Efendim, Şaban Dişli AKP’nin MYK üyeliğinden ve genel başkan yardımcılığından nihayet istifa etmiş. Bugüne kadar AKP’de önemli yanlışları, ihmalleri ve hatta yolsuzlukları olanlar hep korunmuş, daha da ötesi “zirvelere” taşınmıştı.
Bu kez hepsinin üzerine tüy dikeceği, unutturulamayacağı anlaşılmış olmalı ki istifadan kaçamadı Dişli... Ama dişleri ve de “dişledikleri” yerinde duruyor yine de...
Partideki görevlerinden istifa etmesine rağmen milletvekilliği duruyor. Bu nedenle “dokunulmazlığı” da durduğu için yargı süreci başlatılamıyor.
AKP içinde, Başbakan’ın rızası dışında konuşmaları, yani ifade özgürlüğü haklarını -hem de bir milletvekili olarak- kullanmaları nedeniyle partiden çıkarılan veya çıkmaya zorlanan isimler oldu. Şaban Dişli ise belgeli, ispatlı bir rüşvet olayı dünyaya ilan edilmişken, İngiliz basını bile (TESCO’ya rağmen) bunu “akıl almaz bir siyasi rüşvet skandalı” olarak vermişken Dişli halen AKP milletvekili olarak yerinde duruyor.
AKP’den istifası istenmiyor. Dokunulmazlığı ne şekilde olursa olsun kaldırılarak yargıya hesap vermesi sağlanmıyor.
Üstüne üstlük bu bey, partiden aldığı cesaretle hâlâ dehşet verici, belgeli bir skandalı “iftira siyaseti, haksız saldırı, yargısız infaz” gibi sözlerle geçiştirmeye çalışabiliyor... Madem ki iftiradır, “yargısız infaz”dır, buyursun şimdi gerçekten “yargılı infaz”a...
Lafla kalmasınlar, açsınlar yargının önünü... “Yetim hakkını yedirmeyiz” nutukları atarken içlerinde yetim hakkını löpür löpür götürenlerin hesap vermesini, cezasını çekmesini sağlasınlar.
“Kayıp trilyon” diye trilyonları yiyenlere, “yoksula yardım” diye halkın parasını toplayıp zimmete geçirenlere, yalnız bu kuşağa değil, gelecek kuşaklara da ait olan arazileri rüşvet karşılığı peşkeş çekenlere ve çektirenlere arka çıkmasınlar.
Şaban Dişli’nin aldığı para nerede? Mal varlığındaki artış nedir? İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde “3 günde 11 trilyonluk rant”lara nasıl göz yumuluyor? Topbaş’ın bu olaylardaki sorumluluğunun hesabı sorulmayacak mı?
AKP Şaban Dişli’yi yalnızca MYK ve Genel Başkan Yardımcılığı’ndan istifa ettirerek bu işi bitmiş sayamaz.
Belediye uzantısının ve kayıp trilyonların nerelere gittiğinin hesabını da vermek zorundadır.
Türkiye için ne acı, ne üzücü bir durum: “Tencere dibin kara, seninki benden kara” siyaseti hiç bitmiyor.
Gelen gideni hiç aratmıyor, aynı yolsuzluklar “küstahlık dozu artarak” devam ediyor.
Kemal Kılıçdaroğlu, Dişli olayında ülkeye son derece yararlı bir çalışma ortaya koydu. Bununla birlikte, dertlere deva olacak düzgün bir alternatif ortaya çıkmadıkça sorun bitmeyecek gibi görünüyor.
“Baba beni bırakma”
Okullar açıldı, ilköğretim birinci sınıfa başlayan minikler ilk gün anne ve babalarından ayrılmamak için “anne beni bırakma”, “baba beni bırakma” diye gözyaşı döktüler. Onların göz yaşları fazla önemli değil, birkaç güne geçer ama depreme dayanıksız olduğu belirlenen ve güçlendirilmeden açılmasına göz yumulan Reşat Nuri Güntekin İlköğretim Okulu’nda “Baba beni bırakma” diyen çocuklara kulak vermek gerek.
Çocuklar doğruyu seslendiriyorlar, babaları onları büyük bir tehlikenin içine bırakmamalı ve Bakanlığa toplu tepki göstermeli.
Dünyanın neresinde “Eğitim” den sorumlu Bakan’ın “riskli” bulduğu bir okulun açılmasına “Eğitim”den sorumlu Bakanlık izin verir, tarihte hiç örneği görüldü mü acaba?
Deniz Feneri’nin iftar yardımı
Düşünün, dile kolay Almanya’da insanların dişinden tırnağından, emeğinden, çocuğunun rızkından arttırdığı 41 milyon euroyu “yardım” diye toplayan Deniz Feneri Derneği bunun 20 milyon euroya yakın kısmını hüpletmiş.
Kibar söylenişi “amaç dışı kullanım”... Artık hangi amaca hizmet ettiyse, o bilinmiyor. Erbakan ve şürekasının 1 trilyonu “amaç dışı” kullanması gibi... Adına “kayıp” deniyor şimdilerde...
Ve bu Dernek Başkanı’nın bile itiraf ettiği yolsuzluğu yapan Deniz Feneri bir de bakıyorsunuz Ramazan’da iftar yardımı için para bağışlayan, erzak dağıtan (ve sanıyorum hepsi iktidar himayesinde, iktidara yakın) dernekler arasında...
Hakkında yolsuzluk davası yürüyen ve iddiaları kendisi doğrulayan Dernek sözüm ona yoksul yardımı yapıyor.
Bu yardım haram mıdır, helal mi?
Engellenmeli midir, engellenmemeli mi?
Hem siz düşünün, hem de ilgili savcılıklar düşünsün bence!

