Haydi, sizin çocuklar gitsin!

Dün bir kez daha yazdım, bir kez daha yazabilirim; biz PKK terörüne kurban verdiğimiz 18-20 yaşındaki genç erlerimize ve subaylarımıza ağlıyoruz ve çare bulamıyoruz da neden Hükümet Lübnan’a asker göndermek için haftalardır işi gücü bırakmış lâf üretip duruyor?

Haberin Devamı

Dün bir kez daha yazdım, bir kez daha yazabilirim; biz PKK terörüne kurban verdiğimiz 18-20 yaşındaki genç erlerimize ve subaylarımıza ağlıyoruz ve çare bulamıyoruz da neden Hükümet Lübnan’a asker göndermek için haftalardır işi gücü bırakmış lâf üretip duruyor? Yine üç ayrı yerde 6 ölü, 2 yaralı... Yine ağlıyoruz... ABD veya bir Avrupa ülkesi veya bırakın engellemeyi destekleyen Müslüman ülkelerin kılı kıpırdıyor mu?

Amerika duruyor duruyor PKK’ya ricada bulunuyor. Diğerlerinin sesi bile çıkmıyor. Bizimkiler deseniz bir açıklama yapıp daha sıkı önlemler almayı dahi öncelikli işleri olarak görmüyorlar.

Peki ölenler kim? Yoksul, ezilen ve yavrularına tek başına ağlayan ailelerin çocukları. Elbette yerden göğe haklı olarak soruyorlar: “Neden hep bizim çocuklarımıza tehlikeli bölgeler de askerlik yaptırılıyor? Neden zenginlerin, güçlülerin ve özellikle siyasetçilerin çocuklarına bir şey olmuyor?”

Allah herkesin evlâdını korusun, gençlerimizin hiçbirinin kalleş terörist saldırılarında zarar görmesini istemeyiz ama gerçekten bu türlüsü de çok büyük haksızlık değil mi?

Örneğin benim ailemden asker olanlar da Kıbrıs savaşına katılıp defalarca ölüm tehlikesi atlattılar ama diyelim ki Tansu Çiller’in oğlu askerliğini evinin karşısında yaptı, bu hak mıdır, adalet midir?

Şimdi, zaten bir yandan kendi toprakları içinde canını kaybetme tehlikesiyle askerlik yapan gençlerimizi Lübnan’a, ateşin ortasına göndermek için uğraşıyorlar. Mazeretleri de “Ortadoğu’da söz sahibi olmak”... Büyük devlet olarak bu işin dışında kalamazmışız. Büyük devlet olarak askerlerimizin kafasına çuval geçirilmesine sebep olan ve susanlar böyle mi söz sahibi olacaklar?

Bu toplumun yapması gereken; siyasetçi çocuklarına da Doğu ve Güneydoğu’da askerlik yaptırılmasını istemektir. Onların da Lübnan’a gönderilmesini istemektir.

Meclis’te yüzlerce milletvekili arasında veya Hükümet üyeleri arasında çocuğu askerde olan hiç kimse yok mu? Onlar da gitsin. Kendininkileri tek tek Avrupa’ya, Amerika’ya tahsile gönderip sonra da en güvenli yerlerde askerlik yapmasını sağlayanlar, başkalarının çocukları için kararı pek kolay veriyorlar.

Hiç değilse birinin, birkaçının “İşte benim de çocuğum orada” dediğini duymak hakkımızdır. (Not: “BM barış gücünde olan Avrupa ülkelerinin başında bizimki gibi her gün can alan bir PKK belâsı var mı” da bir başka soru...)

*****

Doğru ve yanlış!
Aynı gün iki ayrı haber adalet, hukuk konusunda doğru ve yanlışı gösteriyordu bize... Birincisi onlarca insanımızı cahil, saygısız, insafsız katillerin (biz onlara sadece maganda demeyi tercih ederek suçu hafifletiyoruz nedense) serseri kurşunlarıyla kaybettikten sonra birine 12 bin YTL ceza kesilmiş olması.

Buna bile seviniyoruz çünkü daha önce çok daha hafif para cezaları verilmiş.

İkinci haber ise İzmir’de kadın diş doktorunu tecavüz ettikten sonra öldüren suçlunun Rahşan affı ile bırakılmış olduğuydu. Ve suçlunun kendisi bile “Beni iyi ki yakaladınız, yoksa daha çok can yakacaktım” diyordu.

Katil bundan önce de defalarca ağır suç işlemiş, ömür boyu hapis cezasına da çarptırılmıştı ama her seferinde cezaları indirime uğramış, sonunda Rahşan Hanım cezaevinde “bir çocuk görüp pek üzüldüğü için” çıkarılan afla serbest kalmıştı.

O afla salıverilen kaç katil ve tecavüzcü benzer suçları işleyip masum insanların ve ailelerin yaşamını mahvettiler.

Adaletin temeli suçun hakettiği cezayı almasıdır, aksi takdirde ne olacağını, hele de hükümetlerin oy uğruna çıkardığı aflara susmakla ne olacağını her gün işlenen cinayetlerle görüyoruz.

Türkiye bir hukuk devletiyse adaleti yerine getirmek için cüppe giyenler doğru kararlar vermek zorundalar!

DİĞER YENİ YAZILAR