Halk yargıyla karşı karşıya mı bırakılacak?

Haberin Devamı

Dün gözümün takıldığı önemli olayların başında “31 Mayıs’tan sonra başlayacağı bildirilen terör saldırıları” vardı ki bunu ikinci yazımda anlattım.

Mustafa Sarıgül’ün TDH’sının “Kemal Kılıçdaroğlu ülke için umut olabilir. Olumlu adımlar atarlarsa destek oluruz, birlikte yürürüz” açıklaması önemliydi ki (bölünmüşlük yerine) bu durumda gerçekten de en doğru karar olacaktır. Sarıgül’ün de doğru kararı vereceğine bence pek şüphe yoktur.

The Economist dergisinin “CHP’nin yeni Genel Başkanı” ile ilgili;

“Kılıçdaroğlu’nun çıkışı, uzun zamandır umutsuzca güvenilir bir alternatif arayan milyonlarca seçmen için umut kapısı oldu”...

“Onun en güçlü kartı temiz geçmişi”...

“Ezilenlerin hamisi olma rolünü alacak gibi görünüyor. Yüzde 10 barajını da indirme sözü verdi” gibi yorumları ilginçti.

Kılıçdaroğlu’nun “Önder Sav ve İzmir’deki destekçilerinin baskısına rağmen -Kurultay öncesi kendisine destek bildirisini imzalamayan- İzmir İl Başkanı’na “Görevden alma yok, size güveniyorum” demesi vardı ki “nihayet demokratik bir anlayışla karşılaştık” dedirtti. Umarız MYK üyelerinin seçiminde de, Grup başkanvekillerinin seçiminde de Önder Sav baskısını reddeder ve “statüko aynen kaldı” denmesine fırsat vermeden; çalışkan, başarılı ve toplumun benimseyeceği isimlere fırsat tanır.

Bence terör uyarısından sonra haftanın en önemli ikinci haberi Anayasa Mahkemesi’nin referanduma sunulacak Anayasa değişikliği paketinin iptali için 111 milletvekilinin yaptığı başvurunun ilk incelemesini 3 Haziran’da yapacağı haberiydi.

Paketin hepsi mi iptal edilecek, bazı maddeler mi iptal edilecek yoksa başvuru mu iptal edilecek bilinmiyor. Ama...

Bu arada “AKP’nin gözü AYM’de” başlığıyla verilen haberde de iktidar partisinin “Mahkeme’nin CHP’nin talebini reddetmesi dışındaki her karar siyasi olur. Hele AYM kararı referandum sonrasına bırakılırsa Mahkeme kesinlikle halk iradesine karşı gelemez ve değişiklikleri iptal edemez” gibi açıklamalar vardı.

Öyle görünüyor ki “Mahkeme ‘halk iradesine’ karşı” şeklinde bir söylem mutlaka ortaya çıkacak... Ama acaba gerçekler nedir? Millet referandum sürecinde en çok neye dikkat etmeli?

Bu Pazar Her Açıdan’da yine merak ettiğiniz konuları detaylarıyla tartışacağız.

Konuklarım; CHP’nin en deneyimli milletvekillerinden; eski Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Ali Topuz, Ankara Ün. Ceza Hukuku Anabilim Dalı Bşk. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, Bilgi Ün. Ekonomi Öğr. Üyesi Prof. DR. Burhan Şenatalar, Ankara Ün. Hukuk F. Öğr. Üyesi Prof. Mithat Sancar ve Vatan gazetesi yazarı Can Ataklı olacak. Anayasa hukuku (ve AB hukuku uzmanı) Ekrem Ali Akartürk ise programa telefonla katılacak.

Nostaljik bir “eski Her Açıdan’lar” VTR’sini de size izleteceğim son Her Açıdan’ı kaçırmayın.

Vedalaşmak üzere hepinizi bekliyorum.



*****

Ahmet Türk hedef gösteriyor!


