Hem Kürtlere hak iste, hem Kürtleri öldür!!

Haberin Devamı

BDP’nin cansiperane savunduğu terör örgütü öyle acımasız, öyle gözünü kan bürümüş ki, hem “Kürtlerin hakları için” adam öldürmeyi bile geçerli saydıklarını gösterip duruyorlar, hem de yüzlerce Kürt vatandaşın da öldüğü depremin enkazları altından insan toplanırken saldırılarına başlayarak devam ediyorlar.

Cuma günü saldırılarında şehit olan iki polisten sonra Cumartesi de Bingöl’deki patlamada 3 kişi öldü, 21 yaralı var ve Vali “ölenlerden birinin canlı bomba olduğunu” açıkladığına göre bu da PKK saldırısı olmalı.. Hiç ara vermiyorlar yani.. Hakkari’de de polislerin kontrol noktasına doğru yaklaşan “bomba yüklü katır” zamanında fark edilmiş ve polisin açtığı ateşle zavallı katır (terörist eline düştüğü için ona da çok acıyorum) ölmüş, kilolarca patlayıcı ise imha edilmiş. Edilmese Hakkari’yi de kana bulayıp, onlarca Türk ve Kürt’ü öldürüp seyredecekler, sonra da bunların “demokratik hak” istemek için yapıldığını söyleyeceklerdi.

HALK ÖRGÜTLENME İSTESEYDİ..

Son haberlerden biri; İstanbul’da PKK’nın çatı yapılanması olan KCK’ya yönelik ortam dinlemesinde “Türkiye’de bir iç savaş çıkarılmasının tartışıldığının” ortaya çıkmasıydı. BDP Ümraniye İlçe Merkez binasının üst katında bulunan “siyaset akademisi”nde bir araya gelen zanlılara ait kayıtlarda “Devletin çözüme gelmemesi halinde devrimci halk savaşıyla kendi çözümlerini dayatmak”tan söz ediliyor, “halkmızı örgütlemek ve gerekirse devrimci halk savaşına hazır hale getirmek gerekir” deniyormuş.

Bunları duyunca önce “böyle bir niyet”le, böyle bir zihniyetle nasıl demokratik uzlaşma sağlanabilir, nasıl çözüm üretilebilir diye düşünüyor insan.. Düşünün 2012 yılına gelinmiş, demokratik seçimle Meclis’e girmişler, on binlerce insan ölmüş, hala “iç savaşla, terörle, cinayetle” çözüm (yani özerk bölge) dayatma yolundalar. Akıllarına gelmeyen tek şey ise; onlarca yıldır işlenen tüm terör cinayetlerine rağmen “halkımızı örgütlemek” dedikleri Kürt vatandaşların böyle bir örgütlenmeyi, kanlı bir savaşı, masum insanların canına kıyılmasını istemedikleri.

İsteselerdi bu kışkırtmalar, Doğu ve Güneydoğu’ya salınan “PKK korkusu” bugüne kadar o örgütlenmeyi, toplumda pek uğraştıkları o bölünmeyi sağlardı. Oysa sağlayamadılar, Türk-Kürt ayrışması bütün çabalarına rağmen gerçekleşmedi ki Van depremindeki ortak acı, el ele yardım çabası da bunun en güzel kanıtı.. Bu nedenle, BDP VE PKK için tek yol var, korkunun dozunu arttırarak bölge halkını zorlamak. Bunu da deneseler başarılı olamayacaklarını düşünüyorum ben!

***


Demirtaş ne istiyor?

BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş terör reklamı yapmayı iyice abarttı, son olarak birkaç kez yaptığı gibi yine “terörist cenazelerine saygı” isteyen bir konuşma yapmış. “Bu vahşete sessiz kalınamaz. Eğik bir baş olmaktansa yanık iki ayak olmayı tercih eden gençler onurumuzdur... Bunlar kanla abdest alıp göstermelik namaza duran üç kağıtçılardır. Kürtler Kürdistan’da özgürce yaşar, bunu ezberleyeceksiniz” benzeri sözlerle hükümete çatıyor.

