Başlıkta İngilizce bir deyim... Neden İngilizce verildiğini merak ediyorsunuz tabii, açıklayayım; çünkü bu söz Ürdün Kraliçesi Rania tarafından aynen böyle söylenmiş ve "ümit boşluğu" anlamına geliyor.
Kraliçe Rania, Arap ülkelerinde süregelen ve giderek dünyaya yayılan şiddet, terör olaylarını şöyle açıklıyor;
"Bu ülkelerdeki köktendinci şiddetin de, kendi içlerinde ve diğer ülkelere karşı olan düşmanca siyasetin ve anlaşmazlıkların da temelinde ümit boşluğu yatıyor. İnsanlar artık geleceğe, yaşama dair tüm umutlarını yitirdiler. Amerika'nın bundan korunma yolu sadece milli savunma metodlarını güçlendirmek olamaz. Ancak Orta Doğu'da barış, demokrasi ve refahın gelişmesine katkıda bulunmak olabilir."
Aynı "ümit boşluğu"nun Türk toplumunda da olduğunu, son yıllarda dinci partilerin (yani güya inancı diğerlerinden daha "bütün" olduğu için 'dürüst'lüğünün de daha "tam" olacağına halkı inandıranların) yükselişinde bunun payı bulunduğunu biz çok önceleri de yazmıştık. Toplumdaki bu 'tutunacak bir dal, bir ümit arama' isteğinin, güvendiği her partide karşılaştığı hayal kırıklıklarının, siyasetten başlayarak her alana yayılan yozlaşmanın getirdiği sonucu da son seçimde gördük.
Seçmen oyunu, denendiği halde "denenmemiş" olduğuna inandırıldığı bir partiye verdi. Meclis'e girebilen ikinci parti de kendini bu kirlenmenin dışında tutmayı başarabilen tek "büyük ve köklü" partiydi.
Zaman kredisi
Son günlerde siyaset konularına pek girmemeye çalışmamın nedeni maalesef tahminlerimin aynen çıkmaya başladığını görmek. Bunları görmekten duyduğum üzüntü ve biraz da "hope gap"... Ama elbette bu ümit boşluğu -Araplardan farklı olarak- olumsuz yollarla değil, demokratik yollarla mücadelemize devam etmeye yöneltecek bizi.
Yine de belediyelerde yapılan yolsuzlukların, kendi partililerine, eşe dosta verilen haksız ihalelerin ülke boyutunda açıkça yayılacağını, gelenin (görülmüş icraatlarıyla) gidenleri de aratabileceğim ve bu son tokmağı kafamıza yemeden akıllanmayacağımızı seçim öncesi yazılarımda da Tv programlarındaki konuşmalarımda da söylediğimi hatırlatmadan geçemeyeceğim.
Bugün Duble Yol projesi diye bir icat çıkararak partililerine bağış yapar gibi ihale dağıtan, 50 milyon maaş artışı diye çırpınan fakirleri görmeyerek milletinin parasını çarçur eden, üniversite yönetimlerinden orduya, Cumhurbaşkanı'na kadar herkesle çekişen hükümetin yaptıkları ve yapacaklarının bile aklımızı başımıza getireceğinden şüpheliyim ben.
Bu arada birileri de çıkıp "Daha soru sormaya başlamak için çok erken. Hükümete biraz zaman kredisi vermek lâzım" diyebiliyor.
Yok böyle birşey. Hiçbir ülkede, hele de işsizliğin tavana vurduğu, işsiz veya ekonomi nedeniyle para kazanamayan iş sahibi fertlerinin birbiri ardından intihar ettiği, insanlarının geçinebilmek veya karısını hastaneden çıkarmak için çocuğunu, çocuğunun takma bacağını sattığı bir ülkede kimseye bundan fazla zaman verilemez.
Sanki en önemli meselemiz "duble yol"muş gibi ve konuyu en iyi bilen uzmanların "Bu işin maliyeti demiryolundan fazla olur" demesine rağmen beyler ilk gün bu konuyu gündeme getiriyor ve dört koldan harekete geçiyorlar.
Allah Korkusu Olan...
Aynı zamanda İhale Yasası da başlarına hiçbir sorun çıkarmayacak, trilyonları istedikleri gibi dağıtacak şekilde değişmeli ki daha "özgür" olabilsinler. Demokrasi (!) ve kendi hakları, pardon insan hakları tam yerleşsin. Daha önce örneğin, Ulaştırma Bakanlığı'nın Deprem Bölgesi ihalelerinde ve belediyelerde yürütülen sistem aynen ve hatta daha rahat yürütülsün.
Bir yandan da "Helâl kazancını bu ülkede yatırıma harcayan başımızın tacıdır" densin. Eh tabii haklılar da, bu durumda bütün helâl kazançlara ihtiyaç olacak.
İşte biz bu nedenle, gelen hükümetler baskı rejimi örnekleri sergileyemesinler diye "Seçim ve Partiler Yasası" önemli diye çırpınmıştık.
Aynı olaylar tekrarlanmasın diye "dokunulmazlıklar kaldırılacak" sözünün derhal tutulmasını istemiştik.
Konya merkezli Endüstri Holding'de olanlarla, Türkiye'de olması istenenler arasında büyük benzerlik var.
Sonuçta bütün millete "üstüne soğuk su içmek"ten başka yapacak şey kalmayacak.
Allah korkusu olanlar, hakkı olmayan, kendisine ait olmayan paraları dağıtamaz. El uzatamaz.
Hükümetin daha fazla vakit kaybetmeden aklını başına toplamasını umuyoruz, başka ne denebilir ki?
"Hope gap"... Bizde de var!
Başlıkta İngilizce bir deyim... Neden İngilizce verildiğini merak ediyorsunuz tabii, açıklayayım; çünkü bu söz Ürdün Kraliçesi Rania tarafından aynen böyle söylenmiş ve "ümit boşluğu" anlamına geliyor...
Haberin Devamı

