‘Hayır’ diyenler ve ‘ordu anayasası’

Haberin Devamı

Wall Street Journal’ın sorularını yanıtlamış Başbakan... Özel konularda da konuşmuş ama bizi ilgilendiren Türkiye ile ilgili konular...

Mesela “Bir insan hem Müslüman, hem laik olamaz anlayışımız değişmedi. Kişi kendi başına laik olamaz. Devlet laik olur” demiş... Bu Başbakan’ın görüşüdür ama bilimsel olarak mutlaka doğru olduğu anlamına gelmiyor.

Laik devlet olduğu gibi laik kişi de elbette olabilir. Devlette laiklik “Her dinden, inançtan vatandaşlara eşit mesafede olmak, bir dinin, inancın (hatta aynı dinden olan kesimlerin) diğerlerine baskısını, toplumun din üzerinden ayrışmasını önlemek, din ve devlet işlerini birbirinden ayrı tutmak” anlamına gelir.

Rejimin laik özelliği korunmadığı takdirde demokrasinin ortadan kalkacağı kesindir (ki son örnek Malezya’dır).

KİŞİ LAİK OLAMAZ MI?

Devletin bu özelliğine saygı duyan, aynı zamanda diğer dinlerden veya aynı dinden olanlara kendisi kadar saygı duyan, kimseye baskı uygulamaya, başkalarının dinini-inancını sorgulamaya, canının istediğinin dindar olduğu, istemediğinin olmadığı değerlendirmesi yapmaya kalkmayan herkes laiktir.

Yani laiklik ile dindarlık asla birbirinin karşıtı falan değildir. Bu nedenle Wall Street Journal’ın Başbakan Erdoğan’a sorduğu; “Dindar-laik uçurumunun kapatılmamasında sorumluluk hissediyor musunuz” sorusu tümüyle yanlıştı.
Laiklerin büyük çoğunluğunun dindar olabileceğini göz ardı eden bu yanlış karşılaştırma Türkiye’de 2000’li yıllarda ortaya çıkmış, yabancılar da bunu doğru bir tanım zannederek kullanmaya başlamıştır. Ki bu şekilde yapılan laik-dindar ayrımı bile laik rejime karşı Müslüman halkı kışkırtıcı bir araç sayılabilir. Türkiye’de bugüne kadar (diğer Müslüman çoğunluklu ülkelerde görülen) din ve mezhep kavgalarının ortaya çıkmamasının nedeni laik rejimidir.
Bu nedenle, “Hem Müslüman, hem laik olunmaz” sözünü kullanmadan önce siyaset bilimcilerden, ‘laiklik ve din’ uzmanlarından görüş almak çok doğru olur, zira aksi takdirde halk yanlış bilgilendiriliyor.

Başbakan Erdoğan; Demirel’in ve Özal’ın da buna benzer görüşler açıkladığını belirtmiş ama “ne zaman ve nerede” açıkladıklarını söylememiş. Ben hiç hatırlamıyorum, keşke onu da bildirseydi.

*****

“Yeni anayasa” değil bu!

Erdoğan’ın Wall Street Journal’a söylediği en önemli sözlerden biri referandumla ilgili olanı; “Burada iki şey oylanacak; ordunun ürettiği anayasa ya da ordunun anayasasını değiştirmeye çalışacak olan millet”...
Bu sözden öncelikle ‘Hayır’ diyecek olanların ‘millet olarak görülmediği’ anlamı çıkıyor. İkincisi ‘ordunun anayasası’ denilen anayasayı da millet (82’de)referandumda oylayarak kabul etti. Bu referandum makbul de, yüzde 92 ile kabul niye tu kaka? (Yoksa asıl sorun anayasaları referandum sunmak mı?)

Evet, 12 Eylül Anayasası’nın demokratikleşmesi gerekiyordu ama bu ilk kez yapılıyor değil, bugüne kadar 17 kez yapılmış ve demokratikleştirilmiş... Şu anda yapılan da yeni bir Anayasa değil, belli sayıda maddede değişiklik... O zaman niye “sanki 12 Eylül Anayasası tümüyle gidiyor” gibi anlatılıyor millete? Hele de 12 Eylül ile gelen birçok madde titizlikle korunurken?

SINIRSIZ GÜÇ İÇİN...

Uzun lafın kısası; ‘Hayır’ diyecek olanlar kesinlikle “ordunun ürettiği anayasanın değişmemesini isteyenler” filan değildir. Onlar bu değişikliğin can damarının “yüksek yargının siyasallaşmasına neden olacak iki madde” olduğunu, bu gerçekleştiği takdirde hiç kimsenin ve hiçbir şeyin (Anayasa başta) güvencesi kalmayacağını, iktidarın sınırsız güce ve yetkiye sahip olacağını, bunun da demokrasiyi ortadan kaldıracağını biliyorlar o kadar.

*****

Kefen meselesi

Düşünelim; eğer bu referandum “Halkın yararına olacak Anayasa değişiklikleri” için yapılıyorsa ve milletin iradesine gerçekten güveniliyorsa, normal şartlarda milletin onaylayacağına inanılır.

Yapılanın ne olduğu anlatılır ve halk (tüm kesimleriyle) kararında özgür bırakılır.

Oysa burada tehditler var, burada “ekonomik travma”ya varan korkutmalar, “Hayır diyen delidir ya da darbecidir”e varan baskılar, bir seçimden fazla “canını dişine takma” var.
Bir de sık sık söylenen ve çok rahatsız edici olan “Biz kefenimizi yanımıza aldık” sözü... (ve Menderes örneği... Ne alaka ise?)

Özellikle bu... Sadece “halkın yararına bir anayasa değişikliği” için işi kefenli söylemlere kadar vardırmak akılcı geliyor mu?

Tam aksine, durum bu kadar ciddileşince işin ucunda da söylenenlerden çok daha ciddi bir sonuç olabileceği endişesi doğuyor.

Bence bunların tümü yanlış adımlar, yanlış sözlerdi. AKP’nin konuşmalarını kim hazırlıyorsa demokrasiden hiç mi hiç nasibini almamış!

DİĞER YENİ YAZILAR