"Her an deprem olabilir!"

Ne kadar yerine yakışan ve iyi bir uzmandı Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara. Keşke onu kandırmasalardı siyaset için... Keşke o da heveslenmeseydi

Haberin Devamı

Ne kadar yerine yakışan ve iyi bir uzmandı Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara. Keşke onu kandırmasalardı siyaset için... Keşke o da heveslenmeseydi. Her neyse artık "Kandilli"de olmasa bile uyarılarına, çalışmalarına, gözlemlerine ihtiyacımız var.

Işıkara geçenlerde deprem konusunda bazı çalışmaları izlerken Belediye ile ilgili çok haklı bir konuşma yapmış.

"Her an Türkiye'de bir deprem olabilir. Bütün okul ve hastanelerin gözden geçirilmesi gerekiyor. Bu gözden geçirme denetimi bayındırlık müdürlüklerine yaptırılmasın. Çünkü zaten yapım iznini onlar veriyor. Denetim işini bağımsız özel kuruluşlar yapsın" diyor. Aynı uyarıyı daha önce başka uzmanlar da yaptı. Bizler de defalarca yazdık. Demek hâlâ eski hamam eski tas. İşler tekelden, pardon tek elden yürütülüyor, önce yapım izni verip sonra yine kendileri denetliyor. Ohh, ne âlâ. Dr. Mete Işıkara, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne de Belediye kaynağını deprem tahminleri yerine hastane ve okul güçlendirmeye ayırmalarını öneriyor.

"Deprem tahminini üniversiteler, başka kuruluşlar yapar, siz kendi işinize bakın" diyor. Çok doğru bir uyarı ama tabiî yine kimse umursamayacak.

Belediye'nin işi ne?

Belediye'nin depremle ilgili asıl işi binaların tümünün kontrolünü sağlamak ve sağlam olmayanları güçlendirmek değil mi? Elbette öyle.

Binalarının yüzde 30'u ağır hasarlı, yüzde 40'ı orta hasarlı olan ve büyük bir depremde bazı mahallelerde ayakta bina kalmayacağı, 100 binin üstünde (250-300 bine çıkabileceğini
söyleyenler var) can kaybı olacağı tahmin edilen bir şehirde belediyenin bundan daha önemli ne işi olabilir ki?

Oysa onlar kitap ve afiş bastırıyor. Deprem çantası hazırlıyor. (DHL Müdürü cevap olarak Işıkara'ya bunları göstermiş.) Bu ne demektir: "başınızın çaresine bakın". "Okuyun kitapları, ilkokulda öğretilen bilgileri, alın işte size bir de ilkyardım çantası. Hadey, anca gidersiniz". Yapılan bu.

Konu ciddi, uyanın
A bir de evleri kendinizin denetletmenizi istiyorlar. Üniversitelerden denetim raporu 6-9 milyar arası bir paraya patlıyor. Sizce kaç kişi yaptırır? Üç beş kişi. Eh, gerisi Allah'a emanet. Saldım çayıra, Mevlâm kayıra. İnsanlar o parayı vermemek için abuk subuk işler yapıyor, evlerinin kolonlarıyla oynuyor, akıllarınca onları güçlendirmeye çalışıyorlar.

Jeologlar arasında kimin ne dediği belli değil ama bugüne kadar konuşan birçok uzmanın görüşünü toparlarsanız çıkan sonuç şu;

İstanbul'da 7 veya üstünde bir deprem olur ya da Adalar-Saros hattı tek seferde kırılırsa Gölcük ve Düzce depremleri olacakların yanında pek hafif kalır... Sadece İstanbul değil Türkiye bunun altından kalkamaz.

Bunları hatırlayınca Prof. Işı-kara'ya hak vermemek mümkün değil. İstanbul Büyükşehir Belediyesi "550 Yeni Eser" diye milyarlarca dolar harcayacağına önce deprem konusuna eğilmek zorundaydı. Gösteriş merakı ve oy hesabı yine baskın çıktı.

Umalım da zararını millet çekmesin.

Yunanistan'da Perşembe günü olan 6.4'lük deprem onları biraz uyarmış mıdır dersiniz?



Orman satışına veto
Nasıl da masum bir ifadeyle anlatıyor "2b Osman". Orman arazilerine 'vasfını yitirdi' diyerek yapı izni verecek yasa için nasıl da kuzu kuzu çalışıyor. Bir yandan "25 milyar dolar" gelirden söz ediyor, öte yandan "20 bin dosya kapanacak" diyor. "Kamunun yararı" diyor. Yani bunları duyan rehavet içindeki halkımızın "yasa mutlaka çıkmalı" dememesine imkân yok.

İncelemeyiz, sorgulamayız ki biz. Acaba arkasında siyasi beklentiler, o binlerce kaçak evden gelecek oylar, kaçak orman arazilerine yeni evler, siteler yapmaya hazırlananlardan gelecek... Gelecek... Ne diyecektim ben, herhalde yine 'oylar' diyecektim. Başka neler gelebilir ki?? Her neyse bütün bunlardan gelecek çıkarlar var mıdır diye merak etmeyiz.

Birkaç ustaca cümle bizi uyutmaya yeter. Ve ondan sonra küresel ısınmayla giderek sıcaktan kavrulacak bir dünyada taş yığınları içinde cascavlak kalıveririz.

Beykoz son 10 yılda ormanları süratle azalan, yerine taş sitelerle dolan bir ilçe. Osman Şimşek ise 1999'dan beri Çavuşbaşı Belediye Başkanı. Şimdi hemen bakmak lâzım; Acaba son 4 yıl içinde Çavuşbaşı'nda kaç site, kaç kaçak ev, orman arazilerine kaç bina yapıldı. Yani bu konuşmaların, savunmaların arkasında nasıl bir gerçek yatıyor... Sorgulayan, araştıran, hakkını arayan bir millet bunu bulur çıkarırdı.

Cumhurbaşkanı Sezer orman arazilerinin satışına ve yapılaşmasına izin veren kanun maddesini veto etti. Hiç değilse devlette kanunsuzluğa açılan yolların önünde bir engel olabileceğini, Cumhurbaşkanı'nın baskılara kulak asmadığını gördük.

Referanduma gidilse millet ne yapar bilemiyorum. Uyutulmaya, aldatılmaya, kanunsuz, hukuksuz bir ülkede yaşamaya bir kez daha razı gelir mi, yoksa "Yeter artık ağzıma vurup lokmamı aldıkları. Çocuklarımın bile hakkına tecavüz ettikleri. Ormanımı koruyacağım mı" der, onu zaman gösterecek.

Şimdilik Cumhurbaşkanı Sezer'e gerekeni yaptığı için kendi adıma teşekkür ediyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR