Askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasını sağlayacak olan “emrivaki yasa” şimdi Anayasa Mahkemesi’ne gidecek ya tabii AYM yine topun ağzına oturtuldu.
Aynen aslında Anayasa’da varolan ama cumhurbaşkanı seçimi öncesinde topluma “yokmuş da var edilmiş” gibi empoze edilen 367 tartışması gibi ve parti kapatma davasında olduğu gibi Anayasa Mahkemesi’ne baskılar başladı. Yüksek mahkemeye “taraftar” hukukçu ve medya ile baskının her türlüsü serbest...
Bu arada Prof. Ergun Özbudun gibi hukukçuların bile siyasete bu kadar angaje olabildiğini; hukuk kurallarını, Anayasa’ya uygunluğu filan unutarak iktidar sözcüsü gibi konuşabildiğini de görebiliyoruz artık. Özbudun biliyorsunuz aynı tutumu Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği Anayasa değişikliğinde de sergilemişti, 367 başvurusunda da... Hatta Anayasa Mahkemesi iktidarın her uygulamasına “olur” vermediği için “Anayasa Mahkemesi üyelerini Meclis seçmeli” de demişti. Oysa dünyanın hiçbir ülkesinde (ki hemen tüm demokratik ülkelerde AYM vardır. İsviçre, ABD gibi ülkelerde ise farklı isim altında aynı işi yapan mahkemeler vardır) 17 üyenin 9’unu tek bir partinin seçmesi gibi bir saçmalık görülmemiştir. Ama o yine de böyle bir görüşü öne sürebildi.
Öte yanda Prof. Sami Selçuk gibi siyasete karışmadan, tam aksine siyasetin hukuka müdahalesine her zaman karşı çıkarak ve yüksek mahkemelere, Anayasa’ya saygılı şekilde değerlendirme yapan hukukçuları görüyoruz.
Bu olaylar turnusol kağıdı gibi aslında, gerçeklerin anlaşılmasını da sağlıyor.
Eğer Anayasa Mahkemesi herhangi bir konuda ve bu yasa konusunda Ergun Özbudun’un “istemediği yönde” bir karar verirse o zaman da ortaya “yüksek mahkemelerin demokratikleşmesi” tartışması sürülüyor ki (Bkz. Arınç’ın Abant konuşması) bu da onların üyelerini iktidarın seçmesi anlamına geliyor. Şimdiden psikolojik hazırlığı yapılmakta zaten.
“İSTERSEM AYM’Yİ KALDIRIRIM”
Bülent Arınç Abant’ta şunları da söylemişti; “Sadece parlamento çoğunluğunun yeterli olmadığı cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında görüldü, 411 milletvekilinin ‘evet oyu’ ile kabul edilen, diyelim ki yanlış bir düzenlemeyi sadece şekil bakımından incelemesi gereken yüksek yargı işin esasına girdi...” Bu sözlerden ne anlıyoruz?
“Meclis’te 411 milletvekili yanlış bir yasa çıkarsa bile Anayasa Mahkemesi ve dahi hiç kimse buna karışamaz”... İşte hanımlar, beyler hatırlattığım için üzgünüm ama bu sözler aynen Hitler’in düşünceleridir.
O da çoğunluğun isteğiyle geldiğini, arkasında meclisin olduğunu düşünerek, söyleyerek yaptı bütün faşist eylemlerini. Ve Anayasa Mahkemeleri 2’nci Dünya Savaşı’ndan sonra bu nedenle: “parlamentoların yanlış yapabileceğinin, anayasaları da ortadan kaldırabileceğinin görülmesi, anayasaya aykırı yasa ve eylemlerin önlenmesi” için uygulamaya kondu. “Birçok ülkede yok” sözü de yalandır, hemen hepsinde vardır.
Durum böyle olduğu içindir ki Bülent Arınç’ın “İstersem Anayasa Mahkemesi’ni kaldırırım” sözü de hikâyedir. Demokrasilerin “demokrasi olarak kalabilmesi için” gereken denetimi AYM yapar ve kimsenin onu kaldırmasına da izin verilemez.
Anayasa Mahkemesi’ne yapılan baskı ve saldırıları izlerken bunları aklınızdan çıkarmayın.
“Yargı kuşatıldı” ise...
Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk ülkenin önemli, değerli bir hukukçusudur... Dün yaptığı açıklamalar da önemliydi ama bazı “soru işaretleri” de vardı. Ki olabilir...
Selçuk, Özbudun’un “Anayasa’nın 145. maddesi amaçsal yoruma tabi tutulmalıdır” görüşüne karşı çıkmış; “bu davada amaçsal yorum yapılamayacağını” belirterek “Düzenleme doğru ama Anayasa’ya aykırı” demiş.
Anayasa’ya aykırı olduğu konusunda zaten hemen tüm hukukçular hemfikir... Yani bu yasa mutlaka çıkacaksa Meclis önce Anayasa’yı değiştirmeliydi... “Düzenleme doğru” kısmında ise demek ki Sami Selçuk demokrasilerde askerlerin bazı suçlardan dolayı (örneğin “demokrasiyi ortadan kaldırma girişimi” gibi) sivil yargıda yargılanabileceğini düşünüyor. Normal bir ülkede olsa tartışılabilirdi ama acaba son haftalarda iyice görüldüğü gibi “bir kişiye atfedilen bir iddia ile tüm ordunun darbe isteğinde olduğu” sonucuna varılan bir ülkede, hele de sivil yargı büyük ölçüde iktidar baskısındaysa mümkün müdür?
Sami Selçuk kısa süre önce “yargı siyaset tarafından kuşatıldı” demişti, böyle bir kuşatmayı ondan daha iyi kimse göremez, bilemez. Peki bu durumda... Bu durumda..? Bu durumda nasıl olur da “düzenleme doğru” olabilir?
Sanıyorum bunu “normal bir ülke” için söylemiş olmalı... Biz normal değiliz.
Demokrasinin en önemli ölçüsü “bağımsız bir yargı”dır, demokrasiden söz edilecekse önce yargı kurtarılmalı!

