Her okula bir cami!

Haberin Devamı

Alman Frankfurter Rundschau gazetesi AKP Genel Başkan Yardımcısı Edibe Sözen’in hazırladığı ve sonra geri çektiği tasarının “Utandırıcı bir hata” olduğunu yazmış.

Anayasa Mahkemesi’nin kararı açıklarken “ciddi bir uyarı” olduğunu söylemesine rağmen bunun göz ardı edildiğini vurgulayan yorumda “Kemalist muhalefetin, AKP’nin gizli gündemi” suçlamalarının bu öneriden sonra şaşırtıcı olmadığı da belirtilmiş.

Biz yazınca bozuluyorlar ama bir Alman gazetesinin bile dikkatini çeken tablo var ortada... Gnl. Bşk. Yardımcısı olan Sözen’in “Genel Başkan’dan habersiz” böyle bir çıkış yapamayacağı muhakkak, zira ondan habersiz hiçbir şey yapamıyorlar, konuşamıyorlar, bu utandırıcı duruma neden olan “Siyasi Partiler Kanunu”nu değiştirmeyi teklif dahi edemiyorlar.

O zaman, yabancı bir gazetenin bile tepkisine neden olan bu çıkışın sebebi neydi? Yine aynı gazetenin dediği gibi “AKP yeni olanakları mı test ediyor?” Bir ileri bir geri, istediği uygulamalara toplumu alıştırmış mı oluyor?

Sözen “Her okula bir ibadethane” diyor, Alman gazetesi ise “yüzde 99’dan fazlası Müslüman olan Türkiye için bu her okula bir cami anlamına gelir” diyor. Bunlara Türk basınından değinenler ve soranlar olursa da, konu “din, ibadet” olduğu için tam onların istediği, beklediği tepki ortaya çıkıyor:

“Ne olur ki, siz ibadete karşı mısınız?”

Hayır, burada konu “ibadete karşı olmak, olmamak” değildir, laik kurumlar arasında olan okullarda ibadetin “öğrencinin de, öğretmenin de inancını ortaya koyacağı” için “din üzerinden bir ayrımcılığa” neden olması veya zaman içinde öğrencilerin “alacağı notları bile etkileyebilecek” bir baskıya dönüşebilmesidir.

Laik demokratik rejim gereği okullarda ibadete ve dinî kıyafetlere kısıtlama getirilmesinin nedeni budur. Cevaben “Ama Avrupa’da bazı okullarda ibadethane var” deniyor, bu da bazı ülkelerde coğrafi konumları, gelenekleri, kuralları nedeniyle din baskısının söz konusu olmaması, bu konuların yüzyıllar içinde çözülmüş olmasından dolayıdır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde ve AİHM kararlarında “laiklik uygulamasının ülkeden ülkeye değişebileceği”nin söylenmesi de yine aynı nedenledir.

“KOMÜNİST” GİBİ BİR ŞEY!

Ben ise asıl şu “Kemalist muhalefet” tanımına takmış vaziyetteyim. Bir zamanlar solculara “komünistler” denmesi gibi belli bazı gazeteciler ve gazeteler ısrarla bunu bir ideoloji haline getirdiler, hatta adeta bir tehlike unsuru veya bir aşağılama şeklinde kullanıp durdular ve nihayet yabancı basının da beynine kazıdılar.

Atatürk’ün kurduğu cumhuriyete, laik-demokratik çağdaş rejime (hani şimdi de “muasır medeniyetler seviyesine çıkacağız” diyorlar ya, o), Anayasa’ya, yargıya (yani hukuk devletine) saygılıysanız, etiketiniz hazır: Kemalist!

Demek ki bunu da tekrar tekrar anlatmak gerekiyor, aksi takdirde yakında her cumhuriyete bağlı vatandaşa ideolojik bir etiket yapıştıracak, Atatürk sevgisini, saygısını bile rahat bırakmayacaklar!

*****

Ahmedinecad’a iki gazete gidiyormuş!

İran’ın Türkiye’ye saygısızlık eden Cumhurbaşkanı’nın Türkiye gezisinden önce iki TV kanalı ile iki gazete İran’a çağrılmış.

Gazeteler AKP’ye çok yakın olan Sabah ile Yeni Şafak’mış. Acaba Ahmedinecad da AKP’nin yakın olduğu gazetelere daha bir yakın mı hissediyor kendini bilinmez.

Belki “Atatürk’e ve önderi, kurucusu olduğu ülkeye saygısızlık yaptım, bari iktidara yapmayayım” diye düşünüyordur.

Biliyor musunuz, bence onun bu davranışına karşı davet edilen kanal ve gazeteler de (AKP’ye yakın olanları hiç etkilemez ama) gezi öncesi yapılan davete olumlu cevap vermeyebilirdi.

O Türkiye’ye gelecek ama Anıtkabir’e gitmeyi kabul etmeyecek, bizimkiler ise koşa koşa onunla görüşmeye İran’a kadar gidecekler.

İstanbul’da basın toplantısı yapmasına ne engel varmış ki?

DİĞER YENİ YAZILAR