Hani “Yaradan’dan ötürü” seviyordunuz?

Haberin Devamı

Darbe isteyen bir çete veya ordu içinde bir grup var mıydı yok muydu hâlâ bilmiyoruz. Daha kaç ay (veya yıl) öğrenemeyeceğiz o da belli değil. Zira artık Ergenekon denilen “her olayı içine attıkları çuval” öyle bir hale geldi ki sanki iktidar ne zaman bir sıkıntıya girse (mayın temizleme, Deniz Feneri, açılım vb.) anında ortaya yeni iddianameler, yeni operasyonlar, yeni belgeler (ıslak imzalı, Kafes vb.), yeni yeni ihbar mektupları ya da gizli tanıklar çıkıyor. O da olmazsa bilmem neredeki kazılardan ya da denizlerden/göllerden silahlar, bombalar bulunuyor.

Sonu gelmez yani... Gel de inan bu sınır tanımayan “Cumhuriyet Mitingi’ne katılmayı” bile suç sayan iddialara... Üstelik darbe yapacak olanlar veya yapanlar (12 Eylül örneğin), ayaküstü tek başına durup dururken e-muhtıra yazıp bir seçimin yönünü değiştirenler (Büyükanıt örneğin) serbest ama başarısıyla dünya çapında ün kazanmış, uluslararası tıp kurullarına şeref başkanı seçilen bilim adamları, rektörler, Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, Aylin Duruoğlu gibi gazeteciler aylardır tutuklu.

Ertuğrul Özkök dün Penguen dergisinin karikatür yıllığında ‘Vakit’ gibi gazetelerin manşetlerinin, haberlerinin karikatürize edilmesini anlatıyordu; Penguen’in “Türkan Saylan Ergenekon’dan yırtmak için öldü” karikatüründen de söz etmişti. Çok da haklılar Saylan ağır hasta olmasa ve gerçekten “bardağı taşıracak damla” olduğu görülmese, onun hastalığı filan da dinlenmez, içeri alıverirlerdi. ÇYDD’nin tüm kayıtlarını, bilgisayarlarını alıp eğitim verilen öğrencileri bile nasıl fişledikleri ve yeni öğrencilere çağdaş eğitim verilmesine sekte vurmaya çalıştıkları ortada.

Geçmiş yıllarda bir darbe hazırlığı olmuşsa önce o dönemin Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları bunun hesabını vermeliyken (şimdi kuvvet komutanları yeniden ifadeye çağrılmış, açılım sürerken yeni Ergenekon gelişmeleri de oluyor demek ki!! Peki Hilmi Özkök neden onlarla birlikte ifade vermiyor?) sapla samanı birbirine karıştırıp “hiç değilse birkaç yıl için susturulmuş olsunlar” diye darbeyle marbeyle alakası olmayacak insanlara azap çektirip, özgürlükleri aylarca yıllarca ellerinden alınırsa “adalet” bir gün ortaya çıkar (bugün çıkamasa da bir gün mutlaka) ve bunun hesabını sorar.

Türkiye’nin en büyük medya grubunu da susturmak, hatta yok etmek için olmadık çoraplar örülürse onun sorgulanmasını da önce özgür dünya medyası yapar, ki ABD’de yaptı. Her ne kadar “bizden önce birileri burada kulis mi yaptı, yoksa bu ABD’li gazeteciler Türkiye’deki grubun uzantısı mı” gibi komik lâflar edilse de bunları oralarda yutan olmaz. O ülkenin aydın insanları Türkiye’dekiler gibi sinmez, “sadece gerçeği” ister.

ÇİFTE STANDARDIN BÖYLESİ

Son olarak “açılım” konusu çıkmaza girip terör bu kez şehirlerde esmeye başlayınca, toplum yanlış politikalarla gerginleşip bölününce ve olaylar, tepkiler artınca Ergenekon yeniden devreye girdi. Erzincan’da 3’üncü Ordu Komutanı’nın da ifadesinin alınacağı söylendi, “Ergenekoncular”ın Bülent Arınç’a suikast düzenlemek üzereyken yakalandığı haberi çıktı ve bir subay daha intihar etti. Önceden tutuklanıp serbest bırakılan ve yeniden tutuklanacağını öğrenince “Bir daha cezaevine gireceğime ölürüm daha iyi” diyerek sinir krizi geçiren Yarbay Tatar eşine yazdığı mektupta; “Babam öldüğünde bile komutanım beni arayıp teselli etti. En kötü günümde yanımda olan birinin öldürülmesini nasıl düşünebilirim. Sadece saygı ve minnet duyabilirim” demiş.

Böylesine ağır bir suçlama, iktidara yakın belli medya kesiminde “yargı kararını vermiş gibi” birçok isimle ilgili olarak peşin peşin yapıştırılan etiketler böyle onurlu insanları hayattan nefret ettirmeye yeter... Öldürmekle suçlandığı komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit’in de cenazeye katılması bu iddiaya inanmadığını açıkça gösteriyor. (Boşverin “son yolculuğunda personeline sahip çıktı” gibi abuk yanıltmacaları, hiç kimse suikastçısı olduğuna inandığı birinin cenazesine gitmez!) Peki Deniz Feneri sanıklarına (Alman yargısının ‘1 numaralı failler’ dediği isimlere) hiç dokunulmazken ve hatta Zekeriya Karaman belediyeden yeni ihaleler alırken tutarsız suçlamalarla ve tutuklayarak bu ülkenin subaylarını bunalıma, intihara sürüklemek kabul edilebilir mi?

HER YERDE KROKİLER

Devletin en önemli kurumlarını birbirine düşüren, istedikleri zaman “hukukun arkasından dolanmayı” övünür gibi söyleyebilenler, söz konusu ordu olunca çifte standarda neden hiç karşı çıkmıyorlar? TSK’dan istenen nedir?

Bu nasıl tesadüf ki tam şu sorunlu dönemde, iktidarın başı sıkışmışken Bülent Arınç’ın oturduğu sokakta bir albay ve bir binbaşı yine en kolay bulunacak şekilde, ellerinde bir krokiyle dolaşıyorlar ve şıp diye yakalanıveriyorlar?

Arınç; Emine Ayna için “çok garip bir yaratık” demiş. Bırakın Avatar filmini bile geride bırakacak garip yaratıklardan geçilmeyen bir dönemi yaşamakta olduğumuzu, nerede kaldı “Yaradılanı Yaradan’dan ötürü sevmek”?

Birlikte açılım yaptıkları ve epeyce de açıldıkları isimleri Yaradan’dan ötürü sevemez mi oldular acaba?

DİĞER YENİ YAZILAR