Aynı günlerde "adeta bir bilmecenin eksik parçalarının birleştirilmesi gibi" birbirini tamamlayan olaylar izlemekteyiz. 'Nedendir bilinmez' demeyeceğim zira aklı ve sağduyusu olanlar arasında "nedenleri" bilmeyen yok.
Türkiye, tehlikeli gidişi içinde Kurtuluş Savaşı'nı, Cumhuriyet'in yeterince takdir edildiği ilk yıllarını ve Atatürk'ü artık sadece millî bayramlarda değil, hemen her gün anıyor.
Dün VATAN'da "Kim bu Türkler" manşetiyle çıkan, 1945 yılının National Geographic dergisinden alınmış fotoğraf çok şey anlatıyordu. Fotoğrafla ilgili yazıda da "Asya'da bu kadar modern başka bir ülke yok. Türkler Asya'dan geldiler ama Avrupalılar" satırlarının yer aldığını Jan Devletoğlu'nun haberinden öğrendik.
Fotoğrafta kadınlar mantolan, şapkalarıyla, erkekler de normal günlük kıyafetleriyle ama hepsi mutlu ve geleceğe güvenle bakan yüz ifadeleriyle görülüyordu. Bugün olduğu gibi küçücük 7-8 yaşlarındaki kızlar tesettüre sokulmamıştı. Peki o Türkiye, o toplum Müslüman değil miydi? Tesettür kıyafeti giymeyenler, giymedikleri için (Atatürk'ün ölümünden yıllarca sonra) dinin, inancın elden gittiğini mi söylüyorlardı? Böyle bir baskı olduğunu haykırıp türban mı istiyorlardı?
Çocuklara yasakk!
Hayır, o günkü vatandaşların çoğu dinin, inancın sadece bir başörtüsüyle ölçülemeyeceğini düşünüyor, takanlar ise kendi alanı içinde inancını rahatça yaşıyordu. Türban kavgaları Erbakan'la, dini siyasi malzeme yapan partilerle başlatıldı ve işte bugünlere, işi gücü bırakıp Türkiye'yi harem-selâmlık bir Arap ülkesine çevirmek isteyenlerin yönetimine gelindi.
Artık sayfiye otellerinde deniz kenarının kadın ve erkekler için bölündüğü, belediye havuzlarında harem-selâmlık uygulamasının yapıldığı, restoran ve kafelerde içki yasağının hızla ülke geneline yayıldığı, üniversiteye hazırlık kurslarında asansörlerin bile ayrıldığı günlerdeyiz.
Son haberi dün Milliyet'te gördüm; Ankara Belediyesi'nin hanımlar lokaline 7 yaşından büyük erkek çocuk alınmıyormuş.
Türbanın devlet dairelerinde ve üniversitelerde serbest bırakılmasını isterken "demokrasinin de çok sayıda yasak içerdiğini" unutan ve "Yasakçı zihniyetle hiçbir yere varılmaz" diyen iktidar partisi içkiden başlayarak kadın ve erkeğin, hatta kadınlarla 8 yaşında erkek çocuğun bile yanyana gelmesini yasaklıyor.
"Kadınlar başımızın tacı!"
Fen Liselerinden bana yazan ve "Her gün okul mescidine gitmeyene, 5 vakit namaz kılmayana not vermiyorlar. Bu nedenle okul değiştirmek zorunda kaldım" diyen öğrencilerin mektuplarından söz edeli bir iki yıl oluyor. Acaba şimdi, bugün kaç okulda benzer sıkıntılar yaşanmakta biliyor muyuz?
Küçücük çocukları kadınlardan kaçıran anlayışın, bu kadınların doktor, sekreter, öğretmen olarak yetişkin erkeklere yaklaşmasına "nasıl izin vereceğini" düşünüyor muyuz?
Türbanlı kadınlara devlet dairelerinde izin verilmesini ister görünenler bu sorunun cevabını hiç açıklıyor mu? AKP milletvekillerinin kaç tanesinin "eşinin çalışmasına izin verdiğini" toplum biliyor mu?
Bunları bilmek, görmek lâzım. Tayyip Erdoğan'ın RR istanbul 11 Başkanı olduğu sırada kendisine sorduğum "Partiniz iktidara gelirse kadınlar çalışabilecek mi?" sorusuna verdiği cevap böyle zamanlarda hemen aklıma geliyor:
"Hiç öyle şey olur mu?" demişti. "Kadınlar bizim başımızın tacı, onların yorulmasını istemeyiz, evde oturacaklar, erkekler çalışacak!"
Sonra bu anlayış değişti mi?
Bilmem, siz söyleyin.
Harem-selâmlık Türkiye!
Aynı günlerde "adeta bir bilmecenin eksik parçalarının birleştirilmesi gibi" birbirini tamamlayan olaylar izlemekteyiz. 'Nedendir bilinmez' demeyeceğim zira aklı ve sağduyusu olanlar arasında "nedenleri" bilmeyen yok
Haberin Devamı

