Pazar günü yazdığım gerçek aşk hikâyesi; "Ama evlenebilecek miydi acaba?" sorusuyla bitmişti. Akdeniz'in güzel ve tarihi bir şehrine kısa süre için gelen ve bir toplantıda güzel bir Çerkez kızıyla danseden "İstanbul'dan evlenmeye kararlı" genç adam o tek dansta bu kararını tümüyle unutmuştu. Ama bakalım gelecekte neler olacaktı?..
Yerine oturur oturmaz kendisine "Bu kızla evlenmek istemez misin?" diyen arkadaşının kulağına "Fikir değiştirdim, onunla evlenmek istiyorum" diye fısıldadı. Bu zarif ve akıllı kızdan etkilenmişti. Ertesi gün hemen aileye bir mesajcı yollandı. Kendisi de Akdeniz'in bir başka şehrinden olmakla birlikte eğitimini İstanbul'da yapmış olan genç bir ekonomist ailenin küçük kızına talipti. Kendisi de iyi bir aileden geliyordu ve geleceği parlaktı. Bütün olumlu şartlar ballandırılarak ailenin büyüklerine, özellikle de en çok söz sahibi olan iki ağabeyle babaya anlatıldı. Cevap "hayır"dı. Henüz askerliğini yapmadığı, üstelik genç kızın aklı yüksek eğitimde olduğu ve evlenmeyi düşünmediğini söylediği için reddedilmişti.
Hayal kırıklığı... Genç adam cevaba çok üzüldü, birkaç hafta sonra da şehirden ayrıldı.
Aradan iki yıl geçti. Bu zaman içinde Çerkez kızı üniversiteye gönderilmese bile diplomayı almaya kesin kararlı, sınavlara dışardan girerek okulu yanlamışü bile. Yabancı dil eğitimi alıyor, çocukluğunda -o zaman şehirde bulunan- Fransızlardan okulda öğrendiği lisanın da yararını görüyordu.
Askerliğini bitiren ve bir kamu kuruluşunda müfettiş olarak göreve başlayan genç adam ise onu unutmamıştı. Bir kez daha şehre dönerek evlenme isteğini tekrarladı. Cevap yine olumsuzdu. Aile kızlarına haber bile vermeden, işi nedeniyle sık sık şehir değiştirmek zorunda olan birini düşünmediklerini bildirmişti.
Ama o kararlıydı. Her yıl teklifini tekrarlayarak tam 7 yıl bekledi. Dile kolay, tek bir karşılaşma üzerine 7 yıl. Bu arada şehirdeki arkadaşlarından birinin nişanlısı ile sevdiği kıza "Onu hâlâ beklediği" haberini iletmek istedi.
Haber genç kıza şöyle ulaştı;
"Dansettiğin genci hatırlıyor musun? Evlenmiş, çocuğu da olmuş"...
"Allah mutlu etsin" dedi kız, fazla da üzerinde durmadı. Kısa süre dansettiği ve konuştuğu biri sonsuza kadar kendisini bekleyecek değildi ya...
Oysa bekliyordu. Yedi yılın sonunda, son bir kez şansını denemeye karar vererek genç kıza bir mektup yazdı:
"Bulunduğum yerde dondurucu bir soğuk var ve beni ısıtan tek sıcak düşünce senin hayalin" diyor "Benimle evlenir misin?" diye soruyordu. Mektubu kızın elinden kapan ağabeyi açtı ve yüksek sesle okudu. Bu sözler ailenin 7 yıl süren inadını kırmayı başardı.
Geçen yıllar içinde öğretmenliğe başlayan kızları da "Onu tanımak istediğini" söyledi.
Öykü "mutlu son" la bitti. Hem de öyle mutlu ki 45 yıllık evlilikten sonra yaşamının son günlerinde adam "7 yıl değil, 17 yıl beklemeye bile değerdi" dedi.
Çerkez eşi nemlenen güzel gözlerini silerken başını sallayarak onayladı. Birlikte Türkiye'nin her köşesini dolaşmış, sonra da başşehirde 4 çocuklanyla mutlu ve başarılı bir yaşam sürmüşlerdi. Evet, her şeye değerdi.
Bu güzel aşk hikâyesinin kadın kahramanı çok şükür ki hâlâ hayatta. Bana anlatan erkek kahramanını, babamı ise 1991 yılında kaybettim. Anılan ise hafızamda öyle taze ki.
