Halkına en çok hakaret eden başbakan!

Haberin Devamı

Tayyip Erdoğan’ın son olarak bir kitap fuarında Milliyet ve Hürriyet muhabirlerine “Terbiyesizlik, edepsizlik etme, çekil kenara” şeklindeki hakaretini duyunca ailesini düşündüm...

Bu hakaretin nedeni muhabirlerin “kendisini Deniz Feneri standıyla aynı karede görüntülemek istemeleri” imiş... Bırakın AKP Hükümeti döneminde Deniz Feneri Derneği’ne “TBMM Üstün Hizmet Ödülü” verilmiş olmasını, bir kitap standıyla aynı karede görünmenin bunun ve bugüne kadar ki “himaye faaliyetlerinin” yanında pek de önemsiz kalacağını ve bu nedenle öfkenin anlamsızlığını... Diyelim ki Tayyip Bey çok çok sinirlendi, Başbakan mevkiine yükselmiş biri çok sinirlenince bir gazeteciye, bir vatandaşa böyle tepki verir mi?

Aile içinde eşi, çocukları veya bir yakını onu çok sinirlendirecek bir hata yapsa tepkisi yine bu mudur acaba?

Başbakan’ın vatandaşlara, siyasetçilere, gazetecilere yaptığı hakaretlerden bir kitap yapmak mümkün artık. Dünya siyaset tarihine “halkına en çok hakaret eden başbakan” olarak geçerken bir gün bir kitap fuarında bu hakaretlerden oluşmuş kitabı da imzalar belki!



***




Pamuk neden konuşmaz?

Gazeteciler Orhan Pamuk’a “Erdoğan’ın medya boykotu”nu sormuşlar New York’ta, o ise “Bu konuda konuşmak istemediğini” söylemiş.

Çok şaşırtıcı doğrusu, Nobel Ödülü’nü almadan önce, tarihi gerçeklerle alakası olmayan sözleri nedeniyle eleştirildiğinde “ifade özgürlüğünün önemini” dilinden aylarca hiç düşürmedi. Şimdi konu üstelik koskoca bir medya kesiminin ifade özgürlüğü, demokrasinin temel şartı olan “halkın haber alma özgürlüğü”...

Ayrıca ortada yalan yok, gerçekler boykot ediliyor.

Orhan Pamuk’un bu durumda söyleyecek tek söz bulamaması garip değil mi?



***




Ramazan mı, Şeker mi?

Bunun da bir gün polemik konusu yapılmasını AKP tarafından “Ramazan Bayramı” diyenlerle, “Şeker Bayramı” diyenlerin karşı karşıya getirilmesini bekliyordum doğrusu, yanılmamışım.

Tabii toplum önceden “dindarlar/dindar olmayanlar” şeklinde iktidar söylemleriyle bölünmüş olduğu, bu bölünmenin her zaman işe yaradığı, laik ve cumhuriyetçi vatandaşların da dindar olmayanlar sınıfına sokularak “din ile laiklik” sanki iki karşıt kutupmuş gibi halka yutturulduğu biliniyor, tekrar tekrar anlatmaya gerek yok.

Şimdi Başbakan, sanki bu ülkede her zaman, Ramazan’ın sonunda, bol bol tatlı, şeker yenerek kutlandığı için bu bayrama bazen Şeker Bayramı bazen Ramazan Bayramı denmemiş, ilk kez duyuluyormuş gibi bir de dinî bayram üzerinden düşmanlık yaratmaya veya bu istismarla son haftalarda yaptığı ciddi hataları unutturarak taraftar toplamaya çalışıyor.

Aslında ben, dediğim gibi bunu da yapacaklarını bekliyordum ama artık çaresizliğin “bayram istismarı”na gelmiş olması yine de çok acı...

SOKAKLAR BOMBOŞ

Başbakan Erdoğan bunu yaparak hiç değilse inandırabileceğini umduğu seçmenine “Bakın laikler, elitler, sizin gibi dindar olmayanlar bayramın adını değiştirdiler” demeye getirerek Allah katında da suç işliyor. İnsanlara, onların dindarlığı hakkında hiçbir bilgisi olmadan, keyfince din, inanç sınıflaması yapıyor.

Oysa... Geçenlerde Levent, Etiler, Bebek, Yeniköy, Nişantaşı, Kadıköy gibi “elit” dedikleri semtleri iftar vaktinde özellikle tek tek dolaştım. Bütün caddeler ve sokaklar bomboş, lokantalar dolu ve açık pencerelerden iftar masası başındaki aileler görülebiliyordu.

Günah değil mi peki bu yaptıkları?

Kendileri de Ankara’yı bir dolaşsalar görecekler ama utanacaklarından yine de şüpheliyim.

“Şeker Bayramı” denmesi “kültürel erozyon”muş, pöh! Siz kültürü filan bırakın da “ahlak”tan haber verin şimdi. Son zamanlarda fazlasıyla önceliği var!

DİĞER YENİ YAZILAR