Dün öğle yemeğinde çok sevgili arkadaşım Emine Özilhan'ın davetlisiydim.
Oğlu İzzet'in üniversite mezuniyet töreni için (ben ona söylemiştim 'çabuk geçer' diye) uzun süredir Amerika'da olan Emine Özilhan kalabalık bir grup arkadaşıyla hem özlem giderip hem de herkes tatile kaçmadan güzel bir müzik eşliğinde hoş bir yaz günü geçirmek istemişti.
Salona girer girmez duyduğum ses ve müziği hemen tanıdım. 'Özgün müzik yapmak, özgün yorumcu olmak zordur' diyoruz ya olay bu işte. Ferhat Göçer de, yorumcu sayılamayacak isimlerle aynı kategoride "ödül adayı" yapılmasına bunun için kızmaktaydı.
Gerçek yorumcuları sesinden, tarzından tanırsınız ve bu ses, bu yorum Atilla Demircioğlu'na aitti. Gitar eşliğinde yine nefis bir müzik ziyafeti sundu, öyle ki restorandan ayrılırken kendimi mutlu ve dinlenmiş hissediyordum.
Yemekte yanımda oturan deneyimli, kıdemli gazeteci Reyhan Çan'ın konuşmamız esnasında yaptığı öneriyi de mutlaka duyurmak istiyorum, son derece doğru bir düşünce çünkü...
Reyhan Can diyor ki; "Bu tür yemekler sık sık yapılıyor, davete katılanlar genellikle teşekkür etmek için ertesi gün davet sahibi arkadaşlarına çiçek veya hediye gönderiyorlar. Oysa bunun yerine davetlerde bir kutu açılsa ve her seferinde bir eğitim, sağlık derneğine, vakfına ya da "Bolluca Çocuk Köyü" gibi kuruluşlara yardım toplansa şüphesiz hem davet sahibi memnun olur, hem de sosyal bir dayanışma ortamı oluşur."
Ben aynı teklifi senelerce, her yılbaşı öncesinde firmaların gönderdiği hediyeler için yapmıştım. Hediye yerine öğrencilere burs veren veya isme ağaç diken çok firma oldu.
Bu öneri de desteklenirse kimbilir ne kadar yardım toplanır... Düşünelim diyorum, düşünelim ve uygulayalım.
Siz ne dersiniz?
Çılgın Türkler'i beğenemedi mi?
Hadi Uluengin dün Hürriyet'teki yazısında çetelerden söz etmekteydi. Tamam onu anladık, tam zamanı; çetelerin ortaya dökülmek için bekledikleri gün buymuş demek ki ve durum böyle olunca isteyen yazar... Hepimiz de yazıyoruz.
Benim itirazım, o araya Çılgın Türkler kitabıyla dalga geçmeyi de sıkıştırmış olmasına. Satış rekorları kıran, her okuyanın hayran kaldığı, bu ülkenin kuruluş ve kurtuluş mücadelesini anlatan ve pekâlâ araştırmacılık gerektiren bir kitaptan ne istediğini anlayamadım.
Alay edebildiğine göre okuduğuna bile emin değilim. Bence bir okusun, o zaman çeteleri bahane ederek memleket sevgisiyle dalga geçilmemesi gerektiğini anlar.
"Vatan kurtarmak" iddiasıyla ortaya çıkan çeteleri eleştirmekle "vatan kavramının ayağa düştüğünü, içerik yitirdiğini" söylemek farklı şeylerdir.
Bu kavram bazılarımız için hiçbir zaman ayağa düşmeyecek, içerik yitirmeyecek bir kavram bence... Kurtarılmış ve hediye edilmiş olarak üstüne oturunca bazılarımız öyle sanıyor o kadar!
Çöpünü bırakana hakaret!
Bin defa yazdık, anlatmaya çalıştık. Medeni ülkelerde (yani "bizim gibi olmayan") insanlar parkta köpeklerini gezdirirken onun geride bıraktığı kakaları bile eline geçirdiği torbalarla topluyor. Bu, köpek sahibi için pek zevkli bir vazife değil elbette ama kendilerine ait bir canlının çevreyi kirletme, başka vatandaşları rahatsız etme hakkının olmadığının bilincindeler.
Senelerdir yazıp duruyoruz ama anlayan yok. Bizde tekneler kendi gezdiği denizleri, yalılar kenarında oturdukları Boğaz'ı, bazı canlı varlıklar (veya yaratıklar mı demeli) ise pikniğe gittikleri ormanları, kendilerinin ve başkalarının girdiği havuzları çöplüğe, tuvalete çevirmekten hâlâ utanmıyorlar.
Dün VATAN soruyordu; "Belediye bu çöpleri toplasın mı?"
Elbette bırakılmasına izin verilmişse toplanacak. Ama önlem almak gibi bir çözüm de mevcut.
Önce her yere "yiyip içtikten sonra çöplerinizi geride bırakmaktan utanmalısınız. Kediler bile kendi pisliklerini örtüyor. İnsan iseniz bunu yapmayın" gibi tabelalar asılsın, uygulamayana para cezası verilsin. Hoş değil ama anlamayana, sorumluluk duymayana gerekiyor. Sonra da belediyeler piknik alanlarına özellikle tatil günlerinde gözcü koysun ve para cezasını anında toplasın.
Bakın nasıl kesiliyor saygısızlık!
Hediye yerine yardım!
Dün öğle yemeğinde çok sevgili arkadaşım Emine Özilhan'ın davetlisiydim. Oğlu İzzet'in üniversite mezuniyet töreni için (ben ona söylemiştim 'çabuk geçer' diye) uzun süredir Amerika'da olan Emine Özilhan kalabalık bir grup arkadaşıyla hem özlem giderip hem de herkes tatile kaçmadan güzel bir müzik eşliğinde hoş bir yaz günü geçirmek istemişti
Haberin Devamı

