Geçen hafta Mine Şenocaklı’nın Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’le yaptığı röportajları okurken yazdıklarının ne kadar doğru olduğunu düşündüm.
“Geçen seçimde yüzde 70 oyla Türkiye rekoru kıran Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül yeni bir rekor denemesi yapacak, bu seçimde yüzde 80’i zorlayacak. Bu hedef için koşullar da müsait. Çünkü Sarıgül sağcı, solcu, yoksul, Ermeni, Kürt, Yahudi, Alevi demeden ‘herkesin başkanı’ olmayı başarmış. Ama ortada küçük bir sorun var; halk artık onu Şişli’nin değil Türkiye’nin başında görmek istiyor. Size abartılı gelebilir ama ‘uzaya da gitse Sarıgül’ü seçeriz’ diyen bile var” yazmış Mine röportajın spotuna...
Bana bunların hiçbiri abartılı gelmedi. Röportajda kullanılan fotoğraflar bile onun çocukla çocuk, yaşlıyla yaşlı, gençle genç olmayı kolaylıkla nasıl başardığını gösteriyor.
CHP’deki iç çekişmelerde onu da eleştirdiğim oldu ama CHP’de Baykal’ın bugüne kadarki “tek adam”lığının bile yetmediğini, partisinin MYK üyelerine de bundan sonra “tek seçici” olarak kendisinin karar vereceğini duyunca “insanın sabrının taşmasının” hiç de zor olmadığını fark ettim.
Deniz Baykal çoğu zaman ülke için doğruları söylüyor, yolsuzluklara karşı tutumu da Erdoğan’ınkinden çok farklı, en azından partisindeki milletvekillerinin halka açıklama yapmasına AKP’de olduğu gibi yasak da koymuyor ama gel gör ki parti içindeki durum pek de farklı değil.
Kimse onun karşısına çıkamıyor, kimse farklı görüş bildiremiyor, kimse “sonsuza kadar genel başkan” olmasının yanlışlığını, bundan vazgeçmesi gerektiğini anlatamıyor. Ve o şimdi tümüyle “tek seçici”...
Baskı Sarıgül için de dayanılmazdı muhakkak.
Her neyse, ben onun “başkan”lığından söz etmek istiyorum. Pire gibi bir köşeden diğerine sıçrarken; hiç yorulmadan, güler yüzünü ve nezaketini her zaman koruyan, insanları tek tek sabırla dinleyerek sorunlarına çözüm bulan ve son derece dikkatli, disiplinli bir başkan...
Kısacası Türkiye’de benzerine sık rastlanan bir siyasetçi modeli değil.
Şenocaklı da yazmış zaten, sabah 6’da uyanır, gece 11’e kadar çalışırmış.
Bir de Dr. Bingür Sönmez’i tanıyorum böyle...
Son haftalarda birçok kişiden Sarıgül’ün artık “bir büyükşehir belediye başkanlığına” aday olması gerektiğini duydum.
Hangi partiden ve hangi ilde olursa olsun akıllı vatandaşların onun gibi bir başkan isteyeceğine hiç şüphe yok.
Belediye başkanı olarak Yılmaz Büyükerşen nasıl yıllardır aynı takdirle seçiliyorsa Mustafa Sarıgül için de durum aynıdır.
Keşke onlar gibi örnekler ülkenin tüm il ve ilçelerinde bulunabilseydi.
Parti ayırımı gözetmeden, oradan buradan gelen
paraları havuzlarda toplayıp parti propagandasına harcamadan başkanlık yapan insanlar kim bilir ne güzel bir Türkiye yaratırlardı...
Ve tabii... Eğer Baykal İstanbul’u kazanmayı samimi olarak, gerçekten istiyorsa, ülkesinin geleceğini kendinden çok önemsiyorsa küslüğü, kızgınlığı bir tarafa bırakır kişisel duygularıyla hareket etmekten vazgeçer ve
Mustafa Sarıgül’ü ortak aday göstermek için DSP’yle anlaşırdı.
O zaman da kesin bir şans ortaya çıkardı.
Ama ne yazık ki bunu yapmayacağına eminiz. Ama İstanbul’u kaybederse fatura olarak “bencil lider davranışı” önüne çıkacaktır, bunu da bilmeli!
Bugünü aramayın da!
Çıplak fotoğraflar yayınlamakla “nü tablolar”ın resmini basmak aynı sınıflamaya konamaz.
Biri çıplaklık istismarıdır, pornoya girer, diğeri sanattır. Sanat olarak bakılır ve değerlendirilir.
Ressam Şehnaz Aykaç’ın “Yeminli Mali Müşavirler Odası Sanat Galerisi”nde açtığı sergide önceden sözleşme imzalamalarına ve “nü tabloların sorun olmayacağını” söylemelerine rağmen önce “Devlet Bakanı Nazım Ekren gelecek, nü tabloları kaldırın” demişler, sonra da “Başkan nü resimlere izin vermiyor” diyerek 25 tabloyu kaldırtmışlar.
Oda Başkanı Sezai Onaral “Resimleri gördüğümde utandım. Daha önce de böyle bir sergi oldu, üyelerimizden tepki aldık” demiş.
Cumartesi günü VATAN’da çıkan 6 adet nü fotoğrafında utanacak bir şey göremedim ben... Kadın vücudunun resmedilmesinde utanacak ne var? İstemeyen bakmaz, manzara resmini tercih eder. Bu duruma göre Sezai Onaral ve aynı anlayışta olanların çıplak kadın heykellerinden de utanıyor olması lazım. Komik ama gördük heykelden tümüyle nefret edenleri de...
Ressam Aykaç “En kısa zamanda sergiyi bitireceğim” demiş. Bence ressamlar
yine de bu günlerin kıymetini bilsinler. Yakında resim yapmak ve asmanın tümüyle yasaklandığı günler de gelebilir.
Allah bugünleri aratmasın!

