Hatıra defterine devam!

Bir trafik kazasında yaşamını yitiren Biyolog Doğanay Aşan'ın babası bir gazeteciye duygularını şöyle anlatıyor

Haberin Devamı

Bir trafik kazasında yaşamını yitiren Biyolog Doğanay Aşan'ın babası bir gazeteciye duygularını şöyle anlatıyor:

"Biz bu tür trafik kazası haberlerini gazetelerden bir hikaye gibi okuyor, televizyondan film gibi izliyorduk. Gerekli hassasiyeti göstermiyorduk. Hani bir slogan var ya 'Susma, sustukça sıra sana gelecek' diye; biz sustuk ve suskunluğumuzun cezasını kızımızı kurban vererek ödedik."

Artık susmamak gerektiğini çok acı, en acı tecrübeyle öğrenmiş baba Doğan Aşan. Önce ona başsağlığı diliyorum, Allah sabır versin, eşine de kendisine de.

Önceki gün "Uluslararası boyutlarıyla İnsan Hakları "nın ve çok sayıda hukuk kitabının yazarı Prof. Dr. Safa Reisoğlu aradı ve üç-dört gün önce yazdığım 'Hatıra defterlerini yayınlayamazsınız beyler' başlıklı yazım için;

"Yapılan şey yaşamını kaybeden genç kızların ve ailelerinin kişilik haklarına kesinlikle aykırıdır. 'Kamu yararına' denilerek mazur gösterilemez. Hukukçuların bile gözünden kaçabilecek bir noktaya dikkati çektiniz" sözleriyle beni kutladı. Ve şöyle dedi:

"Herkes, kendi başına gelmesini beklemeden tepkisini ortaya koymadığı takdirde sonunda bunun cezasını toplum çeker, hepimiz çekeriz."

İşte Doğan Aşan'ın sözlerinin aynısı bir bilim adamı tarafından söyleniyor.

Akşama kadar telefonum durmadı dün. Okurlanm, bu konudaki uyarıma rağmen kendi gazetemle beraber bir iki gazetenin hatıraları yayınlamaya devam ettiğini ve özellikle Vatan'ın devamını ilginç bulduklarını söylediler.

Ben de ilginç buldum. Ama demek ki onlara yeterli olmamış sözlerimiz. İnsan haklarını hatırlatamamış.

Umarım birgün bu konuda çıkacak kesin yasalar onları bağlar. Kullanmak için ölüp bayılsalar bile bu malzemeleri kullanamazlar. Bu çelişkiler beni ve toplumun diğer aydın fertlerini korkunç rahatsız ediyor çünkü!

Çırağan'da bir cennet
Otellerin spor salonları, havuzları zaman zaman gazetelerin hafta sonu eklerinde, dergilerde filân çıkıyor. Çırağan da çıktı bir ara ama size bir de ben hatırlatmak istiyorum. Kısaca...

Özetlemek gerekirse; böyle bir güzellik olamaz. Böyle bir temizlik, huzur ve servis olamaz. Türk hamamı, kapalı ve açık sıcak havuzları, kocaman jakuzisi, sauna ve buhar banyosu, solaryumu, masajı hepsi mükemmel.

Sık sık gidecek vakit bulamıyorum (sadece 2 kez gittim) ama hani herkes ıssız bir ada hayal eder ya, bunaldığı zaman kaçacak; ben Çırağan Otel'in sağlık ve spor merkezini hayal ediyorum.

Düşüncesi bile dinlendiriyor insanı. Meditasyon gibi bir şey.

Hele bir Türk hamamı var, kendinizi gerçek bir sarayda ve gerçek bir sultan gibi hissediyorsunuz. Boşuna Çırağan Palace dememişler yani.

Eğer İstanbul'da yaşıyorsanız özel kutlamalarınız için başka program yapmayın, kendinize bir Çırağan günü hediye edin. Bana hak vereceksiniz.

La Pergola ve Caliante
Gidilecek yerleri yazmaya başlamışken iki güzel restoranı da kısaca not etmeden geçemeyeceğim. Birincisi 'Vatan' binasına yakın bir yerde, Büyükdere Caddesi üzerinde (Zincirlikuyu) bulunan La Pergola. İtalyan yemeklerine meraklıysanız İstanbul'da bu kadar güzeli az bulunur.

Özellikle akşamları, mum ışığında harika bir atmosferi ve nefis müziği de var. Yılbaşı gecesi canlı müzik ile güzel bir açık büfeleri olduğunu önceden duyurmuş olsalardı kesinlikle oraya giderdim. Ama duyurmadılar. Hata!

Size iki örnek vereyim yemeklerden: Avokado, enginar, kuşkonmaz, yeşil salata ve parmesan peyniri ile hazırlanan Mozaik Salata, (12 milyon 500 binTL) yabani mantarlı Kestaneli Çorba (10 milyon 500 binTL).

Bir de Balmumcu'da, eski Garden 74'ün yerinde açılmış olan Caliante var ki, iyi restoran deyince onu atlamak mümkün değil. Henüz ben keşfedeli birkaç hafta oldu ama listemin başına geçiverdi. Yemekler, servis, şık ve romantik atmosfer, manzara yani bir restoranda aranan her özelliğin en iyisi. Restoranın altında da bar ve gece kulübü varmış. O katı görmedim henüz.

İşte iki favori restoranım. Deneyin, sizin de favoriniz olabilirler.

DİĞER YENİ YAZILAR