Cumhurbaşkanı’nın eşi Hayrünnisa Gül son Cumhuriyet Bayramı resepsiyonunda gerçekten çok şıktı. Saten yakalı etek ceket, içinden beyaz bluzu gerçekten iyi düşünülmüş. (Dilek Hanif’in hazırladığını yeni öğrendim, kutluyorum.)
Bu arada artık Hayrünnisa Hanım’ın da davetlere katılmaya başlaması doğru olandır. Birine katılıp birine katılmaması ise çok garip ve anlamsız görünüyor. Madem ki dini sembol kamusal alana girmiştir, bunu kimden ve ne kadar süre saklayabilirsiniz?
Ayrıca dünya bildiğine göre neden saklayacaksınız?
Gelelim şimdi başlıktaki “ama”ya... Aslında Hayrünnisa Hanım’ın son görüntüsüyle ilgili 1 değil 3 “ama” var...
* 1- Bu fotoğraf şimdiye kadarki en fazla makyajlı fotoğrafı ve yakın çekimlerde gayet net görünüyor. Kirpiklerde bol maskara, gözde far, yüzde fondöten ve allık, dudakta portakal rengi ruj... Acaba kadının bu kadar çarpıcı olması Kur’an’daki anlatımlara uyuyor mu?
* 2- Hayrünnisa Hanım özürlü genç sporcularla el sıkışırken onları öpmüş. Şimdiye kadar cumhurbaşkanı eşlerinde pek görülmeyen bir davranış. Onu bırakın acaba “Kadınlar gözlerinden kıssınlar, harama bakmasınlar” diyen Nur Suresi’ne uyuyor mu?
* 3- Önceki kıyafetlerinden (örneğin Kıbrıs ziyaretinde giydiği) de daha dar, vücudu iyice saran kıyafeti ve makyajı yanında başını saran türbanını özenle koruduğuna göre acaba Kur’an’a göre sadece “kadının saçının saklanması”, tek telinin bile gösterilmemesi mi onu erkeklerden veya haram bakışlardan koruyacaktır?
Yani saç kadının en mahrem yerlerinden biri midir?
RUJ... KİLİT KELİME!
İnanın bana şu konuya değineyim diye yazmıyorum, bunları samimiyetle merak ediyorum ve anlaşılmasını sabırsızlıkla bekliyorum. Çünkü burada önemli olan nokta Nur ve Ahzap surelerindeki ilgili ayetlerin 1400 yıl önceki şartlarda kadını korumak için inmiş olup olmadığı... Nur Suresi 31. ayeti “ziynet”in örtülmesinin (kaybolan gerdanlık ve atılan iftira nedeniyle) kastedilip edilmediği... Saçla, başla ilgili bir ifade olup olmadığı...
Eğer o günün “örtü”sünü bugünün kıyafeti yerine aynen kullanmak gerekliyse o zaman tek doğru giyim İran ve Suudi Arabistan kadınının çarşafı olmalı.
Değilse ve Hayrünnisa Gül’le Zeynep Babacan’ın dar kıyafetleri (Ahzap 59’daki örtü, çarşaf yerine) kabul ediliyorsa, yani bir ayet çağa göre değiştirilebiliyorsa o zaman, “baş örtmek” neden dokunulmazdır?
Yüze sanatçı makyajı yapılıp, vücuda şık, dar kıyafetler giyildikten sonra sadece saçı kapatarak “İşte Kur’an’a uydum” demek mümkün müdür?.. Başı açık, dar tayyörlü böylece Nur 31 ve Ahzap 59’a uymayan bir kadınla başı kapalı, dar tayyörlü, sadece Ahzap 59’a uymayan bir kadın arasında Kur’an’a uyma açısından ne fark vardır? (Kısa kol ve blucin üstü türban bu soruyu daha da karmaşık hale getiriyor.)
Dün gazetede şöyle bir haber vardı: Yapılan bir deneyde araba kullanan erkeklerin ayağını gazdan kesmesine neden olan kelimenin, kadınla özdeşleşen “ruj” olduğu anlaşılmış.
Saç değil, ruj...
Yorumu siz yapın. Çünkü inanın bana ben bu çelişkileri yıllardır tüm kafa yormalarıma, incelemelerime ve Diyanet Başkanı dahil birçok din uzmanına sormama rağmen hâlâ çözemedim.
Bu son durumda ise iyice şaşırdım.
Bugüne kadar “dindarlar/dindar olmayanlar”, “beyaz Türkler/zenciler” ayrımını büyük ölçüde tesettüre, kıyafete bağlı olarak yapanlar şimdi yeniden düşünmeliler bence. Semra Sezer’i hiçbir resepsiyonda bu kadar iddialı, gösterişli kıyafet ve makyajla görmedik. Örneğin bu karşılaştırmada “beyaz Türk” kimdir?
Ayrıca Hayrünnisa Gül’ün Cumhurbaşkanı eşi olduktan sonra makyaj ve giyimde öncesinden daha cesur davranması, kural dışına çıkmaktan çekinmemesi bence dikkat çekici...
Zamanlama açısından diyorum.
Hayrünnisa Hanım çok şık ama...
Haberin Devamı

