Helal olsun sana Carlos!

Haberin Devamı

Ben ‘Galatasaray’lıyım ama bu Fenerbahçe’nin Brezilyalı yıldız oyuncusu Roberto Carlos’a hayran olmamı engellemiyor.

Carlos’a hayranlığımın tek nedeni dünya çapındaki başarısı değil, aynı zamanda ve daha çok;

Türkiye’nin bayramını kutladıktan sonra terör şehidi genç askerlerimiz için başsağlığı dilerken söyledikleri...

Büyük bir içtenlikle yaptığı konuşmada:

“Terör olayları tüm dünyada, İspanya’da da gerçekleşiyor, masum insanlar hayatını kaybediyor. Bu tür durumlarda bütün ülke birlik, beraberlik içinde olmalı. Acınızı çok iyi anlıyorum ve bu acıyı ben de içimde hissediyorum” demiş.

Carlos Türkiye’de, bir Türk takımı için çalışan bir yabancı olarak “birlik, beraberlikten söz eder, acımızı çok iyi anlar ve içinde hissederken”, bir anlamda terörü lanetlerken Türk vatandaşı olan bazılarının (siyasetçi veya gazeteci) ırkçı yaklaşımlarla teröre “terör”, teröriste “terörist” demekten kaçınması, şehitlerimize üzüntü bildirirken bile teröriste sempati ifade etmesi ne şanssız ve acı bir olay, ne ironi değil mi?

Aynen Amerika’da Ermeni soykırımı “iddiasının” Dış İlişkiler Komitesi’nde kabulünden sonra Amerikalı köşe yazarları bu kararla alay eder “Bundan sonra da Truva’yı yağmaladıkları için Yunanlılara mı hesap soracağız” derken bizim kalabalık bir grup akademisyen ve yazarımızın Ermeni diasporasıyla omuz omuza çalışması gibi...

RESMÎ VE GAYRİ RESMÎ TARİH

Birçok ülkenin arşivinde belgeleri bulunan, 1800’lü yıllarda “Türkiye’nin doğusunda bağımsız bir Ermenistan” hayaliyle ve dış destekli olarak Ermeniler tarafından başlatılan isyanların, olayların savaş sırasında resmen Türk ordusunu her fırsatta arkadan vurarak sürdürülmesi sonucunda alınan mecburi tehcir kararını Amerika’dan, Avrupa’dan önce onlar “soykırım” olarak adlandırdılar.

Oysa Ermeni çetelerinin saldırılarında ölen Türklerin (çoğu kadın ve çocuk) sayısı tüm olaylarda ölen Ermenilerin sayısından fazlaydı. Tabii şişirilmemiş, gerçek rakamlarda...

O günlerde (bugünkü Ermeni vatandaşlarımızla hiçbir ilgisi yok) çok sayıda Ermeni vatandaşın Fransız ve Rus üniforması giyerek Türkiye’ye karşı savaştığı da, ölenlerin sayısı da yine birçok ülkenin arşivlerinde belgelerle mevcuttur.

Ermenistan’ın ilk Başbakanı Kaçaznuni de olaylarda kendilerinin suçlu olduğunu açıklamıştır.

Buna rağmen bizim kalabalık grup dış basında makalelerle ve röportajlarla yabancı üniversitelerde konferanslarla Ermeni diasporasına destek verdiler.

Hâlâ papağan gibi, yazılı/belgeli tarihe “resmî tarih”, olayları belgelerle anlatmaya çalışanların açıklamalarına “resmî söylem” deyip duruyorlar. Tabii bu durumda, bekledikleri “gayri resmî tarih”i de Ermeni diasporası yazıyor, üniversiteleri tek tek gezerek ve buralarda kürsüler ele geçirerek anlatıyor.

Türkiye yıllarca kendi içine kapanıp susarken, her tür yöntemle, büyük paralar akıtarak, ABD ve AB’de güç haline gelerek anlattıkları gayri resmi, yalan tarih işte sonunda Türkiye’yi iyice köşeye sıkıştırmaya başladı.

Benim asıl merakım şu; haksız yere tüm ders kitaplarına Türkiye’yi “20. yüzyılın ilk soykırımcısı” yazdıklarında ve bu Türklere gittikleri her ülkede “Siz soykırımcı bir milletsiniz” deyip Nazilerle kendilerini aynı kefeye koyduklarında çok mumutlu olacaklar?

Olacaklar zahir, kim bilir?

DİĞER YENİ YAZILAR