Dün sayfamıza gelen ilân nedeniyle bir günlük gecikmeyle yazıyorum... Cumartesi günkü Sofistike Gençlerimiz başlıklı yazıdan devam ediyoruz.
Üniversite öğrencisi okurlarımdan gelen tepkiler de aynı gerçeği ortaya koyuyor. Büyük şehirlerimizde özellikle iki genç kesim var; birincisi ana baba parasıyla ve ailelerin yanlış eğitimi sonucu genç yaşta herşeye kavuşan, eli purolu-sigaralı, viskili-votkalı, altında son model jipleriyle dolaşanlarla, az gelire sahip olan ama özenti içinde yukarıdaki grubu taklit edenler.
İkinci grup, çok iyi bir yaşam düzeyi olsa da olmasa da daha bilinçli, aşırıya, gösterişe kaçmadan yaşamayı seven, bilgiye, kültüre önem veren ve ancak bu yolla kişilik ve yaşam kalitesine ulaşılacağını anlamış olanlar. Asıl doğru eğitimi alan kesim işte bu ikincisi.
Eğitimi nereden alıyor bu gençler? Nedir doğru eğitimi etkileyen faktörler?
Önce aile... Sonra okul... Hepsini etkileyen gelenek ve görenekler... Sonuncu olarak da başta TV'ler olmak üzere kitle iletişim araçları.
Çalışmalarımız dolayısıyla çok sık yurtdışına çıkamıyoruz. Mayıs ayı içinde çeşitli kuruluşlardan gelen Köln, Roma, Paris gezilerine katılamadım. Oysa gazetecilerin ufkunu genişletmek, gelişmeleri ya da farklılıkları izleyebilmek, karşılaştırmaları daha doğru yapabilmek için diğer ülkeleri gezmesi, görmesi gerekiyor.
Birkaç günlük Londra seyahatimde (THY'nin 250 dolarlık gidiş-dönüş paket programı harikaydı doğrusu) bu yazıyla ilgili izlenimlerim oldu örneğin... Karşılaştırınca görüyorum ki bizim toplumumuz, özellikle gençlerimiz son derece huzursuz. Kimse bulunduğu yerden memnun değil. Herkesin gözü kolay ama getirişi fazla mesleklerde... Gençlerin çoğunun amacı bol para aynı zamanda şöhret getiren işler bulmak. Bu işlerin eğlenceli olması da aranan bir başka özellik. O sonsuz arayış içinde herşey olmak istiyorlar, en çok da sanatçı. Diğer ülkelerde bu yok. Devletin işsizlere maddi güvence sağlaması, onları açlığa terketmemesi sonucu etkiliyor mutlaka ama toplumun kendi kendini doğru eğitmesinin büyük rolü olduğunu da unutmamak lâzım. Bati ülkelerinde insanlar para, giyim kuşam, marka ürünler, araba, sosyetik mekânlarda boy gösterme yerine işyerinde, ailede, arkadaşlar arasında mutluluğa, günlük yaşamlarındaki huzura önem veriyorlar. Dostluk, içtenlik, dürüstlük, kendini geliştirme en önemli kavramlar... Taşlar yerine oturmuş. Böyle olunca gözler bile daha huzurlu bakıyor!
(Devam edecek)
'Özgür Kadın'ın ve Göktürk'ün tesettürü
İki haber... öyle iki haber ki insan gülsün mü, ağlasın mı memleketinin haline bilemiyor. Pazar günkü Star gazetesinde, İzmir'de bir kavşakta bulunan "özgür Kadın" heykelini birilerinin kalın kumaş ve süngerlerle sansürlediği haberi. Dikkatinizi çekerim heykel çıplak değil, üzerinde tek omuzlu bir elbise var (Ya Rönesans döneminin tamamı çıplak kadın ve erkek heykelleri bizde olsaydı?)
Ve bugünkü Vatan'da değerli yazar Gülay Göktürk'ün Yeni Asya Gazetesi'ndeki röportaj fotoğrafında kısa kollu tişörtünün fotomontajla uzatılması ile ilgili haber. Yine de sevinmek için iki neden var; gazetenin ismi ya "Eski Asya" olsaydı? Ya Gülay Göktürk'e tesettür uygulayanlar gazete yerine ülkeyi yönetiyor olsalardı? Kimbilir neler görecektik.
Gülay Göktürk insanların giyimlerinde ve yaşamın her alanında, her türlü özgürlüğe sahip olmalarını savunan bir yazardır. Ama görüldüğü gibi "sınırsız özgürlük" böyle de işleyebiliyor. Demokrasinin "sınırlı özgürlükler, kurallar" rejimi olmasının nedenini ve önemini anlıyoruz böylece. Laikliğin de...
Dinin, inancın Allah'la kul arasında olması gerektiğinin, belli bir inancın diğerleri üzerinde baskı kurmasının önlenmesinin önemini de...
Bir kez başlandı mı sonu gelmiyor "kadın üzerinden yapılan siyaset"in... Tesettür şovlarının.
Keşke Londra sokaklarında gece gündüz konuyla ilgili yürüyüşler yapan, pankartlar taşıyan İranlılar gelip bize anlatabilseler!
Herşey olmak istiyorum (1)
Dün sayfamıza gelen ilân nedeniyle bir günlük gecikmeyle yazıyorum... Cumartesi günkü Sofistike Gençlerimiz başlıklı yazıdan devam ediyoruz
Haberin Devamı

