Bir yazar için en önemli şey kendi toplumu tarafından sevilmektir" diyordu Orhan Pamuk. "Ben Türkiye'nin önemli bir yazarıyım, neden hiçbir gazeteci 'bu dava ne oldu' diye sormadı" diyerek de "sözlerini çarpıttığını" iddia ettiği medyaya sitem ediyordu. Oysa "önemli bir yazar"ın, toplumların ulusal dava haline gelmiş konularda, hele de haksızca dünyaya yanlış yansıtılan konularda duyarlı olacağını, bu haksızlığın büyümesine yardımcı olanları suçlayacağını bilmesi gerekir.
Orhan Pamuk "Ben böyle dememiştim" sözlerini söyledikten birkaç dakika sonra "Nitekim benden sonra, çok da doğru olarak, bir konferansta daha ileri şeyler söylendi" dedi ki bu da gözden kaçması imkânsız bir çelişkiydi. Hem söylemediğini ve sözlerinin medya tarafından çarpıtıldığını belirtiyor hem de "kendi söylediğinin daha da ilerisinin doğru olduğunu"... Hangisine inanmalı?
Ermeni sorunundan sonra sıra Türk zenginlerinin genellemesine ve aşağılanmasına gelmişti. Türkiye'de "Biz Avrupalı'yız, onlar gibi çatal bıçak tutmayı biliriz" diyen zenginlerin Avrupa'da
da "Biz Türküz" dediklerini, Avrupalılar onlara "pek bilmediklerini" söylediğinde ise çok bozulduklarını anlattı Pamuk bizlere... Onun kaç yıl Avrupa'da bulunduğunu bilmiyorum (ve Türk zengini de değilim) ama benim çocukluğumdan başlayarak uzun yıllarım geçti Avrupa'da, onların çatal bıçak tutmayı veya herhangi bir şeyi bizden daha iyi yaptıklarını hiç görmedim.
Bizden daha çalışkan olabilirler, dürüstlük ilkelerine daha önem veriyor olabilirler, yasaları, yönetimleri daha iyi olabilir ama medeniyet, görgü kurallarında Osmanlı'dan başlayarak gerçek Türk zenginleri (sonradan görmeler hariç) hiçbir zaman Avrupalı'dan geri olmamıştır. Bunu söylemek çok büyük bir yanılgıdır.
Son olarak yakında katılacağı bir toplantıda Avrupalı gazetecilerin kendisine "en gaddar soruları soracaklarından yakınarak bitirdi konuşmasını... Hiç değilse o zamana kadar yakın tarihi bir okuması lâzım, yazar Pamuk'un. En azından öğrenmiş olur, bilerek konuşur ve söylediklerini "Profesyonel davranamadım, sinirlendim" mazeretiyle yalanlamak zorunda kalmaz.
"Önemli yazar"ların en önemli sorumluluğu, görevidir bu!
Yaşayan ölüler!
Malatya'da bir düğünde maganda kurşunuyla ölen Galatasaray Üniversitesi 3. sınıf öğrencisi Begüm'ün annesi Nazan Hanım 20 tane uyku ilacı alarak ölmek istemiş. Yoğun bakıma kaldırmışlar onu... Neye yarar?
Evet intihar çözüm değildir, dinimizde de günahtır, dayanmak, mücadele etmek gerekir, bunların hepsini söyleyebiliriz ama acıların en büyüğünü yaşayan bir ana duyar mı? Kurtulsa bile anlar mı? Koklamaya kıyamadığı, gözünden bile sakınarak yetiştirdiği, hayati çalışmakla geçmiş ve başarıyla eğitiminin sonuna gelmiş tek evlâdını bir sersemin, bir kör cahilin serseri kurşunuyla yitirmeye yüreği dayanır mı?
Her gün Begüm'ün mezarına gidiyor, topraklara kapanarak "Kızım sen burada yatıyorsun, seni öldürenler elini, kolunu sallayarak dolaşıyor" diye saatlerce ağlıyormuş.
Dün de uyuşturucu bağımlısı 30 yaşında bir adamın 17 yaşındaki genç kızı önce kaçırıp, sonra iki kurşunla öldürdüğü haberi vardı gazetelerde. Geride kalan anne ve babası "Kızımızı kaçırdığı zaman mahkeme onu serbest bırakınca başımıza bela oldu" diyerek göz yaşı döküyorlarmış.
Bir değil, beş değil, her gün okuduğumuz ve hiç eksilmeyen, aksine giderek artan olaylar bunlar... Türkiye, kanunlarını uygulayamadığı, suçluları yakalayıp hakettikleri cezayı veremediği için "yaşayan ölüler" türetmeye devam ediyor. Kaçırılan çocukların, öldürülen kızların aileleri eğer yaşayacak sabn bulabiliyorlarsa yaşayan ölüler olarak tamamlıyorlar hayatlarını...
21. yüzyılda biz vatandaş olarak her gün, her saat utanıyoruz. Çözüm bulması gerekenler ne zaman utanacaklar acaba?
"Halkım beni sevsin"!
Bir yazar için en önemli şey kendi toplumu tarafından sevilmektir" diyordu Orhan Pamuk. "Ben Türkiye'nin önemli bir yazarıyım, neden hiçbir gazeteci 'bu dava ne oldu' diye sormadı" diyerek de "sözlerini çarpıttığını" iddia ettiği medyaya sitem ediyordu
Haberin Devamı

