Hukuk olsun mu, olmasın mı?

Haberin Devamı

Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu’nun Başbakan Erdoğan’ın “367 kararı yargı için talihsizdir, yüz karasıdır. Her şey art niyetli” şeklindeki konuşmasına verdiği cevap aslında cumhurbaşkanını halkın (bu sistemle) seçmesi konusuna da açıklık getiriyor...

Son haftalardaki tüm gelişmelere baktığımızda karşımıza çıkan asıl sorunun “Hukuk olsun mu, olmasın mı” noktasına geldiğini görüyoruz. Bireysel hukuk davalarında bile sonuçlar hoşumuza gitmeyebilir (ben de aynı sorunu defalarca yaşadım) ama sonuçta yargı kararlarına uymak zorunda mıyız, değil miyiz?

Hele de Türkiye’nin başbakanı isek en yüksek yargı kurumu olan Anayasa Mahkemesi’ni halka ve dış dünyaya “Kararı yüz karasıdır, art niyetlidir” sözleriyle şikayet edebilir miyiz, edemez miyiz?

Edebileceğimiz, aslında artık “yapılmaması gereken her şeyi yapabileceğimiz” görüldü de “etmeli miyiz” sorusunun cevabı verilmedi (Tuğcu’nun cevabıyla şimdi verilmiş oldu.)
Eğer devletin ve toplumun tüm kurumlarını; yargı, cumhurbaşkanlığı (ki ona da “art niyetli” denmişti), ordu, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları (örneğin TÜSİAD) yerle bir eder, halkla kurumları gerçekleri saptırarak karşı karşıya getirirseniz elde ne kalır?.. Sadece yasama ve yürütme... Meclis ve hükümet... İşte bütün kurumların etkisiz hale getirilmeye çalışıldığı bu durumda tek söz sahibi başbakan oluyor ve yetkilerini denetleyecek hiçbir kurum bulunmadığı için ciddi bir yönetim sorunu ortaya çıkıyor.

Yargının olduğu gibi cumhurbaşkanının “yasal yetkisi dahilindeki” tüm kararlarına da en ölçüsüz şekilde eleştirme alışkanlığı getirildiği için “halkın seçtiği bir cumhurbaşkanı” ile halkın seçtiği başbakan kıyasıya çekişme içine girebiliyor.
Ve ne oluyor; rejim kilitleniyor.
Cumhurbaşkanını halk seçecekse bu durumda önce “başbakan ile cumhurbaşkanının yetki sınırları kesinlikle belirlenmeli ve bunlara saygı gösterilmelidir” denmesinin, Sezer’in bu konudaki Anayasa değişikliğini veto etmesinin nedeni de, söz ettiği “sakınca” da budur ve çıkacak sorunlar şimdiden görülmektedir.

EGEMENLİK MİLLETİNDİR AMA...

Başbakan Erdoğan’ın gerek “367” konusunda, gerek “Sezer’in vetosu” konusundaki çıkışları hep “milletin iradesine saygı gösterilmiyor” temeline dayandırıldı.

Oysa demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne gerçekten inananların gayet iyi bildiği, Anayasa Mahkemesi Başkanı Tuğcu’nun da açıkladığı gibi: “Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir ama Türk milleti egemenliğini Anayasa’nın koyduğu esaslara göre yetkili organlar eliyle kullanır.

Kuvvetler ayrılığı prensibi devlet organları arasında (yasama, yürütme, yargı) üstünlük sıralaması anlamına gelmez.”

Anayasa’nın tanımı bu olduğuna göre sizce Başbakan bu aşırı, hakarete varan tepkilerinde haklı mı, yoksa Anayasa’yı bizim bildiğimiz kadar bile bilmiyor mu?

Tülay Tuğcu, Erdoğan’ın mahkemeyi hedef gösterdiğini, Anayasa Mahkemesi kararının ancak bilimsel ve hukuksal olarak tartışabileceğini de söylüyor.

Başbakan ve Hükümet ülkenin gündemini ve geleceğini “mağdur rolüyle seçim propagandası”na feda etmemeyi, her vatandaş gibi hukuka ve kurumlara saygıyı acilen öğrenmek zorundalar!

*****


İran’da “derin devlet” mi?

İran’ın batısında teröristlerle çıkan silahlı çatışmada 7 güvenlik görevlisi ile 5 terörist ölmüş... Çatışma teröristlerin İran devrim muhafızlarına pusu kurmasıyla çıkmış.
Türkiye’deki terör olaylarını; Ankara saldırısını ve 6 şehit verdiğimiz PKK mayınlarını bile “derin devlet”e mâl edenler acaba İran’dakini de Türk derin devletinin yaptığını söylerler mi bu durumda merak ediyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR