Hatıra defterlerini yayınlayamazsınız beyler!

Bütün bu hatalar neden oluyor biliyor musunuz; karar mekanizmalarında kadınların olmayışından.

Haberin Devamı

Bütün bu hatalar neden oluyor biliyor musunuz; karar mekanizmalarında kadınların olmayışından.

Türkiye'nin kardan soğuktan kınlan köylerinde okullar bakımsız, kaloriferleri yok. Çocuklar soba yakacağız derken yangın çıkıyor, iki öğretmen öğrencilerini kurtarmak için yanıyor ve kimse bu olayları sorgulamıyor. Kimse "Neden o okullar bu kadar bakımsız, neden insanlar evlerinde bile soba zehirlenmesinden veya yangınından arka arkaya ölüyor. Denetim yok mu bu memlekette" diye sormuyor. Kimse "O öğretmenler birer kahramandır.

Şehit sayılırlar. Devlet ailelerine elinden gelen yardımı yapmalıdır. İsimlerini duyurarak, ölümsüzleştirerek onları onurlandırmalıdır" demiyor.

Gençler birbiri ardına uyuşturucudan ölüp gidiyor, kimse "Nasıl bu kadar kolay eroin, kokain bulabiliyorlar. Bu memleket dingonun ahırı mıdır ki geçiş, satış böylesine kolay" demiyor. Araştırıp, yakalayıp gerekeni yapmıyor.

Onun yerine ne yapıyorlar?

Masa başında toplanıp gözleri parlayarak ölen kızların hatıra defterlerini satır satır yayınlıyorlar. O genç kızların en özel, kimsenin duymaması (belki sadece polis dışında) gereken cümlelerini satır satır yazıyorlar, okuyorlar.

İçim kıyım kıyım kıyılarak bakıyorum o satırlara...

Adı üstünde hatıra defteri. Kendi anıları... O nedenle birçok defterin üzerinde kilidi vardır. Bu defter yayınlama hikâyesinin gizli kameradan, "hayat hikâyemi yazıyorum" diye başka insanlarla ilgili bilgileri deşifre edenlerin insanın en temel haklarına, "özel yaşamın gizliliği" kuralına saygısız anlayışından hiç farkı yoktur.

O masalarda aydın kadınlar da oturuyor olsaydı hiç şüphesiz bu hatalar yapılmazdı.

Yaşamını öyle ya da böyle yitiren genç kızların hatıralarını yayınlayan bütün gazete ve TV'leri (kendi gazetem dahil), kınıyorum. Ve diyorum ki; Buna hakkınız yoktur beyler, yapamazsınız! Masalara oturduğunuzda, böyle bir hakkinizin olmadığını hatırlamak zorundasınız. Hatırlamadığınız takdirde her seferinde size hatırlatacağım, haberiniz olsun!

'İhtilal" meşru eylem!
Meclis Adalet Komisyonu Başkanı AKP Zonguldak Milletvekili Sayın Koksal Toptan telefonla arayarak son yazım için Komisyon adına teşekkür etti. 12 Ocak Pazartesi günkü "Anneler babalar neden ağlıyor" başlıklı yazımda ben de Türk milleti olarak Adalet Alt Komisyonu üyelerine yaptıkları çağdaş düzenlemeler için teşekkür borçlu olduğumuzu belirtmiştim.

Konuşma Ceza Kanunu Tasansı'nı hazırlayan ekibin başında olan Prof. Dönmezer'in "Bu kanun taslağı harfine bile zinhar dokunulmadan geçmeli" iddiasına geldi. Ben aynı isimlerin senelerdir Türk kanunlan üzerinde söz sahibi olduğunu, altında imzaları bulunduğunu ve Türkiye'nin geldiği "suçlular cenneti" noktasında bir başarının söz konusu olmadığını söyledim. Aynen böyle düşünüyorum; eğer başarılı olsaydı bugün kasıt, ihmal ve her nedenle, her alanda işlenen suçlarda artma değil, azalma olurdu.

Koskoca New York şehri, getirilen cezalarla ve doğru uygulamalarla nasıl daha huzurlu bir hale getirildiyse, bizim şehirlerimiz, ülkemiz de getirilebilirdi. Ama bu anlayış hâlâ "cezanın suçu önleyemeyeceğini" TV'lerden haykırıp duruyor.

Koksal Toptan bu sözlerime karşılık "Sulhi Dönmezer'in hazırlattığı tasanda ihtilalin meşru bir eylem gibi gösterildiğini" söyleyerek şöyle devam etti:

"Uyum paketleri bizim komisyondan çıktı. Avrupa Birliği'ne girmek için daha demokratik hale getirilmesi gereken hukuk sistemi anlayışıyla bu tasarı çelişiyor. Daha önce çıkarılan kanunlarla da çelişiyor.

Bu yüzden birçok maddenin değiştirilerek çağdaş normlara uyar duruma getirilmeli, bunun için çalışacağız. Kimse merak etmesin."

İşte bu sözler, Komisyon Başkanı'nın bu sözleri hepimizin yüreğini ferahlatacak kadar anlamlı. Güzel.
Hele sonunda sıranın haksız ceza indirimi sağlayan bir başka sisteme Ceza İnfaz Yasaları'na geleceğini söylemesi daha da güzel.

Sayın Koksal Toptan'a ve Adalet Komisyonu'nun parti farkı gözetmeden partiler üstü sorumlulukla çalışan ve oy birliğiyle doğru kararlar veren üyelerine tekrar teşekkürü bir borç biliyorum.

TBMM'nin malı!
Bu arada görüştüğüm hukukçular ve Alt Komisyon üyeleri;

"Tek bir maddesine bile dokunulmamalı. Tasarı olduğu gibi çıkmalı" sözlerinin kabul edilemeyeceğini, Tasarı'nın "basınla ve düşünce suçlan" ile ilgili bölümler başta olmak üzere son derece baskıcı bir anlayışla hazırlanmış olduğunu, bazı düşüncelerin bırakın yazılmasını konuşulmasının bile suç haline getirildiğini söylüyorlar.

Ve diyorlar ki; "Bu Tasan artık hazırlayanlardan çıkıp TBMM'nin malı olmuştur. Bir ülkenin ceza kanunları rejim meselesidir. Hiç kimse 'dediğim dedik, değiştirilmeyecek' şeklinde konuşma hakkına sahip değildir."

Konu yeterince anlaşılmıştır sanıyorum. Bu işler Türkiye'de baskıyla yürümüyor artık!

DİĞER YENİ YAZILAR