Biliyorsunuz “kamusal alanda türban” konusunda en sık yapılan vurgular “bireysel tercih, din ve vicdan özgürlüğü, genç kızların eğitim hakkının elinden alınması”...
Bu ülkede kadınların hakkını savunmak için ortaya çıktığını iddia ederek kadınların türban hakkını cansiperane savunanların hiçbirini başka bir “kadın hakkı”nda hatta “hayati tehlike yaratan” yanlışların çözümünde ortada göremezsiniz.
Örneğin daha birkaç gün önce Adalet Bakanlığı Komisyonu’nda “tecavüz olaylarında tecavüzcü evlenmeyi kabul ederse suçtan kurtulsun”, “reşit olmayanla cinsel ilişkiye girme suçunda ceza vermek için çocuğun yaş sınırı 15’ten 14’e alınsın” gibi değişikliklerin Türk Ceza Kanunu’nda yapılmasını önerenler çıktı.
AKP’den tek bir erkek (ve dahi kadın) milletvekilinin, Adalet Bakanı’nın, Başbakan-Cumhurbaşkanı-Bakan eşinin, türbana destek için ortaya atılan Ergun Özbudun gibi hukukçuların itirazını duydunuz mu?
Duyamazsınız, Medeni Kanun Mal Rejimi’nde yapılan değişiklikteki büyük haksızlığın giderilip “tüm kadın nüfusa uygulanması”, kadınların evlilikte ekonomik kazanımlara ortak olması konusunda da hiçbir görüşleri yoktur. Bunlar önemli kadın hakları değildir, savunulacak tek kadın hakkı “türban”dır. Çünkü yalnızca türban konusunun istismara açık olduğunu, laik rejimlerde kamusal alanda yasaklanmasının önemli nedenleri anlaşılamadığı takdirde bu istismarın kolaylığını, yalnızca türban kutuplaşmasıyla bile bir partinin “biz daha dindarız” aldatmacasını başarabileceğini biliyorlar.
MECLİSTEN ATILAN KADINLAR
Ve tabii bunun sonucunda yalnızca din istismarıyla, insanların en kutsal inanç duygularına ipotek koyarak oy kazanabildiklerini de... Onun için, her ne kadar hiçbirinin türbanlı eşleriyle, ABD’de üniversite bitiren kızları çalışmıyorsa da, hepsi kadının tek rolünün “eş ve anne” olduğuna inandırılmışlarsa da, üniversitede okumalarını istediklerine de inandırarak “kadının türban hakkı” savunusunu yapan siyasetçiler bundan asla vazgeçmezler.
Kimsenin “kendi özgür iradesiyle” giydiği, taktığı, dini, inancı başkasını ilgilendirmez. Ama türbanı kadınlara “bu senin özgürlüğün” diye dayatanlara inananların, sonunda yine kadınların “özgürlüğü mumla arayacağı” bir düzene geçişin çok zor olmadığını da bilmesi gerekiyor.
“Biz onlara benzemeyiz, Türkiye çok farklı” yanıltmacalarını bir tarafa bırakarak iki örnek vereceğim:
Birincisi birkaç gün önceki haber kadınların başörtüsü takmasını, çarşaf giymesini mecburi kılan bir yasa olmamasına rağmen Kuveyt’te çarşaf giymeyi kabul etmeyen, başı açık iki kadın bakan “Bizim giyimimiz İslamiyet’e uygun” demelerine rağmen Meclis’ten atılıyor.
Aslında seçimi kazansalar bile kadınların Meclis’e alınmadığı Kuveyt’te Emir’in etkisiyle bu kadınların parlamentoya girmesini erkek üyeler “millet iradesine kafa tutma” olarak görüyorlar. Yani bugün “millet iradesi türbanı istiyor”, “kişisel tercihe karışılamaz” diyerek başlatılan noktada millet iradesi ve kişisel tercih tamamen karşı istikamete kolayca geçebiliyor. Ve tabii İran, Suudi Arabistan, Malezya gibi ülkelerde başı açık kadınlara fahişe muamelesi yapıldığını da unutmamak lazım.
Kısacası “din ve vicdan özgürlüğü” elbette olmalı ama kadının türbanıyla başlayan özgürlüğün çarşafa, oradan da tüm kadınların örtünme emrine, örtünmeyenin işten, Meclis’ten atılmasına gelmesi hiç de imkansız değil...
Bu konuda, yalakalık uğruna “Ay beni de mi tesettüre sokacaklar” esprileri yapıp, önlerindeki dünya örneklerine gözünü kapayan, “hayali bir tehlike” diyen “sözde entel”lere bakmayın siz!
Haşim Kılıç açıklasın!
Türkiye’de AYM Başkanı ile AKP Başkanı’nın konuşmasını ve görüşlerini ayırmak mümkün değil. Üye Sacit Adalı’nın “Türbanlılar itilip kakılıyor” iması da, Haşim Kılıç’ın karşı oy yazısındaki sözleri de parti sloganından farksızdır.
“Türbanlılar (birileri) itilip kakılıyor” sözü örneğin tamamen yalana dayanıyor. Türbanlılar devletin baş köşelerinde cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar, milletvekillerinin çoğunun eşi türbanlı... Devletin tüm imkânları emirlerinde... Laikliğin yalnızca üniversite, okul ve devlet dairelerindeki (türban değil, bütün dinî kıyafet ve ibadetler) kısıtlaması ise tamamen bambaşka bir nedene, sonunda kabağın yine “türbanlılar da dahil bütün kadınların” başına patlayabileceğine, siyasetin de ibadet üzerine kurulabileceğine bağlı...
Onun için bu yalanları, sloganları AYM üyeleri kullanamaz.
Haşim Kılıç’ın “Demokrasi dışı girişimlerin gündeme getirilmesi kaçınılmazdır” sözü de unutulacak gibi değil.
Neyi kastediyor bir karşı devrimden mi, hukuk dışı eylemlerden mi söz ediyor, AYM bu kararı verirse olacak şeyleri mi biliyor, halka açıklamak zorundadır.
AKP için kapatma kararı vermeyen Anayasa Mahkemesi Başkan Kılıç için makbul ama dinî kıyafetleri kamusal alanda yasaklayınca “demokrasi dışı girişim”e yol açar.
Kapatma kararı çıksaydı Haşim Bey yine bunu mu söyleyecekti acaba?
O sade vatandaş değil, AYM Başkanı. Açıklamasını bekliyoruz.

