Her şey para için!

Haberin Devamı

Yılmaz Özdil dün benim Salı günkü “Millilere açık çek mi?” başlıklı yazıma cevap yazmıştı sanıyorum... Konuyu benden başka aynı görüşle yorumlayan yoktu bildiğim kadarıyla, onun için üstüme alındım.
Başka yazar arkadaşlar da “senin yazıyla ilgili yazmış” dediklerine göre böyle anlayan bir tek ben değilim.
Yılmaz Özdil Türkiye’de, işin içinde bir çıkar, bir bedavacılık varsa “tenkit eden herkesin” anında çark edeceğini ve eleştirdiği olayı kendisinin de yapacağını atasözleriyle anlatıyor.
Örneğin; “Bedava sirke baldan tatlıdır”, “Beleş atın dişine bakılmaz” gibi atasözleri İngiltere’de, Almanya’da vb. var mıdır diye soruyor. Ve “Milli takıma prim verilmez” diyenlerin, ahlak dersi verenlerin de maçlara bilet parası ödemeden gittiğini söyleyerek “Geçiniz” diyor.
Ama ben geçmiyorum. Çünkü o söylediği atasözleri bana uymaz. Hak etmediğim, alnımın teriyle kazanmadığım tek kuruş para benim ve ailemin boğazından geçmedi bugüne kadar.
Bedavaya konmadım, para için prensiplerimden ödün
vermedim.
Her ne kadar dejenerasyonu “sadaka metoduna alıştırılarak” ve her türlü hızlandırıldıysa da çok şükür Türk toplumunda hâlâ benim gibi düşünen ve yaşayan insanların az olmadığını da biliyorum.
Eğer Yılmaz Özdil’in bu görüşünü benimseyeceksek yakında İngiliz, Alman insanının bilmediği, öncekilere benzer yeni atasözleri de türetebiliriz. Hep aynı kafa sürer gider.
Ben yazımda futbolculara normal olarak maçlarda aldıkları prim dışında verilecek bir “açık çek”ten söz etmiştim. Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un bunu iyi niyetle, teşvik için söylediğini, ayrıca Milli Takım’ın başarılarının Türkiye turizmine bile (Eurovision başarısı gibi) katkıda bulunup ülkeye yarar sağlayacağını biliyorum.
Kazandıkları bir büyük başarıda onlara “Karayiplerde tatil” gibi başka ödüller verilebilir ama açık çek, yeni bir para ödülü -aldıkları primin üstüne- gerçekten de olayı “Her şey para için” durumuna getirir. Para tek motivasyon aracı olur.
Her zor maç öncesinde ulufe dağıtır gibi açık çekler ortaya çıkar ki bu da bana ve birçok kimseye doğru gelmiyor...
Ama kim bilir, belki de gerçekten artık Türkiye’de doğrularla yanlışlar tümüyle yer değiştirdi, belki de yanılıyorum.
Her şey mümkün. Özdil’in haklı olması da!

*****


Tan Sağtürk yüz akıdır!


Tan Sağtürk yüz akıdır!Acımasız, insanlık kalitesi giderek düşen bir toplum mu olduk bilmiyorum. Ama olaylar karşısında gösterilen tepkiler artık bana sık sık bunu düşündürüyor.
Örneğin birkaç gün üst üste Tan Sağtürk’ün adının, bir cinayet olayına karışan kardeşiyle ilgili haberlerde sürekli olarak olayla birlikte anılması. Hatta olaydan önce, başlıklarda anılması...
Ünlü biri ya, isim yapmış, başarı kazanıyor, seviliyor ya, ele geçirmişken onu da mahkum etmek iyi olur diye düşünmüşler.
Bu nasıl bir gazetecilik anlayışıdır, nasıl bir insanlıktır ki, üstelik yeni kalp operasyonu geçirmiş gencecik bir insanın, başarılarıyla Türkiye’yi gururlandıran, ülkenin en ücra köşesine kadar “çocuklarını eğitmeye çalışan” bir sanatçının üzüntüsüne üzüntü katılmaktadır.
Anladık, ilk gün yazdınız, duyurdunuz, sürdürmeye ne gerek var? Lime lime etmeden, içini kavurmadan, sağlığını bozmadan bırakmak olmuyor mu yoksa?
Kusura bakmayın ben buna barbarlık diyorum. Yazanlara da “önce barbar, sonra gazeteci”... Beğendiniz mi?

DİĞER YENİ YAZILAR