Gazeteciyseniz ve siyaset yazıyorsanız her gittiğiniz yerde konunun dönüp dolaşıp siyasete geleceği kesindir.
Kaçınılmaz... Aynen doktorların her gittikleri yerde sağlık sorularıyla karşılaşması gibi gazeteci de “Ne olacak bu memleketin hali” sorusuyla karşılaşır.
Ben son günlerde; yargı, medya, YÖK konuları, Hükümet’in demokrasiyi “çoğunluk bende, istediğimi yaparım” şeklinde algılaması dışında en çok Deniz Baykal’dan söz edildiğini duyuyorum. Dün katıldığım 32. Gün’de de konu dönüp dolaşıp bugünkü durumun ortada güçlü bir muhalefet olmayışından da kaynaklandığına geldi.
Baykal’ın son zamanlarda yanlış muhalefet yapması değil mesele, tam aksine seçim sonrası eskiye nazaran çok daha sakin, yerinde ve iyi bir muhalefet yapıyor. Öyle “hoplama” filan da yok, gayet haklı ve istikrarlı.
Ama kendisine çok yakın bir isim olan, bununla birlikte kısa süre önce görevlerinden istifa eden Eşref Erdem’in de söylediği gibi partinin başarılı olmak için yenilenmeye ihtiyacı var.
Erdem “CHP eğer bir yıl sonraki yerel seçimlerde başarılı olmak istiyorsa A’dan Z’ye değişmeli. Baykal’ı seviyorum ama ülkemi ve CHP’yi daha çok seviyorum. Değişime Baykal da dahil” demiş, buna son iki seçimde partinin yüzde 20’yi aşamayışını da neden olarak göstermişti.
“Oysa” diyor Eşref Erdem “İddia ediyorum, doğru politikalarla CHP 22 Temmuz’dan büyük başarılarla çıkabilirdi. Bu olmadı (...) Tek seslilik ayrı, bir kitle partisinde çeşitli kanatların var olabilmesi ayrı şeydir.”
Gerçekten de Baykal’la ilgili iki ciddi sorun var:
1- Kendisiyle çalışan önemli isimlerin çoğunun parti içi demokrasinin olmayışından, baskıdan şikayet ederek ayrılması.
2- Bugüne kadar oluşmuş imajı nedeniyle CHP’nin kendi seçmeninin bile zorla oy verir hale gelmesi.
Bunları medyanın veya CHP’ye yakın isimlerin açıklaması Baykal’ın bugüne kadar partisi, ülkesi, rejimi ile ilgili çalışmalarını takdir etmemeleri anlamına gelmiyor. Bunları ve özellikle uzun siyasi yaşamı boyunca yolsuzluğa bulaşmamış, güvenilir bir siyasetçi olmasını, rakiplerinin tüm gayretlerine rağmen takdir edenler çoktur.
Ama Türkiye çok zor bir dönemin içinde, şu sıralarda muhalefet partisi olarak, alternatif olarak “yenilenecek bir CHP”den başka bir ışık görünmediğine göre bu değişim sağlanmalı, Baykal Margaret Thatcher’ınki gibi asil bir çıkışla, “partisinin önünü açmak için kendi isteğiyle” ayrılmalıdır. Asıl o zaman CHP’nin unutmayacağı bir lider olacaktır.
Aksi takdirde yerel seçimlerde ortaya çıkacak başarısız bir tablo kendisini zor duruma sokacağı gibi ülke için de “tüm gücün eksiksiz olarak tek elde toplanması” sorununu getirecektir.
Deniz Baykal’ın artık hiç hata payı yok. Çok iyi düşünmeli.
Hâluk Koç iyi bir hukukçu aday olarak ortaya çıktı. Bence Güldal Mumcu da kadın aday olarak çok yakışacaktır.
Baykal’ın yerinde olsam, onları ben destekler partimin ve ülkemin de takdirini kazanırdım.
Ne polemiği?
İzmirli bir avukat okurum “Yusuf Kaplan’dan ilk kez sizinle girdiği polemikle haberdar oldum ve yazılarını takip etmeye başladım. Hatta o dönemde size sarf ettiği sözlerle ilgili de bir diyalog yazdım. Ekşi Sözlük’te bu adamın sağlıksız tavrını ve bayağı üslubunu hicveden birçok yazı yazdım” diyen bir mail göndermiş. Şaşırdım doğrusu, çünkü ben bu isimde biriyle hiçbir polemiğe girmedim. Polemik karşılıklı yazmak, tartışmak, birbirinin yazısına veya konuşmasına cevap vermek anlamındadır ve ben tartışacağım, cevap vereceğim, alıntı yapacağım kişileri dikkatle seçerim.
Tek taraflı, alıntı yaparak yazmaya veya bir yazarın ismini kullanmaya ise polemik denmez. Ama görünüşe bakılırsa tek taraflı bir saldırı da yeterince ilgi çekici oluyor.
Okurlarıma bildirmek istedim. Bu arada, avukat okurum da benim ismimi kullanarak Yusuf Kaplan’a “varsayımsal diyaloglar” yazmış, birini de bana göndermiş.
Bunun da yapılmaması gerekir. Kimse bir başkasının adını gönlünce kendi uydurduğu diyaloglarda kullanamaz. Umarım buna hemen son verirler.

