Artık en önemli kurumların, en ciddi olayların önemsizleştirilmesine Türkiye alıştı maalesef. Neredeyse alışılmadık, kanıksanacak hiçbir şey kalmadı ama yine de şaşırıyor insan.
Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’ndan (HSYK) Başkanvekili Kadir Özbek’le birlikte 7 üyenin istifası için önce Demokrat Yargı Derneği eşbaşkanı Osman Can’ın “Çok da önemli değil, fazla önemseyecek bir şey yok” dediğini TV’de duydum ve ‘acaba Cumhuriyet tarihinde ilk kez görülen bu tablo önemsizse, daha nasıl bir olay önemli sayılabilir Osman Can için’ diye düşündüm. Bu arada aklıma “Cumhuriyet’in kendisinin bile önemsizleştirilmeye çalışıldığı günler yaşanırken bunun lafı mı olur’ düşüncesi de gelmedi değil ama devam edelim... Daha sonra Başbakan Erdoğan’ın, partisinin grup toplantısında söylediği “Dört dörtlük şovdur, 14 Ağustos’a kadar çalıştırılıyordunuz da ondan sonra mı bu iş bitti, geç de kaldınız” gibi vurguları okudum, demek ki Osman Can durup dururken öyle konuşmamış, Başbakan’ın sözleriyle birebir örtüşeceğini yine biliyormuş.
Referandum sürecinde HSYK sadece “üzerlerindeki siyasi baskıdan, kurumun başında israrla tutulan Adalet Bakanı ile müsteşarının sık sık toplantılara katılmayarak istemedikleri konularda kurul kararlarının çıkmasını engellediklerinden, Adalet Bakanlığı’na şikayetlerini defalarca bildirmelerine rağmen cevap alamadıklarından” söz etti. Başka nasıl bir seçenekleri kalmıştı, topluma durumu nasıl anlatabilirlerdi ki? Yoksa herkesin sınırsız konuşma, hakaret etme, medyayı susturma gibi her tür hakkı bulunurken yargının hiçbir ifade özgürlüğü olmamalı mıdır? (Diyorum size ‘ifade özgürlüğüne bu dönemde yeni tanım lazım’ diye.)
YARGI ‘SİYASİ RAKİP’ Mİ?
Adalet Bakanı ile müsteşarın o kurulun başından alınarak demokratik, hükümetten bağımsız hale getirilmesi yıllardır gündemde. Engellemeler her zaman yazıldı, çizildi. AB de raporlarında bu bağımsızlığın sağlanmasını istedi... Buna rağmen kurula “Rahat durmadınız, hep siyaset yaptınız, biz hesabımızı millete veriyoruz, siz de milletin kararlarına saygı duyun” gibi açıklamalar hukuka ve görevlerine aykırı hiçbir eylemde bulunmayan HSYK üyelerine haksızlık olduğu gibi, yargı kurumlarını ‘siyasi rakip’ görme havası yansıtan sözlerin bir başbakandan duyulmasını anlamak da mümkün değil.
Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu her demokratik ülkede çok önemlidir, buradan veya diğer yüksek yargı kurumlarından toplu bir istifa her ülke için tarihe geçecek önem taşır, hiçbir söz de bu önemi azaltmaz. Devletin üç erkinden birini (yasama, yürütme, yargı) oluşturan yargı ile yürütmenin, yine hiç görülmemiş şekilde bitmeyen bir kavga içinde olması üzücüdür. Ama tabii, “yakında hepsinin üyelerini yürütme seçince sorun kalmayacak, üç erk ‘tek erk’ olacak” diye düşünüyorlarsa bir şey denemez. Olacağı da budur!
Millet ‘yeni anayasa’yı bekliyor!
Başbakan Erdoğan 12 Eylül’de referandumun hemen arkasından yaptığı konuşmada yeni anayasa için Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu’ya “Hemen çalışmaya başla” demişti. Kuzu Başbakan’ın sözüne uymamış gibi görünüyor, zira iki üç gün önce “yeni anayasa için takvim Ekim 2011’de başlar” dedi.
Öte yanda Başbakan, ana muhalefet partisinin bu konuyu kısa sürede birlikte halletme tekliflerine “CHP referandum öncesi Anayasa değişiklikleri için ‘seçime kadar yapılamaz’ demişti, şimdi ‘yeni anayasayı hemen bitirelim’ diyor, bu ne ciddiyetsizlik” sözleriyle karşı çıktı. Oysa CHP’nin de, anayasa hukukçularının da, hatta AKP’nin daha önceki anayasa değişikliği için çalışan birkaç hukukçudan biri olan Prof. Serap Yazıcı gibi isimlerin de (hatırlayalım; “Bu Meclis kira kontratı bile yapamaz” demişti) karşı çıktığı konu “halkın değil liderlerin seçtiği milletvekillerinden ve bu seçim sistemi ile oluşmuş bir meclis yüzde 10 barajı ve daha birçok nedenle milli iradeyi yansıtmayacağı için kabul edilemez” oluşuydu. (Tabii ki öylesine önemli ve teknik bir konunun çözümü de halk oylaması olamazdı aslında ama olduruldu.)
Yani mesele ‘süre’ değildi, doğru şartlar altında, gerçekten “milletin iradesini yansıtarak” yapılmasıydı. Şimdi muhalefet partileri “oldu bittiye getirileceğine Meclis’te tartışarak, uzlaşarak yapalım” diyorlar.
Buna rağmen 8-9 ay neden yetmesin?.. Diyelim ki yetmedi; en azından millete “milletvekilini seçme hakkı liderden alınıp halka verilecek mi yoksa yine ‘milli irade seçiyor’ masalı ile uyutulacak mı, 12 Eylül Anayasası ile getirilen ama “darbe Anayasası’ndan kurtulacaksınız” sözleriyle propagandası yapılmasına rağmen Anayasa değişiklikleri arasına (tüm israrlar umursanmayarak) alınmayan ‘yüzde 10 barajı ve YÖK’ün kalkması sağlanacak mı, Güneydoğu sorunu ile ilgili hangi çözümler yeni anayasada yer alacak” gibi en önemli konular seçimden önce kesinlikle açıklanabilir.
“Yetiştiremeyiz, takvim Ekim 2011’de başlar” sözü halka yetecek bir açıklama değildir. Anayasa değişikliğini kısacık zamanda bitiren komisyonlar, yeni anayasada yer alacak değişiklikleri seçime kadar yetiştirmeli ve hükümet de millete anlatmalıdır.
“Milli iradeye saygı” bunu gerektirir.

