Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu nihayet dinin, inancın siyasete alet edilmemesi gerektiğini, başörtüsünün Müslümanlığın ön şartı olmadığını, başını örten/örtmeyen, namaz kılan/kılmayan ve hatta içki içen/içmeyen herkesin "Ben Müslüman'ım" demesinin Müslüman olmaya yeteceğini bir konuşmasında açıkladı. Ve "Din siyasallaşmama" dedi. Diyanet İşleri Başkanı'nın bu tür yol gösterici açıklamalarının toplumu bir de din üzerinden bölmeye ve bundan siyasi rant sağlamaya çalışanlara (her ne kadar hiç umursamaz görünüyorlarsa da) doğru mesajı verdiğine ve tabii tüm vatandaşlara yararı olduğuna şüphe yok.
Tarikat mısınız?
İkinci haber "sosyete tarikatı" adıyla tanıtılıp duran ama tarikatla ilgilerinin olmadığını söyleyen bir grubun camide kadın-erkek bir arada namaz kılmalarının medyada haber konusu yapılmasından sonra evde cuma namazı kılmaya devam etmeleri ile ilgiliydi.
Bunun neden haber olduğunu anlayabiliyor musunuz? İnsanların, her kim olursa olsunlar evde namaz kılmaları neden başkalarını ilgilendiriyor? Yani, hiçbir ülkede haber sayılmayacak bu tür bir eylem ya da toplantı bizde neden haber yapılıyor? Okurken merak ediyorum doğrusu... Birilerinin peşine takılıp "Neden toplu namaz kılıyorsunuz, yoksa siz tarikat mısınız" türü sorulan sormanın gazetecilikle bir ilgisi olabilir mi? Yoksa bu, haber sıkıntısı çekenlerin düzmece haber yaratma gayreti midir?
Hoşgörü anketine bazı gazetecileri de dahil etmek gerekiyor.
Bu nasıl habercilik, nasıl güvenlik?
Ve tabii Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi' nde Cansuyu Bayramı kutlarken bira içen öğrenci ve öğretim görevlilerine dışarıdan özel olarak gelen ve tellerden atlayarak bahçeye giren bir grubun saldırması, bir öğrencinin yaralanması olayının Hoşgörü Anketi sonuçlarıyla bağlantısı... Türkiye'nin kendi istedikleri şekle sokulması, topluma belli bir yaşam tarzının empoze edilmesi, özellikle de böyle baskıların artık sıradan olay kabul edilmesi amacını taşıyanlar ya siyasi nedenle veya gerçekten hoşgörüsüzlük dayatmasıyla üniversitelerin toplantılarına kadar sızabiliyor, bira içenlere saldırabiliyorlar. Onlar bu kadar hoşgörüsüz iken, güvenliği gözetmesi gereken polisler veya kanun adamları her nedense gereğinden fazla hoşgörülü davranmış.
Saldırganlar yakalanmış ama hepsi serbest bırakılmış. Neden acaba?
Biz bu saçma sapan olayları sonsuza kadar izlemek ama nedenini öğrenememek ve de tüm saldırganların, suçluların serbest kaldığını/kalacağını görmek zorunda mıyız?
Hoşgörü öğrenilebilir, öğretilebilir. Ama toplum dururken sadece hukuku uygulamak, can güvenliğini sağlamak zorunda olanlara değil herhalde.
Boğaziçi Üniversitesi anketinin sonuçlarını unutmakla, önemsememekle de bir başka hata yapıyoruz gibi geliyor bana!
Hoşgörüsüzlük dayatması! (2)
Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu nihayet dinin, inancın siyasete alet edilmemesi gerektiğini, başörtüsünün Müslümanlığın ön şartı olmadığını, başını örten/örtmeyen, namaz kılan/kılmayan ve hatta içki içen/içmeyen herkesin "Ben Müslüman'ım" demesinin Müslüman olmaya yeteceğini bir konuşmasında açıkladı. Ve "Din siyasallaşmama" dedi...
Haberin Devamı

