Hillary Clinton gizli belgeleri neden yalanlamadı?

Haberin Devamı

Bu dönemde herhangi bir siyasi yolsuzluk olayı duyduğumda, özellikle de bunları yazan gazete ve gazetecilere tepki gösterildiğini gördüğümde aklıma hemen daha önceki iktidarlar döneminde medyanın durumu geliyor. O yıllarda medyanın büyük kesimleri (karikatüristler dahil) iktidarlara angaje olmadığı, iktidar partileri de “şu medyanın büyük kısmını ele geçireyim, geçiremediklerimi de ağır baskılarla tepki veremez hale getireyim de ortalık benim için gül bahçesinden farksız olsun” demediği ve herhangi bir baskıya tüm medya onurlu şekilde, dayanışmayla karşı çıktığı için gerçeklerin üstü örtülemezdi.

Başbakanlar, parti liderleri yine kızar, köpürürler, yazarlara küserlerdi ama bugünkü gibi bir tablo, tehditler, yazarların işine engel olmalar, bu yönde telkinler söz konusu olamazdı. Mesut Yılmaz bugün bile yazdıklarımdan dolayı bana kızgındır, Tansu Çiller’in bana telefon ederek “size ne yaptım ki bu kadar üstüme geliyorsunuz” demesi, kendisiyle ilgili konular detaylı olarak tartışıldığı için TV programlarımı engellemesi unutulacak olaylar değildir. Ama işte mesele “size ne yaptım ki” meselesi değil, yanıldıkları nokta bu... Mesele “işini hakkıyla yapmak ya da yapmamak, iktidarlar yerine Türkiye’nin gazetecisi olmak ya da olmamak” meselesi ki Çiller’in bu yıl içinde de telefon ederek “sizi milletvekili yapalım Ruhat Hanım” dediğini, benim de teşekkür ederek ‘böyle bir niyetimin olmadığını, olsaydı da yazdıklarımın değişmeyeceğini’ söylediğimi sizlerle paylaşmıştım. Kısacası gazeteci mesleğini doğru yapmak niyetindeyse o iktidar, bu iktidar hiç fark etmez arşivler ortadadır, isteyen o günlerde yazılan, çizilenleri de inceler... Farkeden sadece “baskıların boyutunun giderek büyüdüğü”dür o kadar.

“KESİN DEĞİL” DENEMEZ!

Yani arkadaşlar diyeceğim o ki; bu Wikileaks’te açıklanan belgeler ANAP, DYP, MHP, CHP veya bir başka iktidar döneminde de ortaya çıkmış olsa medya eğer gerçek medya ise aynı şekilde sorgulaması, açıklığa kavuşturulmasını istemesi gerekir, ilgili iktidarın da onlara kızmak yerine sorumluluğunu üstlenmesi gerekir. Şimdi gelelim Wikileaks belgeleriyle ilgili son duruma...

Cumhurbaşkanı Gül “Bu belgelerin ifşa edilmesinin zamanlamasını anlamlı bulmadığını” söyledi, Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin “Bu bilgilerin bir internet sitesinde yayınlanması politik amaçlıdır. ABD’ye rağmen yayınlandığı kanısında değilim” dedi, Başbakan Erdoğan’ın olaydan iki gün sonra yaptığı açıklamada özellikle muhalefeti suçlayan bazı cümleleri ise şöyle;

“Brüksel’de, Paris’te Türkiye’yi yabancılara şikayet edenler en çok yabancı diplomatların hezeyanlarına sarılmış durumda... Birileri benim kadar sabırlı olamadı, Wikileaks’in yayınladığı çok az bilgiyi fırsat görüp buradan hükümete nasıl saldırırız diye düşündüler... İftira ve iddia ithal etmeye başladılar... Yabancıların ne idüğü belirsiz olan iftiralarına sahip çıkamazsın... Ana muhalefet lideri gitsin iddiaları ortaya atanlara sorsun...” Bütün bu açıklamalar ortaya çıkan belgelerin ya iftira, yalan olduğunu veya sanki sadece, özellikle Türkiye’nin hedef alındığını ima ediyor, daha doğrusu milleti buna inandırmayı hedefliyor. Oysa... “Politik amaçlı” olduğu kesindir zira İtalya’dan Fransa’ya, Almanya’dan Azerbaycan’a, Japonya’ya, Suudi Arabistan’a, Mısır’dan Kanada’ya, Çin’e ve daha birçok ülkeye kadar siyasi gizli bilgiler, konuşmalar, iç ve dış politikalar ortaya dökülmüş ama bunların yalan olduğu söylenemeyeceği gibi sanki sadece Türkiye’den söz edilmediği için “zamanlamanın anlamlı olduğu” da iddia edilemez.

ABD KABUL ETTİ!

“ABD’ye rağmen yayınlanamayacağı” sözü ve bunlara “iftira” demek de tümüyle anlamsız kalır çünkü bu belgeler ABD ile birçok devlet başkanının ve ülkelerin ilişkisini bozacak kadar kötü konuşmaları ve suçlamaları içerdiği için ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton hem Türk Dışişleri Bakanı Davutoğlu’ndan hem de diğer ülkelerden kameralar önünde özür dilemiş, bu belgelerin ABD’ye güveni sarsacağını da söylemiştir.

Dikkat edelim; belgeleri yalanlamadı, kabul etti ve; “Gizli belgelerin sızmasından üzüntü duyduklarını, bu durumun ABD’nin ikili ilişkilerine zarar verdiğini, başkalarının hayatını tehlikeye attığını” söyledi. Obama da yalanlamadı ve Gül ile Erdoğan’ı arayarak “İlişkilerimize zarar vermesin” dedi. Durum böyle olduğu ve “gizli hedef”ten bakanlarla ilgili ciddi yolsuzluk raporlarına, Mehmet Şimşek’in yabancılara verdiği borsa tüyolarına, örtülü ödeneğin banka hesabı gibi kullanılmasına kadar çok sayıda suçlama söz konusu olduğuna göre iddiaları araştırmalarını yalnız muhalefet partilerinden istemek yanlıştır. Muhalefet partilerinin araştırma ve sorgulama konusunda olduğu gibi, iktidar partisinin de “ABD’nin doğruladığı iddiaları” cevaplama konusunda kaçmaması gereken önemli bir sorumluluğu vardır, seçim yaklaşırken halka gerçekleri anlatmak topluma karşı borç sayılmalıdır.

DİĞER YENİ YAZILAR