Herkesin "yargı"sı kendine!

Adalet Bakanı adaletten, Eğitim Bakanı eğitimden, Kültür Bakanı sanatçılardan, Belediye Başkanı şehrin halinden şikayet eder mi? Normal ülkelerde edemez, biz de eder.

Haberin Devamı

Adalet Bakanı adaletten, Eğitim Bakanı eğitimden, Kültür Bakanı sanatçılardan, Belediye Başkanı şehrin halinden şikayet eder mi? Normal ülkelerde edemez, biz de eder.

Normal ülkelerde onun işi düzeltmek ve en iyi şartlan sağlamaktır, bizde ise vatandaştan önce sızlanmak...

Adalet Bakanı münferit davaları örnek göstererek hakimlerin, savcıların yanlış karar verdiğini ve hatta uluslararası ses getiren bir davada karan kendi eliyle yazacağını söylüyor.

Peki özel durumlarda, özel şahıslar için uygulanmayan ya da hatalı uygulanan kanunların, yanlış verilen kararların değiştirilmesi, sıradan durumlarda ise hakime, savcıya, yargıya saygı beklenmesi hangi adalet anlayışına sığar?

Ben de aynı şekilde vatandaş olarak kendimle ilgili alınan kararlarda hata yapıldığına inanıyorsam Bakan'dan hakimlere itiraz bekleyebiliyor muyum? Şahsa söylenmeyen genel bir ifade için bile 15 milyar TL tazminat öderken neden yargıdan sızlanamıyorum?

Gencecik kızları kaçırıp tecavüz ederek öldüren katillere tahliye karan çıktığında, kızkardeşini, evladını "namus" bahanesiyle öldüren katiller "tahrik", "iyi hal" gibi kabul edüemez indirimlerle serbest bırakıldığında Adalet Bakanı neden yargıya itiraz etmiyor?

Ağca'nın bırakılacağı söylendiğinde neden karar incelenmiyor da, halkın, basının ve Batı'nın infialinden sonra "tekrar gözden geçirilmesi" gündeme geliyor?

Böyle bir adalete, Adalet Bakanı' nın şikayet ettiği bir adalete, ayrıca kanun yoluyla Adalet Bakanlığı'na bağımlı kılınmış savcı ve hakimlerin kararlarına milletten nasıl saygı beklenebilir?

Demek ki yargı sade vatandaş için iyi ama özel durumlar için hatalı...

Örneğin; dokunulmazlıkların kaldırılmaması söz konusu ise "güvenilmez", aynı suç dosyalan sıradan bir vatandaşa aitse "güvenilir". Gelin de güvenin o zaman... Burada demokrasi var, burası hukuk devleti deyin ve güvenin.

Galiba asıl şu soruyu cevaplamak gerekiyor; "Toplum devletin üç temel erkine 'yasama, yürütme ve yargı 'y a aynı anda şüpheyle bakar duruma getirilmişse o toplum neye güvenecek?"

Var mı bilen?

Ağca' yı alkışladılar!
Şurası şüphe götürmez ki Mehmet Ali Ağca'nın işlediği suçlan işlemiş biri Türkiye dışında hangi hukuk devleti sınırları içinde yaşıyor olursa olsun asla serbest kalamazdı. Bırakın bir 8-10 yılı daha, 20-30 yıl geçse bile kalamazdı.

Düşünün İtalya onu 20 yıl cezaevinde tutuyor, cinayet ve gasp suçlarını işlediği, Papa'ya suikast girişimi ile de adının azılı terörist üreten ülkelerle birlikte anılmasına neden olduğu Türkiye 5 yıl sonra salıveriyor.

Üstelik akli dengesinin de ileri derecede bozuk olduğunu kendi konuşmalarıyla ve özel gayretleriyle ortaya koyan bir suçluyu...

Bizim TV'lerle birlikte dünya televizyonlarında "serbest bırakılma anı" yayınlanırken yukardaki düşünceler sağduyulu, düşünebilen her Türk vatandaşının aklından geçmekteydi.

Sanıyorum bütün bu olayda en çok kanımıza dokunan nokta ise Ağca'yı alkışlayan, gül atan grup ile kardeşinin "yanlarında kalalım diye bin kişi davet etti" sözleri oldu.

İşte işin bu kısmı ülkenin insanını, onun karakterini ilgilendiriyor. Devletin, yargının hataları var, kendileri de bir kısmını itiraf ediyorlar ama alkışlamak, gül atmak, davet etmek... Böyle davranışları da herhangi bir medeni ülkenin insanında, bırakın "medeni"yi insanlığa saygısı olan hiçbir toplumun hiçbir kesiminde, hiçbir partisinde göremezsiniz... Mumla arasanız bile dünya çapında bir teröriste, katile, o ülkenin adına, imajına leke sürmüş birine asla destek olmazlar.

Nedenini merak etmeyelim; biz bu nedenlerle dışlanıyoruz. Bu nedenlerle medeni filan sayılmıyoruz.

Son noktada ise devletin itiraf edilmeyen hatasına dönebiliriz: Orhan Pamuk duruşmasında da söz konusu olduğu gibi, İçişleri Bakanlığı istese farklı ve bu görüntüleri önleyecek bir tahliye gerçekleştiremez miydi?

Ne çok soru var cevaplanacak değil mi?

DİĞER YENİ YAZILAR