Her olayın, her felaketin arkasından ağlamayı sürdürüyoruz, önlemin gündeme alınması ise ancak “onlarca, yüzlerce felaketten sonra” gerçekleşebiliyor.
İnsan mantığı artık kabul etmiyor bu ülkedeki çelişkileri, anlamsızlıkları, öyle ya en geniş mantığın bile bir sınırı var. Bakın mesela, en son örnekler: Bir yanda “eğer gerekli deprem yatırımları ve denetimi zamanında ve en iyi şekilde yapılsaydı, eğer deprem sonrasında saatlerce yardım beklenmeseydi kurtulacak yüzlerce can.. Bu ihmallere kızan ve tepki gösteren depremzedelerin üstüne polisin cop ve biber gazıyla gitmesi ..
Birinci depremden sonra bile Van’da gerekli hasar tespitlerinin yapılmaması, insanların hasarlı binalarda kalmasının engellenmemesi nedeniyle görev şehidi olan meslektaşlarımız (nur içinde yatsınlar) Cem Emir ve Sebahattin Yılmaz dahil yine çok sayıda insanın hayatını kaybetmesi.. Bu devlet ihmali hiç dile getirilmezken İstanbul’da “Büyükşehir başta” bütün ilçe başkanlarının “İstanbul’un depreme hiç hazır olmadığını, bina denetimlerinin başlamamış olduğunu, ilk sarsıntıda yıkılacak çok sayıda çürük bina olduğunu” açıklaması..
NE DEMEK ‘TECRÜBESİZ’, SEN BAŞKANSIN
Arkasından (baktı ki herkes günah çıkarıyor ve tepki gösteren filan da yok) Düzce eski Belediye Başkanı Ruhi Kurnaz’ın çıkıp “Düzce depreminde insanlar bizim yüzümüzden öldü. Tecrübesizdik, dozerleri enkazların üstüne çıkardık” demesi. Sanki fay hatları üstüne kurulmuş onca ilin, lçenin başına geldiklerinde işleri; parklara, yol kenarlarına çiçek dikmek, başka ülkelerden ağaç getirtmek, sadece ulaşım vs ile ilgilenip orda burada açılış yapmakmış, seçim önceleri binaların kontrolsüz şekilde mantar gibi bitmesine göz yummakmış gibi..
Siz belediye başkanısınız, göreviniz ilk günden başlayarak bina kontrolü yapmak, bu tür yeni yapılara izin vermemek.. Şimdi normal bir ülkede bu itiraflar nedeniyle derhal haklarında soruşturma açılırdı. Örneğin “Türkiye gibi her an deprem beklenen bir ülkede” hiçbir başkan “Hazır değiliz” veya “Tecrübesizdik” diyemez, tecrübesizsen “tecrübeli ekipleri” ilk günden bulmak zorundasın. Gerek denetim ve doğru yapılaşma için, gerek deprem sonrası yapılacaklar için..
Ne demek “tecrübesizdik”, deprem senin keyfini mi bekleyecek? Ya o kaybolan hayatlar? Kayıpları geri getirmez ama, ver bakalım yakınlarına gereken tazminatları şimdi!
ZOR KIŞ VE OKAN’I ARAYAN KIZ
Başbakan Erdoğan Cumartesi günü Erciş’te depremzedelere “Kış zor geçecek, konteyner evler geliyor, kalıcı konutlar Ağustos’ta bitecek” dedi ama aynı akşam Okan Bayülgen’in Kanal 8’deki programına Erciş’ten bağlanan bir genç kız “Çok zor durumda olduklarını, gittiği söylenen yardımların çoğunun kendilerine ulaşmadığını, havanın felaket soğuduğunu ve 6 yaşında bir çocuğun soğuktan donarak öldüğünü” anlattı.
Gelelim diğer tarafa.. Hırvatistan karşısında 3-0’lık yenilgiye uğrayan Milli Takım’ın Hollandalı Direktörü Hiddink, Türkiye Futbol Federasyonu’ndan ayda 325 bin Euro, menajeri ise 75 bin Euro alıyor. Sözleşmesi bitene kadar 8 ayda toplam 3.2 milyon, diğer ödemelerle birlikte 5 milyon Euro tutacak. Eğer istifa etmez ve sözleşmesi bitmeden bırakması istenirse 25 milyon Euro ödenmesi gerekiyormuş.
ONLARA YAĞMUR GİBİ PARA DİĞERLERİNE BİBER GAZI
Ayrıca Milli Takım oyuncularına da; aldıkları transferler ve yüksek maaşlar dışında sadece EURO 2012 elemeleri için 8 milyon TL prim ödenmiş. Ayıptır sorması ama ‘kimin parasıdır bu milyon Euro’larla, TL’lerle dağıtılan servetler?’.. Bir yanda depremzedeler çadır ve yardım mücadelesi yapar, çocuklar soğukta donarak ölürken ve hala tepki gösterenlere polis biber gazı sıkarken milletin paraları ne hakla bu şekilde havaya saçılıyor? Madem bu kadar sınırsız zenginiz, neden çadır yerine prefabrik konutları hazır tutup hemen dikemiyoruz deprem illerine?
Üstelik Milli Takım bugüne kadar Türk direktörlerle ne başarılar kazandı, bizim gibi milyonlarca yoksulu olan bir ülkede “milli olmayan ve milli duygularla coşturamayacak” bir Hollandalı’nın Milli Takım’ın başına getirilerek kendisine yağmur gibi para yağdırılmasına nasıl susulabilir?
Diyorum ya, çelişkinin böylesini kabul edecek mantık yok. Varsa söyleyin de alkışlayayım!!
Meclis’ten ‘kınama’ isteniyor!
Tunceli Milletvekili Kamer Genç’i “kürsüden inmediği için” açıkça tartaklayan ve bu eylemi kameralarla tespit edilen Meclis İdare Amiri milletten özür dilemediği, TBMM Başkanlığı da “tarihte ilk kez görülen bu şiddet olayını kınamadığı” için tepki mektupları gelmeye devam ediyor. Dün de geldi, örneğin Efe Birol isimli okurumuz yazdığı yorumda şöyle diyor;
“Kadın ve çocuklara karşı şiddet sözleşmesinin Meclis’te olduğunu yazmışsınız. Bu Meclis kadına ve çocuğa şiddeti konuşmadan önce vekile şiddet uygulayan idare amirini kınamalı. Kamer Genç’e yapılan hakareti kınamadılar.” Efe Birol ve onun gibi düşünenler yerden göğe haklıdır, bu kınama yapılmadığı takdirde TBMM Başkanı’nın “Bu olaylar Meclis’in itibarını zedeliyor” sözü yeterli olmayacak, tarihe “TBMM onaylamış gibi” geçecektir.
KÜÇÜK KIZLA EVLENMEYE CEZA
İkinci konu ise, Avrupa Konseyi’nin “Kadın ve çocuklara karşı şiddet”e ağır cezalar getiren sözleşmesi ile birlikte “küçük yaşta çocuklarla evlenen yaşlı insanlara ceza” da TBMM’de konuşulmalı. Evlenmek de, ailenin onayı da suç sayılmalı. Bu konu da “kadın cinayetlerinde töreye bakılması” gibi kanayan bir yara, unutulmasın!

