Hangisi daha vahim?

Haberin Devamı

Ortada açıkça bir belge sahte-belge gerçek çekişmesi var artık... Toplum din ve ırk üzerinden bölünemediği günlerde bu bölünme, bu kutuplaşma “Ergenekon aramaları, gözaltıları, tutuklamaları, belgeleri” ile sağlanıyor. Zaten insanlar “telefonum dinleniyor, ben izleniyor olabilirim” diye adeta çevresinde uçuşan gözler-kulaklar görerek, o yoksa belli gazete ve TV’lerle, siyasetçi açıklamalarıyla paranoya içine sokulmuşken bir de üstüne sürekli darbe iddiaları, kurum çatışmaları izleyerek geriliyorlar... Geriliyorlar... Daha da çok geriliyorlar.

Ve tabii çelişkiler içinde bırakıldıkları için de neye, kime, hangi kuruma güvenebileceklerini şaşırmış vaziyette “Yaşar ne yaşar, ne yaşamaz” ruh haliyle ömürlerinden gün tüketiyorlar.

Memlekette işsizlik, yoksulluk, haksızlık almış başını gitmiş...

Devlet korumasına alınmış kız öğrenci yetiştirme yurdundan kaçırılıp günlerce tecavüze uğruyor, Bakan ortada yok, çocuklar sahipsiz, kimsenin sesi çıkmıyor. Çocuk tecavüzcüsü hâlâ serbest, töre cinayetinden adi cinayete, gasptan organize soyguna her suç had safhada kimsenin sorunu değil. Tüm suçlular sokaklarda!

DEVLET DEVLETE KARŞI

Emine Erdoğan namus cinayetleri için “Bunlar münferit olaylar, Türkiye’nin genel tablosu değil” demiş.

Doğru aslında, genel tablo sadece namus cinayetleri değil, her tür vahşet artık genel tablo haline geldi.

Bakanlar sadece politika yapmakta olduğundan, hatta Bolu Valisi gibi devletin valileri bile devletin kurumlarına saldırmakla meşgul olduğundan ülke de başıboş vaziyette çünkü...

Varsa yoksa başka olayları gözden kaçırmak için yapılır hale gelen Ergenekon operasyonları, tek konu bu...

PARTİ İÇİ ÇEKİŞME

Dönelim “belge sahte”, “belge gerçek” mücadelesine... Bir çekişme ki sormayın. AKP’nin içinde bile çekişme var. Hukukçu Meclis Başkanı Köksal Toptan “Buna mevcut haliyle belge denemez, aslı bulunmalı” derken hukukçu Başbakan Yardımcısı “Biz buna müstahak değiliz, bu halkın seçimine, demokrasiye ihanettir” sözleriyle belgenin gerçek olduğuna peşinen inandığını açıklıyor.

Bu arada Başbakan da 4 Haziran’da “bulunduğu” söylenen ve savcılık soruşturması zaten devam eden “belge” için ayrıca savcılığa “suç duyurusu” yapıyor (bilmece gibi...) Böylece “inandığını” daha da vurguluyor.

Benim kördüğüm haline gelmiş olan bu belge olayından nasıl çıkılacağı konusunda hiçbir fikrim yok, öte yanda dönüş dolaşıp Başbakan Erdoğan’ın “Çirkin bir senaryo ama yine de vahim tablodur. Eğer gerçek olursa daha da vahimdir” sözüne takılıyorum. Bir devlet adamı böyle bir belirsizlikte, bu “40 katır mı, 40 satır mı” durumunda derecelendirme yapmaz, yapmaması gerekir. Ama yapacaksa...

Belgenin aslı bulunur, gerçek olduğu anlaşılırsa “ordu içinde darbe planlayan bir grubun mevcut olduğu” ortaya çıkar ve cezalandırılır. Durum vahimdir, lâkin çözümü mevcuttur.

Durumun daha vahim olduğu seçenek “belgenin sahte çıkması”dır, çünkü o zaman devlet üzerinde “bazı amaçlar için ciddi bir oyunun oynanmakta olduğu, ordunun da kasıtlı olarak yıpratıldığı” anlaşılır, bunun çözümü ise çok zordur.

Tercih yapılacaksa doğru tercih bu değil mi sizce de?

(Not: “Sahte çıksa bile Ergenekon yapmıştır” şeklinde parlak (!) görüşler de var ama...)


***


Kaliteli magazin!

İş tempom o kadar yoğun ki magazinle ilgili dergileri okuyacak zamanım olmadığı gibi yine magazinle ilgili toplantılara katılacak zaman da bulamam. Ama işin içinde Salih Keçeci gibi yılların usta bir magazincisi ve Ünal Atılgan gibi hem başarılı magazinci hem de Türkiye’nin en iyi fotoğraf sanatçılarından biri olunca o zamanı yaratmaya çalıştım. Her Açıdan’ın jeneriğinde ve medyada gördüğünüz tüm fotoğraflarımı çeken ve bu konuda gözü kapalı güvendiğim Ünal Atılgan’ın daha önce başarıya ulaştırdığı dergileri yazmıştım. Konu seçimleri, fotoğraf ve kağıt kalitesiyle Avrupa’nın en iyi dergileri düzeyinde olan bu yayınları da geçecek kadar güzel bir dergi olan Quality of Mazagine’in Boğaz sahilindeki güzel bir yaz akşamı yapılan kutlamasında derginin içindeki röportajları, müzikten modaya, yemekten iş dünyasına kadar haberleri incelemekten etrafa bakmaya zaman bulamadım.

“İyi niyetle” “yılmadan çalışma” bir araya gelince “kusursuz”u yakalamak bile mümkün olabiliyor. Bu süper dergiye başarılar diliyor, Salih Keçeci ve Ünal Atılgan’ı kutluyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR