Bugüne kadar da yapanlar çıkmıştı ama bu kadar pervasızca hükümet üyelerinin aile efradına devlet gücüyle sınırsız imkân sağlayan görülmemişti.
İktidar sahiplerinin çocukları, eşleri, kendileri siyasi gücü öyle korkusuzca paraya çevirip gemicikler, fabrikacıklar, altın mağazacıkları, muhallebicikler, bilgisayar şirketçikleri kuruyor, eşleriyle bayilikler alıp mağaza açıyor ve hatta sıraya “termik santral işi”ni bile sokmaktan çekinmiyorlar, iktidarın istediği kişilere öyle sınırsız imkânlar sağlanıyor ki insanın ağzı hayretten bir karış açık kalıyor.
Her konuda olduğu gibi hastanelerle ilgili olarak da iktidara yakın hastanelere özel imkânlar sağlandığı şikayetleri geliyor.
“For U” isimli yüzlerce eczanelik zincirle normal eczaneleri kapattıracak bir sistem kurduğu ve diğerlerinin kapanması için de kendisine özel destekler verildiği söylenen Cüneyt Zapsu’nun girişiminden sonra hastaneler konusunda da önemli bir gelişmenin yaşandığını anlatıyor doktorlar.
Sosyal Güvenlik Sistemi (SGK) diye bir sistem çıkarılmış ve özel hastanelerden hasta muayene ve ameliyat ücreti olarak çok düşük rakamlar almaları istenmiş.
Örneğin; muayene ücreti olarak 10 TL, ameliyatlarda da 15 bin TL’lik ameliyat için 4 bin TL gibi rakamlar.. Bunların yüzde 30’unun da fark olarak hastadan alınabileceği söylenmiş. Yani 10’un veya 5 bin’in yüzde 30’unu hastane hastadan isteyebiliyor. Birçok güçlü hastane bu sistemle zarar ederek SGK’dan ayrılmış.
Çok sayıda doktordan dinlediğim bilgilere göre ayrılmayanların çoğu iktidara yakın, aynı siyasi görüşe sahip kişilerin hastaneleriymiş. Ve şimdi onlar yüzde 30’u filan bırakıp farkı olduğu gibi hastadan almaya başlamışlar.
Tabii enteresan olan şey, bu kanunsuzluğun denetlenmemesi, diğer hastaneler bu nedenle hasta kaybederken yandaş hastanelerin kazançlarının tavan yapması.
Hangi alana baksanız öyle organize götürülüyor ki planlar, sınırsız kadrolaşmadan özel imkânlara, her tür hileye kadar ne ararsanız var.
Bu arada Almanya’da yaşayan vatandaşlarımızdan gelen bilgilere göre merkezi Ankara’da bulunan ŞAVK adlı enerji şirketi şu anda Almanya’da bir başka enerji şirketi ile ortak olma hazırlığındaymış.
Bu vatandaşlarımız, ŞAVK’ın kurucularından olan ve sonradan ayrılan Atagold’un sahibi Cihan Kamer ’in halen gizli ortaklığının sürdüğünü öne sürüyorlar. “Görünürde bir tarikatın üst düzey isimleri var ama gerçek ortaklar arasında Cihan Kamer ve iktidara çok yakın bazı isimler bulunuyor” diyorlar. Elin ağzı torba değil ki büzesiniz, konuşuyorlar işte... Bunları hep açıklamak lazım.
Başbakan “halka hizmet için gece gündüz çalışıyoruz” diyor. Tabloya bakınca bu “halka hizmet” lafının “yakınlarımıza hizmet”e dönüştüğü gibi bir görüntü var ortada. Halka poşet, yakına fabrika, halka buzdolabı, yakına hastane, halka kömür, yakına şömineli villa veya kuyumcu, gemi... İktidarları boyunca bu bolluk (!) sürecek, Türkiye yerine hükümetin aileleri mi kalkınacak, öğrenmek milletin hakkıdır.
Sağlık Bakanı Recep Akdağ’dan en önemli özel hastanelerin devre dışı bırakılması sağlandıktan sonra “yakın gelecekte ‘yüzde 30 denetimi’nin kalkacağını bilen” bazı hastanelerin kalkındırılmasının kazançlarının istedikleri ölçüde artmasına izin verilmesinin açıklamasını bekliyoruz. Neden yüzde 30 denetimi yapılmıyor?
Ortada ciddi bir yanlış, bir eşitsizlik, haksızlık var. Yoksa “sağlık reformu” dedikleri bu muydu?
Yoksulu aldatarak “kazanılır”!
AKP bu seçimden başarıyla çıktığı takdirde tüm yanlışların, dev yolsuzlukların, hukuksuzlukların üzerini örtebileceğini ve “hepsinin yalan olduğunu, halkın da bunlara inanmadığını seçimde gösterdiğini” söyleme fırsatı doğacağını biliyor.
Bu nedenle de ekonomik kriz ve milyonlarca yeni işsizin iyice yoksullaştırdığı büyük kesimlere devlet eliyle (yani bütün milletin hakkı olan, onlara ait paralarla) gıda poşetlerinden kömüre, beyaz eşyadan mobilyaya dağıtıp duruyor.
Suyu bile olmayan köylerde hayvan ağıllarına konan çamaşır makinelerini haberlerde izleyip duruyoruz.
AKP eşit şartlarla ortaya çıksa partiyle ve belediyeleriyle ilgili yolsuzluklar hükümet üyelerinin aile efradına fabrikalar kurdurmaya, altın işlerine ortak etmeye, gemicikler almaya kadar devlet gücüyle sağlanan imkânlar, ekonomik kriz ve işsizlik konusunda parmağını oynatmayıp halkın ağzına eşya dağıtarak “bir parmak bal çalma”, kendileri küfeyle götürüp millete zırnıkla verme ve her olumsuzluk karşısına dikilip rekabet gücünü azaltacak, bu ortada...
Onun için de gözünü karartmış, Yüksek Seçim Kurulu’nun “Devletin Sosyal Yardım ve Dayanışma Fonu’nu kullanarak, milletin kesesinden parti reklamı yapamazsınız, bu Anayasa’ya aykırıdır, suçtur” açıklamasına rağmen inatla beyaz eşya ve tüm dağıtımları “devlet parasıyla ama parti adına” yapmayı sürdürüyor.
Anayasa’ya aykırı olduğu bildirilmesine rağmen “Aferin benim valime, yoksula yardım yapıyor” diye suçu teşviki duygu sömürüsüyle harmanlıyor. “Fakir fukara, garip gurebaya yardım ediyoruz. Kimsenin ne dediği bizi ırgalamaz” çıkışlarıyla yoksul halka duygu sömürüsü yaparken kanuna, hukuka kafa tutuyor.
Şimdi tabii bir başbakan yasalara, hele de Anayasa’ya göre suç olan bir eylemi gurur haline getiriyorsa o ülkeden de insanından da dürüstlük beklemek saflık olur.
Bunu “tüm vatandaşları eğitimli ve sorgulayabilen kişilerden oluşmuş, ayrıca hukuk devletine sahip” bir ülkenin başbakanı yapamaz ama milyonlarca yoksul ve eğitimsiz insanı olan, “hukuku hak getire” bir ülkeninki yapabilir.
O, aslında iş-eğitim imkânı yaratması ve yoksulluktan, eğitimsizlikten kurtarması beklenen ama bu yolda tek bir eylemi görülmemiş biri olarak bu kitleleri poşetlerle, çamaşır makineleri, mobilyalarla aldatabileceğini, hukuktan da bir şekilde sıyrılacağını, sıyrılamasa bile “Bakın biz yoksula yardım ediyorduk, engellediler” yalanıyla bunu bile reklama çevireceğini bilir.
İşte “geri kalmışlığın gözü kör olsun” lafının tam da yeri burasıdır. Geri kalmış ülkede kanunsuz iş yapmayı, hatta bu kanunsuz dağıtımları bile insanların dinini, inancını sorgulayarak yapmayı yutturabilirsiniz. Sonra da devlet gücüyle, milletin cebinden verdiğiniz rüşvetlerle seçim kazanır “Bakın halk bizi istediğini gösterdi” dersiniz, onu da yutarlar.
Şimdi YSK Tunceli’de beyaz eşya dağıtımı için suç duyurusunda bulundu. Neye yarar ki, dinlemeyecekleri gibi bunu diğer illerde ve yalnızca oy alabilecekleri seçmen kesimine dağıtmayı da sürdürecekler.
Bir yanda hakkında delil olmadığı halde aylarca cezaevine atılan vatandaşlar, bir yanda Anayasa’yla alay eden ve hukukun bile dokunamadığı ayrıcalıklı vatandaşlar.
Türkiye burası abicim, geri kalmış ülke... Bırakanların gözü kör olsun!