Bu nasıl tenkit?
O zaman Ali Poyrazoğlu'nun yanındaydım ve Mustafa Altıoklar'a 'O kadar da kasma, filmde akılda kalan birkaç olaydan biri Ali Poyrazoğlu'nun yarattığı sevimli tipti' dedim.
Zira bir ülkede yeni ortaya çıkan, ya da birkaç yıllık geçmişi olan isimlerin herhangi bir sanat dalına 30-40 yılını veren ustalara karşı saygısız bir tavır alması beni rahatsız ediyor.
Sadece beni değil, eminim bir çoğunuzu da...
Elbette herkes eleştirilebilir ama bunun da bir üslubu vardır.
Tiyatronun Ali Poyrazoğlu'suna, sinemanın Türkan Şoray'ına, müziğin Sezen Aksu'suna ya da Zeki Müren'ine dil uzatamazsın. Uzatmamalısın.
Ama o nasıl olamazsa birilerinin yönetmene kızdığı için yüzlerce kişinin emeğini koyduğu ve üstelik bu ekonomik sıkıntı döneminde büyük paralar yatırılan filmi toptan karalaması da olamaz.
Ali Poyrazoğlu'nun durumu bu...
"O Şimdi Asker" kötü bir film değil... Sıkılmadan izlenen, hoş bir film. Daha iyisi olamaz mıydı, olabilirdi. Örneğin Vizontele bundan daha iyi bir filmdi. Tek bir konu alınmış ve o konu en yalın ve esprili şekilde sunulmuştu. Buna karşılık yine Yılmaz Erdoğan'ın yazdığı "Bana Bir Şeyhler Oluyor" da siyaset, batık bankalar, ekonomik sıkıntı, toplumsal sorunlar her şeyden birer parça vardı, yalınlıktan uzakti ama o da iyiydi.
Ben bir sinema hastasıyım ve kötü filmi koltuğa bağlasalar zorla izleyemem. Kaç Amerikan, Fransız, İtalyan filmini ilk yarısında bırakıp kalkmışımdır bugüne kadar. Bu durumlarda açıkça yazar ve okuyucuma sıkıntıya girmemesini söylerim. Örneğin American Beauty Oscar'ları toplamasına rağmen onu beğenmediğimi, senaryoda ipe sapa gelmez bir sürü olaym arka arkaya dizildiğini yazdım.
Bu yıl Nicole Kidman'ın Oscar aldığı "Saatler" filmi de sıkıcı, iç karartıcı bir filmdi aslında. Üç tane evlilikten bunalan ve kaçan kadının karanlık dünyaları... Üçü de lezbiyen. Birinin kocası da gey. Saçma sapan hayatlar. Anladık Vırginia Woolf un hayatıdır ve "gerçek"ten roman kahramanının yaşamına geçişler enteresandır, ama o kadar.
Bunlar filmi sıkıcı olmaktan kurtarmıyor.
Ama ödülleri topluyor yine de.
Türkiye'de film yapmak zor iş. Buna rağmen birileri uğraşıyor, didiniyor, direniyor, yapıyor. Yapabilmek için de starlar bazen Gönderilmemiş Mektuplar'da olduğu gibi para almadan çalışıyor. Yeter ki bir eser ortaya çıksın diye. O zaman sekte vurmak, daha ilk günden çelme takmak niye?
Yap eleştirini çekil. O eleştiriler zaman içinde daha iyiye ulaşmayı sağlar. Nitekim sitcom'lar, TV dizileri gelişerek gayet iyi duruma geldi.
Ayrıca zevkler farklıdır. Senin beğenmediğini ben beğenebiliyorum. Benim beğenmediğimi de sen.
O zaman?
O zaman Ali Poyrazoğlu haksızdır.
Ve yanlış yapmaktadır!
Her hayat bir romandır
Pazar günü yazdığım gerçek aşk hikâyesi; "Ama evlenebilecek miydi acaba?" sorusuyla bitmişti. Akdeniz'in güzel ve tarihi bir şehrine kısa süre için gelen ve bir toplantıda güzel bir Çerkez kızıyla danseden "İstanbul'dan evlenmeye kararlı" genç adam o tek dansta bu kararını tümüyle unutmuştu
Haberin Devamı

