Başbakan Erdoğan havaalanında bir gazetecinin “Nereden buldun yasası hakkında ne düşünüyorsunuz” sorusuna “Bizim konularımız arasında bu yok” cevabını vermiş.
Obama, Başkan seçildikten sonra halka hitap ettiği ilk konuşmasında “Milletin her kuruşunun nereye harcandığının hesabı verilecek, tüm harcamalar büyük bir titizlikle ve şeffaf yapılacak. Toplumlarla yönetimler arasında güven ancak bu şekilde oluşur” demişti ve bu konuşmadan en çok aklımda kalan cümle de (canımız bu konuda fena yandığı için) bu oldu.
Dün telefonda konuşurken Gazeteport yazarı arkadaşım Ayşe Özgün de dikkatimi Angela Merkel ile Nicolas Sarkozy’nin G20 toplantısı için bulundukları Londra’da ortaklaşa yaptıkları basın toplantısında en çok vurguladıkları, kendisinin de dün yazdığı noktaya çekti. (Ayşe Özgün uzun yıllar ABD’de yaşadığı ve her zaman dünya siyasetini çok yakından izlediği için hiçbir detay gözünden kaçmaz...)
Sarkozy ve Merkel:
“Dünya ekonomisinin toparlanması için kararlar almak üzere 20 ülke başkanı olarak buraya toplandık. Bu kararlar tam açık olmayan, gevşek ve son dakikada iğreti eklenmiş kararlar olamaz. Bu tarihten itibaren tüm dünyada para akışları haritada çizilebilir bir biçimde KONTROL ALTINDA ve ŞEFFAFLIK İÇERİSİNDE olacak. Ne kadar para, nereden kaynaklanıyor, nereye gönderiliyor. Ve gerekçeleriyle! Artık vergi kaçırma noktaları dünya finans sisteminden silinip yok edilecek (...) Bugün burada ‘at pazarlığı’ da yapmayız. Almanya ve Fransa tüm bu konularda hemfikirdir. Avrupa bize katılmayabilir” demişler.
Görüldüğü gibi ekonomik krizin “küresel boyutunda bile” tüm para akışlarının kesinlikle “kontrol altında ve şeffaf” olması konuşuluyor. Bu sağlanacak, sorumsuzluğun cezasını toplumlara yükleyemeyiz deniyor. Bizde ise devletin, milletin trilyonlarca lirası yolsuzluklarla, parti kasalarına para akıtmalarla ve hatta seçim rüşvetleri ve harcamalarıyla heba ediliyor... Kimse de bunu önleyemiyor. Başbakan da dönüp “Nereden buldun diye bir şey konularımız arasında yok” diyebiliyor...
Neden yok? “Anayasa değişikliği”nden söz ediyorsunuz, neden en başta “dokunulmazlıklar ve nereden buldun” konuları gelmiyor, hatta hiç söz edilmiyor?
Ama işte bizler medya ve millet olarak yıllardır uyarılarımızı dinletemedik hatta bu nedenle aşırı baskılara uğradık ama G20 toplantısından çıkan kararları dinlemek zorunda kalacaklar. Ve dün ilerleyen saatlerde Merkel ile Sarkozy’nin istekleri G20’de kabul edildi.
Bundan sonra Deniz Feneri gibi yolsuzlukların da, oradan gelen paraların nerelere kullanıldığının da veya örneğin “Sabah ve Atv” için devlet bankalarından hiç düşünmeden alınan dev kredilerin de, yapılan tüm ölçüsüz harcamaların da hesabını vermekten kaçamayacaklar. Ya onlara da “one minute” çekmeleri gerekecek ya da kuzu kuzu kabul etmeleri!
(Not: 5 Nisan Pazar günü Türkiye’ye gelecek olan ABD Başkanı Obama Ankara’da kalacağı Sheraton Oteli yöneticilerine “İsraf istemiyorum, görkemli hazırlık yapılmasın” talimatı da göndermiş. Ona Türkiye’yle ilgili birçok konuda bilgi verilmiş ama ne kadar zengin (!) ve israftan çekinmeyen bir millet olduğumuz anlatılmamış. Padişah yaşantısını ne kadar sevdiğimizi, Türkiye’deki her konudaki görkemi bilseydi zahmet etmezdi. “Ayran”ımız yoktur ama “tahtırevan”ımız çoktur vesselâm!)
Baykal, Say’a cevap vermiş ama...
Dün “Fazıl Say’ın Deniz Baykal’a” mektubunu yazmıştım, bugün Baykal’ın Antalya’da CHP’nin adayı olarak Başkan seçilen Prof. Dr. Mustafa Akaydın’ı ziyareti sırasında gazetecilere -Say’ın mektubuna cevap niteliğinde- söylediklerini yazacağım.
“Daha yüksek hedeflere ulaşmanın sihirli bir reçetesi, mucizevi bir çözümü olsaydı, toplumsal, kültürel, tarihi, sosyolojik temeli olan sorunlar sihirli bir değnek dokunuşuyla çözülebilseydi bu iş çoktan çözülürdü.”
Kusura bakmasın ama Sayın Baykal’ın bu cevabı da aynen Başbakan Erdoğan’ın sık sık yaptığı “halkı yanıltıcı, kolayca kaçan ve kendisine yarayan” açıklamalarına benzemiş.
Fazıl Say sihirli değnekten veya reçeteden söz etmiyor, sadece “eğitim, işsizlik, varoşlara ve Anadolu’ya açılım, halka inme, ekonomik çözümler ve her konuda ‘projeler’den söz ediyor, var mı/yok mu bize söyleyin. Yoksa eğer, siz gidin olan biri gelsin” diyordu.
Bu konulara önem veren adayların birçok ilde tüm tehditlere, rüşvetlere rağmen kazandığını ve partinin oyunu yukarı çektiğini bu seçimde gördük. Demek ki kişilik, imaj, projeler çok önemli...
Şimdi Fazıl Say’ın sorusunu tekrar düşünmeli; Türkiye genelinde bu projeler var mı, yok mu? Yoksa eğer...?

