Dün diğer konuşmaları yazmıştım, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun NTV’de yaptığı konuşmada da çok önemli noktalar vardı.
“Evet çıkarsa gelecek baskıyı toplum yaşayarak görecek” diyor. Bunu anlayabilmek için geleceği, yüksek mahkemelerin de siyasi gücün emrine girmesini beklemeye bile gerek yok; gazetecilere, gazetelere yapılan ağır baskıya, tarafsız olduklarını söylemeleri bile suç gibi karşılanan sivil toplum kuruluşlarına yapılan tehditlere, toplumu (milli iradeyi) kararında özgür bırakmayarak Dışişleri Bakanı’nın bile “Hayır çıkarsa dünyaya halk sivil anayasa istiyor argümanını savunamam” şeklindeki baskısına, “Hayır çıkarsa ekonomik travma yaşanır” şeklindeki diğer önemli baskıya, Hayır afışlerinin belediyeler tarafından indirilmesine ama Evet afişlerinin her köşeye asılmasına, Hayır broşürü dağıtanların dövülmesine (kadınların bile), milletin bırakın telefonda konuşmayı, aile arasında konuşmaya dahi korkar hale gelmesine bakmak yeterlidir. Ki Kemal Kılıçdaroğlu bunların hepsine değinmiş.
“Hayır çıkarsa anayasa değişikliği tüm kesimlerin katılımı ile, Meclis’te uzlaşma ile tekrar hazırlanır. Hatta yenisi yapılır, içine asıl demokratikleşmeyi sağlayacak maddeler; örneğin milletvekilini milletin seçmesi, yüzde 10 barajı, dokunulmazlık konuları eklenir. Yargı bağımsızlığının korunması uzun uzun tartışılır ve sonunda dünyaya böyle gösterilir.
“Hayır” çıktığı takdirde; iktidar partisi milli iradenin bu kararını da olgunlukla karşılar, ülkeyi gergin ortamlara sürüklemezse söyledikleri gibi ekonomik travma filan da olmaz.
Öne sürülen, toplumu korkutma amacı sözlere bakılınca referanduma bile gerek olmadığı sonucu ortaya çıkıyor.
Bunları söyleyenlere göre tek bir çözüm var, başkası kabul edilemez. Sanki Evet çıkmazsa kıyamet kopacak gibi bir telâş içindeler.
Oysa belki de tam aksi doğru. Nereden biliyorlar?
“Saygın terörist” olabilir mi?
Başbakan Erdoğan canlı yayında “Terörist silâhlı olduğu için terörist, silâhı bıraktığında terörist olmaktan çıkar, saygın bir vatandaş durumuna düşer. Olması gereken budur” demiş.
Öncelikle cümle “saygın bir vatandaş durumuna yükselir” olmalıydı ama tek hata burada değil.
Terörist dağda, sınırda yıllarca çiçek toplamıyor; askere saldırı düzenliyor, sivile saldırı düzenliyor, şehirlerde terör eylemi yapıyor. Yakıyor, yıkıyor, planlı ve acımasız katliamlar yapıyor.
Silâhı bıraktığı andan itibaren “bir daha can kaybı olmaması için” af getirilecekse getirilir. Ama affa uğrasalar bile yıllarca cinayet işlemiş insanlar “hiçbir suça karışmamış, topluma ve devlete saygılı, düzgün yaşamlar sürdüğü için saygı sınıfında bulunan vatandaşlarla eşit” duruma gelmezler.
Herhalde birilerinin, tabii ki hukukçuların ve siyasetçilerin de bu noktayı vurgulaması lâzım. Aksi takdirde diğer suçluların; katilin, tecavüzcünün, hırsızın, yolsuzluk yapanın da eyleme son verdiği anda “saygın vatandaş” olması gerekir ki özellikle işlediği suçun cezasını çekmeyen birinin bu konuma yükselmesi ve bunun açıkça ifade edilmesi olacak şey değildir, suça teşvik anlamında bile alınabilir.
Suç işlediği kanıtlanmadığı, somut deliller gösterilmediği halde, “Beni hangi nedenle cezaevinde tutuyorsunuz?” sorusunun cevabını alamadıkları halde yüzlerce insan “darbe planlama” iddiasıyla yıllarca mahkûm hayatı yaşarken bunun söylenmesi daha da anlaşılmaz bir durumdur.
Söylenen o kadar çok şey havada asılı bırakılıyor ve açıklanmıyor ki buna da bir açıklama geleceğini sanmıyorum.
27 Nisan muhtırasına neden susulduğu sorusunun cevabı geldi mi ki buna gelsin?
'Hayır' çıkarsa savunursunuz!
Haberin Devamı