Oysa bizzat kendi sözlerinden de anlaşıldığı gibi; söz ettiği teröristler “canlı bomba olarak, karakollara ve her yere saldırarak, masum sivilleri hatta bebekleri öldürerek, insanların geçeceği yollara mayın döşeyerek” sonunda güvenliği sağlamak üzere yapılacak operasyonları kendileri istiyorlar, kendi tercihleri.. Ama arkadan vurarak katlettikleri gençlerin, öğrencilerin, annelerin, bebeklerin “tercihi değil”, yani plan yaparak mayın döşeyen, saldırıp öldüren teröristle ölen masum insanlar, eğer dürüstçe bakıyorsanız en basit mantıkla bile, dünyanın hiçbir köşesinde aynı terziye asla konamazlar.

SANDIK NE İŞE YARIYOR?

Eğer siz ateşe atlamak istiyor ve atlıyorsanız, arkanızdan yakınlarınız çıkıp “birilerine kızıp da atladı, öyleyse o birileri bunun sorumlusudur ve bedelini ödemelidir” diyebilir misiniz? Demokratik bir ülkede her sorun diyalogla, insanca çözülebilecekken diyemezsiniz. Geçmişteki demokrasi eksiklerinin çoğu da giderildikten sonra hiç diyemezsiniz.

Milletvekilleriniz seçilip Meclis’e giriyorsa yine diyemezsiniz. Bırakın bunu, “Nüfusun 15-20 milyonu Kürt” diyorsanız önce o milyonların tamamının oyunu almanız gerekir ki onları temsil ettiğinizi söyleyebilesiniz, bu da yok.. Selahattin Demirtaş, daha son 24 şehit askere ve iki şehit polise yapılan terör saldırılarının acısı deprem acısı kadar tazeyken bunları söyleyerek ne yapmak istiyor?

Yapmak istediğini “evlatlarını o 24 şehidin ve daha öncekilerin içinde” kaybeden Kürt analara da kabul ettiremeyeceğine göre ölçülü olmayı denemek zorunda artık!

***


Erkekler ağlamaz sözünün yıkıldığı günler!

Türkiye’nin başından problem, vatandaşından üzüntü hiç eksik olmuyor ama (kimse duymasın) bizim de bu problemlerde rolümüz olduğunu hepimiz biliyoruz. Mesela terör.. 2000’li yılların başında sıfırlanmıştı, son yıllarda ise artarak devam ediyor çünkü hem yanlış politikalar izledik, hem de önceliği kendi ülkemize vereceğimize insanlarımız öldürülürken başka ülkelerdeki sorunlara öncelik verdik.

Mesela deprem kayıplarımız.. Depremlerde hayatını kaybeden insan sayısı, yıkılan bina sayısı hiç azalmıyor çünkü Avrupa ülkeleri, Los Angeles veya Japonya gibi binalarımızın en güvenli şekilde yapılmasını 1999 Gölcük depreminden sonra bile denetlemedik. Yapılmış binaların güçlendirilmesini sağlamadık. Deprem sonrası hep aynı organizasyon bozukluğu ile karşılaşıyoruz çünkü hiç ders almıyor ve önceden alt yapı hazırlama zahmetine girmiyoruz.

Mesela trafikte “bir savaşta olabilecek kadar” can kaybı.. Bu yaz bile Bodrum gibi en turistik yerlerden birinde akşamları birçok ana yol zifir karanlıktı, yollar bozuktu, kenarlarında rahatça düşülebilecek derin çukurlar veya uçurumlar vardı. Durum böyle olunca haliyle başımızdan sorun eksik olmuyor ve biz “ne şanssız milletiz, her kötü olay da bizim başımıza geliyor” diye ağlayıp üzülüyoruz. İşin garibi, biz ağlarken “bu büyük sorunları çözecekleri iddiasıyla iktidara talip olan yöneticilerimiz de ağlıyorlar. Ben hiç bu dönemde olduğu kadar çok “ağlayan siyasetçi” görmemiştim. “Erkekler ağlamaz” sözü 2000’li yıllarda yıkılmıştır, tarihe böyle geçsin.

Bence siyasetçiler karar alsınlar ve bundan sonra kimse ağlamasın. Ağlayacağımıza önceliği kendi sorunlarımıza vererek çözelim. Tribünlere oynamadan, oy getirisi düşünmeden, canları kurtarmak için çözelim. Bu arada, nedense hala radikal bir adım atılamayan “kadın cinayetleri ve çocuk tecavüzleri” sorununa çözüm aramayı da unutmayalım.

Ağlamak çaresizlik ifadesidir, ağlayan siyasetçi moral bozuyor, bitsin artık!

DİĞER YENİ YAZILAR