Geçen Pazar Anneler günü yazımda'eğer yerim olsaydı size güzel bir öykü anlatacaktım'demiş sonra da "gelecekte bir gün anlatmak üzere" söz vermiştim. Ne meraklı okurlarım var benim, uykuları kaçmış "yaz, yaz" diye tutturmuşlar. Mektup üstüne mektup...
Tepebaşı Lions Kulübü tarafından verilen ödülü aldıktan sonra yaptığım konuşmayı da aynı öykü ile bitirmiştim. Son cümleye geldiğimde boğazıma bir yumru tıkandı, gözüme yaşların hücum ettiğini hissettim;
'İşte böyle önce kendim ağlarım ben' derken salona bir göz attım ki herkes çoktan ağlamaya başlamış bile. Merak etmeyin size de anlatacağım ama önce dinlemenizi (okumanızı) istediğim şeyler var.
Biliyorsunuz "Türk Lions Kulüplerinin " hizmet" çalışmalarında sunulmak üzere verilen bu değerli ödülü" için 2004 yılında benim seçilmemin nedenlerinden biri de kadın hakları konusunda tüm meslek yaşamım boyunca yaptığım çalışmalar.
Özellikle de (maalesef olması gerektiği gibi kadın vatandaşların tamamına uygulanmasını tüm gayretimize rağmen sağlayamamıştık) Medeni Kanun ve Türk Ceza Kanunu değişiklikleri konusunda yazdığım yazılar...
Çelişkiye bakın ki aynı yazılar nedeniyle Ordinaryüs Prof. Sulhi Dönmezer tarafından açılan tazminat davalarıyla uğraşırken bir başka Ordinaryüs Prof. Fahrettin Kerim Gökay'ın adına verilen ödülü alıyorum.
Sizi de ağlatır mı bilmem ki?
İşte beklenen öykü. Anneler Günü'nde küçük kızımın okul servis firması Tursan tarafından gönderilmişti bana, bayıldım. (Duymuş olabilirsiniz, uyarayım). Küçük kız, kendini bildiği günden beri annesinden büyük bir şefkat görmüş ve ondan duyduğu sözlerle, Pamuk Prenses'ten daha güzel olduğuna inanmıştı. Ona göre; güzel yüzlü ve badem gözlüydü. Bir tanecik yavrusuydu her zaman.
İlkokula başlayınca işler değişti. Arkadaşları onun hiç de güzel olmadığını, çirkin bile sayıldığını söylemekteydi. Küçük kız ilk önceleri onlara inanmadı çünkü herkes birbirini kıskanıyordu. Ama birkaç yılda gerçeklerle yüzleşti. Annesinin bir pamuğa benzettiği yüzü, çiçek bozuğu bir cilde sahipti. "Badem" dediği gözleri ise şaşıydı. Vücudu da bir selviyi andırmıyordu. Demek ki annesi onu aldatmış ve yıllar yılı çekinmeden yalan söylemişti.
Genç kızın anne sevgisi kısa bir süre sonra nefrete dönüştü. Evlenme çağına gelmiş olmasına rağmen yüzüne bakan yoktu. Üstelik gözleri, bütün tedavilere rağmen düzelmiyordu. Genç kız, doktorların gizlice yaptığı konuşmalardan kör olacağını anladığında çılgına döndü ve kendisini hâlâ çocukluk yıllarındaki ifadelerle seven annesinin bu yalanlarına dayanamayıp evi terk etmeye karar verdi. Fakat annesi, ondan önce davranarak, uzak bir yerde iş bulduğunu söyledi ve kazandığı paraları bir akrabasına gönderip kızına bakmasını rica etti.
Genç kız bir süre sonra görmez oldu. Karanlık dünyasıyla başbaşaydı. Bu arada annesini hiç merak etmiyordu. Yalancıydı annesi, ölse bile kayıp sayılmazdı. Bir gün doktorlar, uygun bir çift göz bulduklarını söyleyerek kızı ameliyat ettiler.
Ancak o, gözünü açtığında yine aynı yüzü görmekten korkuyordu. Fakat kör olmak zordu. En azından kimseye yük olmazdı. Genç kız, ameliyat sonunda aynaya baktığında müthiş bir çığlık attı. Karşısında bir dünya güzeli vardı.
Gerçekten harika bir kızdı gördüğü. Yüzündeki bozukluklar tamamen kaybolmuştu. Çok kemerli olan burnu düzelmiş, kepçe kulakları normale dönmüş ve yaban otlarını andıran saçları dalga dalga olmuştu. Genç kız yanındaki doktora sevinçle sarılarak:
"Sanki yeniden dünyaya geldim" dedi. "Yüzümde hiçbir çirkinlik kalmamış, estetik ameliyatı siz mi yaptınız?"
Yaşlı doktor: "Böyle bir ameliyat yapmadık kızım" diye gülümsedi. "Annenin, bağışladığı gözleri taktık. Sen onun gözünden gördün kendini!"
Herkesi ağlatan öykü ve büyük çelişki!
Geçen Pazar Anneler günü yazımda'eğer yerim olsaydı size güzel bir öykü anlatacaktım'demiş sonra da "gelecekte bir gün anlatmak üzere" söz vermiştim. Ne meraklı okurlarım var benim, uykuları kaçmış "yaz, yaz" diye tutturmuşlar. Mektup üstüne mektup...
Haberin Devamı

