylarına ekranlarda eşit konuşma hakkı verilir. Bizim ‘ileri demokrasi’de ise tüm gazete ve ekranlar iktidarın elinde. Biz halka sesimizi nasıl duyuracağız, böyle bir eşitsizlik altında seçim mi olur” demeleri ve imkan yaratmaları gerekiyor. Bakalım diğer ülkelere demokrasi dersi veren yöneticilerimiz bu soruyu nasıl cevaplayacaklar?
SARIGÜL VURGUSU
Taraflı medyada doğal olarak ‘Kılıçdaroğlu’nu yıpratacak en acımasız saldırılar’ hız kazanmış olmasına rağmen onun (çoğu bugüne kadar görülmemiş ciddi bir saygısızlık içeren) bu saldırılardan etkilenmediğini ve sakin, demokrat, özenli yaklaşımını sürdürdüğünü konuşmalarından anlıyorsunuz. Mustafa Sarıgül, Fikri Sağlar gibi tanınmış, deneyimli isimlerin partisine katılmaları konusunda da “Konuşmasını geçmişte CHP’ye hizmet vermiş ve parti dışında kalmış herkese ve tüm küskün siyasetçilere davet olarak yaptığını, bu nedenle hepsinin milletvekilliği bekleyerek gelmemesi gerektiğinden söz ettiğini, isim telaffuz etmediğini” söyledi.
Buna rağmen ben başta Sarıgül olmak üzere başarılı isimlerin, değerli uzmanların (ki bu süreçte mutlaka Yaşar Nuri Öztürk de olmalıydı) milletvekilliği beklemeye hakkı olduğunu düşünüyorum. Hatta ‘ekonomi’ konusunda; her ne kadar ‘bir siyasi hareket başlatmışken bırakıp gitmesi’ unutulmadıysa da Kemal Derviş gibi isimlerin, ‘dış politika’da aynı şekilde birikimli uzmanların bulunduğu ekiplerle ortaya çıkmaları gerektiğini düşünüyorum.
Öyle zor ve ‘isimlerin önem taşıdığı’ bir süreç ki, bu kez adaylarda ‘hatır gönül’ değil, ‘birikim ve güç’ konuşmalı. Mesele budur.
‘Komiklik yapan’ değil, ‘mizah sanatçısı’
Düşünce ve ifade özgürlüğünü artık bu ülkede kimse ağzına almasın, bitmişiz biz yahu! Müjdat Gezen, ‘Aziz Nesin’in bir lafını aktararak esprili bir cevap verdi diye’ adama yapılmayan kalmadı. TV’lerden köşelerden hakaret edenler mi istersiniz, halkı onun aleyhine kışkırtanlar mı, hedef gösterenler mi.. En önemlisi ve tabii şok edici olanı önce AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik‘in bir TV kanalındaki tartışma programına bağlanıp epeyce onunla ilgili konuştuktan sonra “Bizim bir şey söylememize gerek yok, millet ona gereken cevabı verecektir” diye hedef göstermesiydi ki ertesi sabah AKP Gençlik Kolları’ndan bir grubun Beyoğlu’nda Müjdat Gezen Sanat Merkezi önünde gösteri yaptığı duyuldu.
BUNLAR HAKARET DEĞİL Mİ?
Arkadan AKP Grup Başkanvekili Elitaş “Müjdat Gezen’i ‘komiklik yapan biri’ olarak biliyorduk. Halka karşı komiklik yapmış. Halkla alay etmek kimseye fayda sağlamaz’ dedi. Diğer Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ da fırsatı kaçırmadı (seçim öncesi kaçırır mı) ve o da koroya katıldı; “Hiç kimsenin bu ülkede yaşayan kimseye hakaret etmek ve sövmek hakkı da değildir, haddi de değildir”.. Hemen sonra söyledikleri arasında Müjdat Gezen’i kastederek “cehalet, edepsizlik, söyledikleriyle ahmaklık gösterenler” gibi ağır hakaret ifadeleri var. Aynı şekilde Elitaş’ın yılların mizah sanatçısına ‘komiklik yapan’ demesi de hakarettir, o komiklik yapan biri değil, yüzlerce ödül almış, halkın sevdiği değerli bir tiyatro-sinema sanatçısıdır..
Bu güne kadar ‘diğer partilerden olan siyasetçiler’ ya da ‘medyada beğenilmeyen ifadeler’ hakkında söylenen “yapanlar şerefsizdir, alçaktır, yapılan cibiliyetsizliktir, ahlaksızlıktır” benzeri ifadelere ise hiç değinmeyelim, bunları söyleyenlerin ‘hakkı ve haddi’ demek ki.. Kısacası her tür hakaretin, hatta Atatürk’e ekranlardan ağır hakaretlerin bile serbest olduğu ülkede (TRT’de Prof Türkan Saylan’a üç günde bir en ağır iftiralar atılıyor, hakaretler yapılıyor ve nedense aynı siyasetçilerden hiç itiraz duyulmuyor) Müjdat Gezen’in bir soruya verdiği esprili bir cevap için koparılan gürültünün ve sanatçıyı hedef göstermelerin bağışlanır yanı yoktur.
Müjdat Gezen’in “Aziz Nesin’in sözünü kullanarak oy abartması ile dalga geçmesinin” üstüne mal bulmuş gibi atlayanlar millete asıl hakareti kendileri yapıyorlar bence.. “Milletin her kesimi aynı şekilde akıllıdır” görüşünde olduklarına göre neden milleti ‘kendi aklı ile olayı değerlendirmesi’ için rahat bırakmıyorlar? Sussalardı da herkes istediği gibi karar verseydi, bu çabaya ne gerek vardı?
Asıl ürkütücü görünen ise hala ‘bir mizahçı esprisine bile’ tahammül göstermeyen, popülist şekilde kullanmaya kalkan baskıcı anlayışın zirvelerden yayılıyor olmasıdır.

