Atatürk ’ün Kara Harp Okulu’na girişinin 112’nci yıldönümüne Kenan Evren de katılmış.. Haberde “12 Eylül darbesini yaptığı için hakkında ‘yargılansın’ tartışmalarının yapıldığı Kenan Evren de toplantıya katıldı” diyordu.. Bir darbecinin katılması çok önemliymiş demek ki, onsuz olmazmış ki beyefendi davet edilmiş..
Bir tek açıdan iyi olmuş, sağlığı gayet yerinde görünüyor, soru sorulsa hiç de cevap veremeyecek gibi değil yani.. O zaman da ülke yönetenlerin millete şunu açıklaması kaçınılmazdır; “gereken sorular neden sorulmuyor?”..
Ayrıca “referandum öncesi yapılan propagandalar ‘darbe ve muhtıraların hesabını biz soracağız’ diye yapıldığı, bunun sözü millete verildiği halde” neden hala unutturuluyor?
YAPMAYAN MAHKUM, YAPAN SERBEST!
Yüzlerce insan, ülkenin değerli bilim adamları, sivil toplumcuları, tanınan bilinen gazetecileri “darbe hazırlıyorlardı” diye, karmakarışık ve “sehven” yapılmış eklemelerle dolu iddialar üzerine yargılanır, tutuklanıp çoluk çocuklarından-işlerinden-özgürlüklerinden uzakta mahkum hayatı yaşatılırken, daha mahkum olmadan bazı siyasetçi ve gazeteciler tarafından “mahkum edilirken” gerçek darbe neden sorgulanmıyor ?. “İddialara dayanarak” darbe olmuş havasında konuşanların hepsi neden bu konuda sanki hafızalarını kaybetmiş gibi, “12 Eylül’ün sorgulanmasıyla ilgili talepler” olmamalıymış gibi davranıyor?
27 Nisan muhtırası; “21’inci yüzyılda da demokrasiye ordu müdahalesi oldu” şeklinde kabul edilmesine ve gelecekte de edilecek olmasına rağmen bu müdahaleye ve yapan şahsa neden hiçbir şey sorulmuyor?
Hükümet bu sorgulamaların yapılmasını “verdiği söz ve tarihe saygı” açısından sağlamalıdır! Bu konu unutulamaz.
(Not: Bazı gazetecilerin de yaptığı gibi “12 Eylül darbesinden önce insanlar ölüyordu, şiddet- anarşi had safhadaydı” benzeri cümlelerle darbeyi mazur görmeye çalışanlara tekrar hatırlatma; Darbeye niyetlendikten sonra bu ortamları yaratma.)
Magazincilerin işi!
Tanıdığı tanımadığı herkesi içine katan entrikalarından söz edilen bir muhabirin “bir eski genel başkanın kendisini taciz ettiği” iddiası..Daha önce “meşru olmayan bir ilişki ve kaset olayı” sonunda istifa etmiş olan (adamlarının da “bu ikisini birbirine bağlama gayreti” görülen) bir eski genel başkan..Ve bu olay “Ergenekon Savcısı’nın soruşturmasına” giriyor. Yoksa zorla mı girdiriliyor?
Ergenekon Savcısı ‘aslında magazin konusu’ gibi olan ve kişisel şikayet üzerine bir mahkemede bakılması gereken bu olaya neden dahil oluyor, ifadelerin alınmasını istiyor vs? Yoksa bu iddia ile mi darbe yapılacaktı? Acaba Ergenekon’a dahil edilmese olay uzamaz ve gündemden mi düşerdi? Olayda adı geçen iki siyasetçi (Baykal ve İnce) yerine, genelleme-zorlama yapılarak “bağlantı kurulmaya çalışılan parti ile yeni lideri”nin seçim öncesinde kendileriyle ilgisiz bir olayla yıpratılması haksızlık değil midir?
Kendilerini söylentilerden korumayarak (itiraz anında aynı soruya gelinir; neden hep aynı kişiye komplo?) partilerine açıkça zarar veren siyasetçileri kutlamak gerekiyor herhalde.. Baykal’ın hala mutlu-heyecanlı dolaşması da bundan olmalı!
Sarıgül örneği geliştirilse..
“Buyur geç” deseler asla kabul etmem, siyaset yerine gazeteciliği tercih ederim ama (özgür gazetecilkten söz ediyorum) ben parti lideri olsam, kendi bölgesinde bütün sorunları halletmiş, büyük sevgi toplamış ve tekrar tekrar rakipsiz seçilen Mustafa Sarıgül gibi bir belediye başkanını partime davet etmeme hiçbir şey engel olamazdı.
Japonya depreminin ardından yaptığı “Şişli 9 şiddetinde depreme hazır. Bu konuda mütevazı olmayacağım, tam 28 mahalle, bin 65 cadde ve sokak bir bir incelendi, zemin etüdleri çıkarıldı. Depreme dayanıklı olmayan bin 814 binadan bazıları güçlendirildi, bazıları yıkılıp yeniden yapıldı” açıklamasını duyunca bir kez daha aynı şeyi düşündüm. Örneğin “Bayındırlık, Ulaştırma, Çevre” gibi bakanlıklardan birinin başında olması ve tüm belediyeleri koordine ederek sorunları ülke çapında halletmesinin ne kadar iyi olacağını..
Ama demek her parti kendini “yeterince iyi buluyor” olmalı ki ona hala siyasette yer açılamadı. Asıl önemli sorunlardan biri de bu değil mi zaten; burunların Kaf Dağı’nda olması?
Hacker meselesi, herkes biliyor!
Gazeteciler Cemiyeti’nin internet sitesindeki “gazetecilerin tutuklanmasına tepki” yazısını kaldırarak yerine “gazetecilere tepki ve iktidar partisi propagandası içeren bir yazı koyan ‘hacker’lar” dan ve bu “hackleme işinin Türkiye’de iyice azdığından, artık internetle yapılan hiçbir ankete, oylamaya güvenilemez hale geldiğinden” söz etmem üzerine aynı konuda bir çok şikayet geldi. Özellikle bazı şirketlerin ve kişilerin bu yola başvurduğu ama bilinmediği için halkın inandığı anlatılıyor.
Hackerların ve şirketlerin adları verilerek.. Bu yönteme devam ettikleri takdirde ben de araştırmamı ilerletip isimleri açıkça yazmayı düşünüyorum. Bunu yapmak gerekir zira yalana, aldatmaya, ‘başarıyı ve ödülleri gerçekten gerçek hak edenlere yapılan haksızlığa’ sonsuza kadar göz yumulamaz, umarım onca hileden sonra buna da katlanırlar artık!

