Dün şehitlerimiz ve aileleri ile ilgili yazım konusunda üst düzey bir ordu komutanımız aradı. Benim “bazı siyasilerin çocukları veya kendilerinin”, arkası sağlam olanların, zenginlerin daha kolay askerlik yaptığını veya bazen hiç yapmadığını, şehitlerimizin çoğunun “malı mülkü olmayan yoksul gençler olduğunu” anlattığım yazıları iyi niyetle yazdığıma inandığını ama bunların halk tarafından yanlış anlaşılabileceğini söyleyerek bazı açıklamalar yaptı.
Diyor ki: “Maddi durumu daha iyi olan aileler çocuklarına mutlaka yüksek tahsil yaptırdıkları için onlar genellikle askerliği yedek subay olarak yapıyorlar. Bununla birlikte herkes istisnasız olarak ‘kurada nereyi çekiyorsa’ askerliğini orada yapar. Nitekim şehitlerimiz arasında sizin yazınızda da belirttiğiniz gibi mühendis olanlar, yedek subaylar da vardır. Bir şeyi unutmamamız gerekiyor; ekonomi için ne söylenirse söylensin Türkiye nüfusunun çoğunluğunu yoksul aileler oluşturuyor, bu nedenle şehit askerlerimizin çoğu da yoksul ailelerden geliyor. Türkiye’nin yapısından doğan bu doğal tabloyu başka nedenler varmış gibi sorgulamanız yanlış anlamalara, TSK’nın bir ayrım yaptığı şeklinde algılamalara neden olabilir.”
Türk Silahlı Kuvvetleri açısından bir yanlış anlamaya neden olmak istemem, onun için anlatılanları aklımda kaldığı kadarıyla olduğu gibi aktarmaya çalıştım. Bununla birlikte madem ki şehitlerimizin çoğu maddi sıkıntı içinde yaşamıştır (ki buna yedek subayların da çoğu dahil olabilir, onların da güçlükle okutulmuş olması mümkündür) ve geride bıraktıkları eşleri, çocukları, anne-babaları da aynı sıkıntı içindedir, o zaman hiç değilse bu ailelerin ömür boyu korunup kollanmasını devlet kesinlikle üstlenmelidir.
Seçimler için, seçim öncesinde belediyeler tarafından siyasi yatırım olarak trilyonlar harcanırken, partiler kendilerine parti binası olarak gerçek saraylar kurarken, iktidara yakın işadamları kazançlarını beşe ona katlarken, yolsuzluklarla hazine boşaltılır, bazı bakanlıklara gereksiz bütçeler sağlanırken, bakanlar altlarında üçer beşer son model Mercedes’lerle gezerken, özel uçaklar alınırken şehit aileleri bir kenarda unutulamaz.
Siyasetçi çocuklarına veya kendilerine, arkası sağlam olanlara kolay askerlik ya da askerden kaçmak için imkan tanınamaz. Kuaförlere, müzisyenlere, sporculara daha kolay şartlarda askerlik sağlanamaz.
Bunlar önlenmelidir. Şehit ailelerinin veya “gel” deyince düğün dernekle koşan askerlerin, ailelerinin gönüllerini rahatlatmak bir zorunluluktur.
Bütün söylediğim bu... Yoksa yedek subayların da kurada çekmişlerse en tehlikeli bölgelerde askerlik yaptıklarını biliyorum, bu bölgelere giden tanıdığım gençler de var.
Sizinle bu bilgiyi ve net görüşlerimi paylaşmak istedim.
“ABD’nin savaşına göndermem”
Genelkurmay Başkanı açıklama yaptı ama kafalardaki sorular tümüyle cevaplanmış görünmüyor. ABD’li yetkililerin ve yabancı basının harekat bitmeden hemen önce “çok yakında biteceğini” bildirmesi insanları haklı olarak öfkelendirdi.
“Ben de çocuğumu ABD’nin belirlediği bir savaşa göndermem” diyenlerin sayısı az değil.
Bununla birlikte ben “çıkıp zamanı konusunda ABD baskı yapmış olsa bile” TSK’nın gerekeni elindeki imkan dahilinde en iyi şekilde yaptığını ve bu eleştirileri hak etmediğini düşünüyorum.
Biz elimizde fırsat varken Kuzey Irak’ta etkili olma şansını bilerek-isteyerek “tezkere ile” kaçırmışız. Adamlar (adamlar dediğimiz de dünyanın süper gücü) oraya girmiş, sayısız şehit vermiş, yıllarca uğraşmış ve kontrolü eline geçirmiş.
Şimdi tabii şartları belirlemek, en azından kontrolü başkasına geçirmemek için elinden geleni yapıyor. Ne denebilir?
“Gerekirse sizinle de savaşırız” demek çok mu akıllıca, çok mu diplomatik olacaktı?
Hiç değilse sınırımızı koruyacak bir tampon bölge oluşturmayı elbette isterdik ama en azından şimdilik “Gerekirse sizi izleriz, güvenliğimiz için mağaranızı da, kampınızı da yok ederiz” mesajını vermiş olmak çok önemlidir, aynı zamanda küçümsenemeyecek bir başarıdır.
Sonuçta olay yine bu ülkenin, bu toplumun sorununu çözmeye yöneliktir. Aksini düşünenlerin “Afganistan’a gönderilen İngiliz Prensi’nin orada ne işi vardı” sorusunu cevaplamaları lazım. Bu, Prens Harry’nin savaşı mı?
Ayrıca şu “vicdani red ve profesyonel (paralı) ordu” tartışmasında Irak’a gönderilen Amerikalı paralı askerlerin Pazartesi günü VATAN’da çıkan (The Sunday Times’dan alıntı) rezaletlerini okumak da önemli bence...
Sivilleri nasıl acımasızca öldürdüklerini, kendilerini kurtarmak için yanına silah bıraktıklarını ve yaptıklarından kendilerinin de utandığını... Askerlik onuru, saygısı olmayanların sınırı, insanlık duygusu da olmayabiliyor.
Sadece “paralı ordu olsun” demek yetmiyor.

