Hayır Başbakan, "lüzumsuz" değil!

Başbakan Erdoğan, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'in eşinin "tek başına yemek yemesi" konusunda anlamadığımız bir dille "zâid bir şey" yorumunu yapmış. "Zâid"in "lüzumsuz" demek olduğunu gazetelerden öğrendim

Haberin Devamı

Başbakan Erdoğan, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'in eşinin "tek başına yemek yemesi" konusunda anlamadığımız bir dille "zâid bir şey" yorumunu yapmış. "Zâid"in "lüzumsuz" demek olduğunu gazetelerden öğrendim.

Ben de diyorum ki o fotoğraf için lüzumsuz değil "utanç verici" demeliydi. Türk Kadınlar Birliği Başkanı Sema Kendirci doğru yorumu yapmış ve aynen bunu söylemiş.

AKP Milletvekili Ayhan Zeynep Tekin Börü ise "Benim kocam olsa gözünü morartırdım" demiş. Her ne kadar şiddet içeren bir tepki ise de ve şiddetin sözlü olanı da onaylanamaz ise de bir kadın AKP milletvekilinin kendi bakanının hatasına ciddi bir tepki ortaya koyma cesareti takdir edilecek bir durum.

Toplumun, sivil toplum kuruluşlarının ve basının bu tür hatalara anında büyük tepki göstermesi ise siyaset ve kadın haklan konusunda ne kadar bilinçlendiğimizi ortaya koyuyor. Ve bu da yeterince "sevinilecek bir gelişme" Türkiye için.

Cumhuriyetle birlikte Avrupalı kadınların haklarına (ve hatta onlardan önce seçme ve seçilme hakkına) kavuşan Türk kadınını mevcut haklarından da mahrum edecek, geri bırakacak, erkeğin yanında "dekor" olmaya razı edecek bir anlayışın bu kadar aşağılayıcı şekilde sergilenmesine sessiz, tepkisiz kalınamaz.

Tayyip Bey "lüzumsuz" lâfı dışında bir de "Belki başka hanım yoktu" demiş. Bu, Bakan'ın eşinin tek kadın olarak erkeklerin bulunduğu bir masada oturamayacağı anlamına geliyor.
Neden? Otursa ne olur? Namusu mu zarar görür? Dine, inanca mı zarar gelir?

Gördüğünüz gibi, düzeltmek için söyledikleri cümleler bile bir başka çıkmaz sokağa açılmakta...

Bakan'ın "Eşim kendisi istedi, bunun sosyolojik bir sorun gibi gösterilmesini yadırgadım" açıklaması da bir anlam taşımıyor. Evet, haklı olduğu bir nokta var; bu "sosyolojik sorun" değil "siyasi sorun". Bugün Türkiye'yi yönetenler kadının sadece "eş ve anne" rolünün farkındalar ve kadınları doğurmaya teşvik etmek ile türbanı desteklemek dışında bir kadın hakkı olabileceğine inanmıyorlar.

Bunun sonucu olarak, kadını, kendini korumaktan aciz, karşı cinsle (çocuklarla bile) bir araya gelmesi sakıncalı, himaye altına alınması gerekli "zayıf bir mahlûk" olarak gören anlayış hızla, "çikolata kağıdına sarılı" şekilde toplumu etkilemeye başlıyor. Ve Türkiye bir Arap ülkesinin görüntüsüne bürünüyor.

Bu gidişi durduracak olan da toplumun kendisidir. Kadınlardır. Bakan ayrı masada oturmasını tercih etse de eşinin bu aşağılayıcı, onur kırıcı durumu kabul etmemesi gerekirdi... Yine de, bu üzücü tablo bile olumlu bir gelişmeyi gösterdi bize; toplumun olayları doğru değerlendirdiğini...

Kadına karşı ayırımcılık yapılmasına izin vermeyeceğimizi... Her şey burada başlıyor, burada bitiyor. Binali Yıldırım veya bir başka bakan şu andan sonra benzer bir durumda eşini yalnız oturtamayacak.

Doğru yoldayız, değil mi Sayın Başbakan?

DİĞER YENİ YAZILAR