Muharrem Sarıkaya bugün başlayacak bir yazı dizisinde Erkan Mumcu’yla ilgili bir olayı anlatacakmış, haberi bir gün önce çıktı.
Bir ANAP’lı 22 Temmuz seçiminde Meclis dışında kalınca sormuş: “Biz neden 27 Nisan’da oylamaya katılıp Gül’ü seçtirmedik de bugünlere geldik?”
O da şöyle cevaplamış: “Eğer Meclis’e girsek ve Çankaya seçilse askerin götüreceği isimler de, yer de belliydi. Gidecek kişiler arasında senle ben de vardık.”
Erkan Mumcu’nun bu yaptığının; iktidar yalakalığı yapmayan, AKP’nin kendi milletvekillerinin de aynen söylediği eleştirileri, uyarıları yazan gazetecilerin yazdıklarını etkisiz kılmak üzere, “aksini ispatlamaları zor, çamur at izi kalsın” mantığıyla atılan (Sabetayist’ten çeteciye, darbeciye ne ararsanız) iftiralardan farkı yoktur.
Yasama ve yürütmeden sonra “Cumhurbaşkanlığı da illaki bizim elimizde olsun” ısrarının yanlışlığını, bunun “mutlak iktidar” sorunu yarattığını artık kendileri de görüyorlar. Mumcu’ya gelince, o günlerde katıldığı toplantılarda bir kahraman edasıyla dolaşıyor ve “kendi çizgilerini koruduklarını, gerekeni yaptıklarını” söylüyordu.
Karşılaştığımız bir toplantıdaki tavrı da, konuşması da böyleydi. Onun için, anlattıklarını duyunca ben iki kat daha fazla şaşırdım.
Şimdi çıkıp baraj altında kalmanın başarısızlığını, sırf “ortam bunu kabullendirmeye müsait” diye “hayal mahsulü bir darbe”ye yüklemeye karar verdiyse o zaman sorarlar adama:
Niye bugüne kadar sustun?
Neden Bahçeli gibi davranmadın? Aynı tehlike neden Bahçeli için söz konusu değildi?
Erkan Mumcu hemen çıkıp kendisini kimin darbeyle korkuttuğunu açıklamak zorundadır. Aksi takdirde “hiç hoş olmayan” bir şekilde anılacak.
Milletçe davacı mı olalım?
Antalya’da iki küçük kız öğrenci iki kazık kadar lezbiyenin tacizine uğruyor, yalnız kendileri değil anneleri de mağdur olup kaçacak yer arıyor ve sonuçta suçlulara hiçbir şey olmuyor, mağdur çocuklar okuldan atılıyor.
Adam öldürenlerin serbest bırakıldığı bir ülkede tacizci, tecavüzcü mü cezalandırılacak? Gencecik kızını emniyet şeridine aracıyla girerek ezip ölümüne neden olan suçlu serbest bırakılınca acılı anne üzüntüden kriz geçirip hastaneye kaldırılmış. Sonra yerden göğe haklı olarak Adalet Bakanlığı’na gitmiş, orada da kötü muamele görmüş.
Kadıncağızın ağlarken çekilmiş fotoğrafına baktığınızda feryatlarını bile duyar gibi oluyorsunuz. Yürek dayanır gibi değil.
Cuma günü Mehmet Yılmaz köşesinde elindeki bıçakla arabasından inip çarptığı arabanın sürücüsüyle konuşmaya giden trafik magandasının da serbest bırakıldığını yazmıştı.
Birisi çıksın ve bize açıklasın; bu memlekette adalet var mı, yoksa bu garabetin adına adalet demeye sonsuza kadar mecbur muyuz?
Ensesi kalın olanlara işlemeyen, mağdur vatandaşların vicdanını rahatlatmayan hukuk olur mu?
Tabii eğer herkesin kendi adaletini kendisinin sağladığı bir toplumsa istedikleri, başarıyla sonuca gidiliyor.
Adalet Bakanı kızı ölen anneden başlayarak bize “Türkiye’de adalet”i anlatsa da bilgilensek.
Aydın yalan söyler mi?
Tarihçi Halil Berktay’ın 2 yıl önce bana açtığı 60 bin YTL’lik hakaret ve tazminat davasının son duruşması kısa süre önce yapıldı ve Berktay davayı kaybetti.
Halil Berktay 2 yıl önce Ermeni diasporasıyla ilişkileri konusunda benim kendisiyle ilgili yalan bilgilere yer verdiğimi iddia etmiş, bütün gazetelere yargıda hakkını arayacağını bildiren açıklamalar göndermişti. İşin komik tarafı o açıklamalarda da kendi iddialarıyla çelişkiye düşmüştü.
Mahkeme sonucu onun söylediklerinin yanlışlığını ortaya koydu.
Peki ben yalan yazmamışsam yalancı kim oluyor acaba?