Kapatılan DTP’nin eski Genel Başkanı Ahmet Türk bir vatandaştan yumruk yiyerek burnu kırıldığında herkes bunun “çağdışı bir şiddet eylemi” olduğunda hemfikirdi ve ona “geçmiş olsun” dedi.

Türk, her ne kadar en acımasız şiddet eylemlerine imza atan terör örgütünün bu eylem ve söylemlerine tepki göstermeyen, “PKK’yı kınıyorum” veya “PKK bir terör örgütüdür” cümlesi ağzından çıkmayan (çoğu tam aksine PKK’yı bir sivil toplum kuruluşu gibi anan), liderine “önderimiz” diyen siyasi grubun içindeyse de sonuçta o olayda “şiddet mağduru” idi ve büyük bir çoğunluk bu saldırıyı kınadı.

Şimdi aynı Ahmet Türk; CHP Parti Meclisi’ne giren gazeteci Mehmet Faraç için “Kürt sorunu konusundaki görüşleri nedeniyle bölgeye bile giremez. Baykal girebilirdi. Kılıçdaroğlu da...” demiş. İki önemli soru var burada:

1) Türkiye’nin bir bölgesi ayrıldı da Ahmet Türk’e mi verildi?

2) Kendisi şiddet mağduru olan ve ayrıca milletvekilliği yapmış biri nasıl olur da bir başka partiden siyasetçiyi veya farklı görüşten gazeteciyi tehdit edebilir (ki yakında Faraç’ın siyasetçi olarak bölgeye gitmesi mümkündürd) ve tam anlamıyla hedef gösterebilir?

Tabii üçüncü ve dördüncü sorular da şunlar:

3) Ağzından demokrasiyi, demokratik hakları düşürmeyen biri nasıl olur da farklı görüşe açıkça bu antidemokratik söylemde bulunabilir?

4) Devamlı “ötekileştirmeyin, etnik ayırımcılık olmamalı” derken (ve CHP’nin yeni Genel Başkanı hiçbir etnik gruptan söz etmemişken) neden bir yandan da “Kılıçdaroğlu Kürt demedi, Kürtler bunu görüyor” der?

Güneydoğu Ahmet Türk’ün tekelinde olmadığı gibi, bu sözleriyle; Faraç’a veya bir başka CHP’liye yapılacak herhangi bir eylemde kesinlikle sorumluluğu olacaktır.

Öte yanda terör örgütünün başı Öcalan’ın “31 Mayıs’a kadar bekleyeceğini, bu zamana kadar olumlu bir gelişme olmazsa artık hiçbir şeye karışmayacağını” söylemesi...

Aynı günlerde BDP Milletvekili Nezir Karabaş’ın “Operasyonlar durmazsa, bu politikalar sürerse Kürt halkı gerilla mücadelesiyle kalmaz, yaşamı cehenneme çevirir” sözleri zaten Mayıs sonunda PKK’nın büyük eylemler yapacağının işaretiydi.

Dün “PKK’nın Kandil’den Türkiye’deki teröristlere gelen şifreli mesajlarını çözen istihbarat birimleri 31 Mayıs’tan itibaren özellikle büyük kentlerde kanlı saldırılara hazırlandıklarını bildirdiği” haberi geldi.

BDP’nin bütün bu işbirliğini ortaya koyan mesajlarına, kimbilir kaç insanımızın yine terör kurbanı olacağı ihtimaline karşın biz yine de Ahmet Türk’ün yöntemine, şiddet söylemine bulaşmayalım ama soruyorum; BDP mesajlarını Apo’dan mı alıyor ki aynı sözleri tekrarlıyor?

Ve madem ki “örgüte yakınlık” hiç de gizlenmemektedir, ülkenin meşru bir siyasi partisi olarak bu “söyleye söyleye yapılacak terör olayları”na seyirci mi kalacak?

Zira “operasyonlar bitmezse” diye tehdit savurdukları operasyonlar “terör eylemleri bitmediği için” yapılıyor, tiyatro oynamaya gerek yok!

DİĞER YENİ YAZILAR