Hayatı yaşayanlar... Ve "sadece varolanlar"!

Hani vardır ya kafayı takarsın bir konuya sinir olur durursun, ben de son günlerde kafamı şu "lüks restoranlara giden gazeteciler" konusuna takmış bulunuyorum...

Haberin Devamı

Hani vardır ya kafayı takarsın bir konuya sinir olur durursun, ben de son günlerde kafamı şu "lüks restoranlara giden gazeteciler" konusuna takmış bulunuyorum.
Gerçi ayıptır söylemesi, hani övünüyormuş gibi olmasın, kendim güzel yemek pişirdiğim için (yine biriniz çıkıp 'narsist' demeyin kalbimi kırıyorsunuz) pek restoran merakım yoktur ama canım isterse de en lüks restorana gidip görürüm, yemeklerini tadarım. Evimde değil de dışarda yemeğe çıkmışsam, yemeğinin güzelliğiyle tanınan iyi bir yere gitmek isterim. Neden olmasın? Gel gör ki zaman zaman bunun bile suç olduğunu anlatan yazılar okuyoruz.
"En lüks restoranda yiyen, şarap konusunda ahkâm kesen, First Class'tan başkasına binmeyen gazeteciler..." şeklinde tarifler duyunca (belli bir şahıs kastedilmişse bile) insan rahatsız oluyor. Gazeteci dediğin ekonomide uçmalı, sıradan lokantada yemeli. Restoran da neymiş? Kendine gel... Filân gibi duygular mı duymak lâzım şimdi? Yoo, hiç de lâzım değil!
Aslına bakarsanız bence, eğer yol çok uzun değilse herkes ekonomide uçmalı, arada çok büyük fiyat farkı var, ama isteyen gazeteci de bunu göze alıyorsa First Class'ta uçar, kime ne? İsteyen Gucci, Ralph Lauren, Vakko giyer, isteyen gider Perşembe Pazarı'ndan giyinir, isteyen kazancının çoğu ile bağış yapar, kime ne? Harcadığın para alın teriyle kazanılmışsa arzu ettiğin şekilde harcarsın, bu konuda hiç kimse de eleştirme, yargılama, soru sorma hakkına sahip olamaz.
Her meslekte olduğu gibi gazetecilikte de bol gelirli ailelerden gelen, rahat yetişmiş isimler olduğu gibi, orta ve alt gelir sınıfında ailelerden olup da yükselen veya yerel gazetelerde sivrilerek zirveye çıkan ve çok iyi maaşlar alan insanlar var. Bu da durduğu yerde olmuyor.
Başkaları uyurken veya tatil yaparken onlar çalışıyor.
Başkaları eğlenirken onlar düşünüyor, araştırıyor, izliyor, bilgisayarları, kitapları, gazeteleri başında bel ağrılarına, kamburlara sahip oluyor. Onların çoğu ailelerinin varını, yoğunu ortaya koyarak yaptırdığı eğitimlerin, verdiği disiplinli yaşamın meyvelerini topluyor.
Bu noktalara gelene kadar ne sıkıntılar, mücadeleler yaşanıyor. O başarı tabloları sahnenin görünen kısmıdır, kulisi değil...

Ot gibi yaşamak marifet mi?
Ayrıca kaliteli bir yaşamı sevmek ve arasıra eğlenmeyi düşünmek de suç değil. Tam aksine insan başarıyı, iyi imkânlara kavuşmayı, ot gibi, bitki gibi yaşamak, işten eve, evden işe, eğlenmeden, gülmeden, paylaşmadan, bulunduğu noktadan bir adım ilerlemeden varolup gitmek için istemez (kim söylemişti "İki tür insan vardır; hayatı gerçekten yaşayanlar ve sadece varolanlar..." diye)?
Eğlenmek haktır.
Onun için, iyi yaşamayı seven gazetecileri suçlayanlara ancak komik popülizm meraklıları olarak bakılabilir.
Eğlence mekânlarının, restoranların gazetelerde tanıtılmasına, anlatılmasına gelince... Türkiye fakiri çok bir ülke olduğu için restoran, mekân, içki tanıtmamak gibi bir kısıtlamaya gidileceğine, basın var gücüyle yolsuzlukların, ekonomiye hükümetler tarafından vurulan darbelerin, işçiden memurdan kesip salkımı kendi yutanların (örneğin; İhale Yasası'nı kendi partililerinin işine gelecek şekilde değiştirmeye kalkanların) üzerine gitmeli.
Metod, gidenlerin anlatmasını engellemek değil, gidemeyenlerin gitmesini sağlamak olmalı.
Her yıl onlar yazar, biz sorarız, cevap gelmez. Ertesi yıl olay aynen tekrarlanır. "En dürüst benim, başka dürüst yok" kafalı meslektaşlarımız yılbaşında takım elbise, mücevher, ev eşyası gibi değerli hediyeler alan gazetecilerden olmadıklarıyla övünürler. Var mı yahu bu tür hediyeler ve alanlar?
Bu konuyu yazıp duranlar biliyor olmalı. Basına olan güveni kendi içinden çökerteceklerine açıklayıverseler keşke bir iki isim de herkes öğrense...
"Tek dürüst kalem"leri açıklamaya davet ediyorum. Açıklayamazlarsa da... Azıcık utanmaya!

DİĞER YENİ YAZILAR